Sampiyonlar Ligi'nde üçüncü maçını oynayan Beşiktaş, tek de olsa puanla tanışabildi. Aynı şeyi Beşiktaş için değil, Mustafa Denizli içinde söylemek lazım. O da Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk puanını aldı...
Beşiktaş, dün akşamki karşılaşmaya alışık olmadığımız bir sistemle çıktı; 4-3-3, daha sonra Tello'yu da orta sahaya çekerek 4-4-2'ye döndü. İlk yarıda inanılmaz kötü bir Beşiktaş izledik. Bir telaş bir panik...
Ya bana pas verirlerse diye adeta pas almaktan kaçan futbolcular, top kazanıyoruz hücuma geçeceğiz çok rahat pozisyonlarda inanılmaz pas hataları, sağdan-soldan gelen yağmur gibi ortalar...
Beşiktaş defansı vuruyor, top on saniye orta sahada forvetimizde kalmadan duvar gibi tekrar defansımıza geliyor. Helal olsun defansımıza.. Bıkmadan usanmadan bu duvar gibi gelen paslara müdahale ettiler.
İkinci yarıda daha iyi pas yapan, rakip kalede daha çok hücumu düşünen bir Beşiktaş izledik. Bir çok pozisyonlarda bulduk. Eğer son final paslarında başarılı olabilseydik özellikle Nihat ve Bobo kaleciyle karşı karşıya kalmaları içten bile değildi. İbrahim Kaş, ilk yarıdaki birkaç hatası dışında fena değildi ama Beşiktaş takımında oynayan bir futbolcu böylesine basit hatalar yapmamalı.
Ferrari'yi çok beğendim. Son derece soğukkanlıydı. Çok kritik yerlerde ve zamanlarda yaptığı müthiş müdahalelerle rakibe gol imkanı vermedi. İbrahim Üzülmez, takımın en yaşlısı, ama en genci kadar elinden gelen mücadeleyi gösteriyor.
Özetle; grupta ilk puanımızı alırken kendi sahamızda oynayacağımız CSKA ve Wolfsburg maçları çok daha fazla önem kazandı. Bu maçları kazanmaktan başka çaremiz yok. Beşiktaşlı futbolcuları alkışlıyorum. Futbolundan daha çok yaptıkları mücadele için.