Çek futbolcu Karel Poborsky, Euro-96'daki performansıyla dünya futbolunun gündemine bomba gibi bir giriş yapmıştı. O sene final oynayan Çek Cumhuriyeti takımının en süratli, en teknik ve kuşkusuz en şık bitirici vuruşları olan ismiydi.
Sarı uzun saçları ve kendine has stiliyle topu ayağına yapıştırdığında tutulması imkansız olan Karel Poborsky, kupadan sonra Manchester United'a transfer olmuş, David Beckham ile kariyer sıçrama çizgileri kesişince Portekiz'e gitmişti.
Beşiktaş-CSKA maçının 41'inci dakikasında Sırp futbolcu Krasiç, topu Beşiktaş ağlarına gönderdiğinde gözümün önünde Poborsky golleri resitali beliriverdi nedense...
Daha topla ilk buluştuğu pozisyonda esas sorunun CSKA takımının tamamı değil, Krasiç olacağı belliydi. Topla buluştuğundaki ilk hızı, fizik gücü, yere basma kuvveti; geriye dönüşlerdeki enerjisiyle sahadaki diğer 19 adamdan ayrılıyordu. Öpücük yağmuruna tutulan Rüştü ve Beşiktaş'ın transfer radarında olduğu iddia edilen Akınfeev'i saymıyorum farkındaysanız.
Mustafa Denizli'nin neden ona adam markajı uygulamadığı sorusunun aslında basit bir cevabı var. Bu tip oyuncuları takım savunmasıyla durdurabilirsiniz. İnönü'deki oyunun 41'inci dakikasında Beşiktaş takımı kötü takım savunmasının cezalandırıcısı ile karşılaştı. Ne tuhaf Poborsky de adam markajıyla tutulan bir futbolcu değildi.
Poborsky'de aynı bu çocuk gibi korner atar, aynı bu çocuk gibi savunmaya koşardı. Krasiç, dün akşam izlemeye değer en özel adamlardan biriydi.
Oyundan çıktığında tribünlerden aldığı alkış, bu satırlarda neden bu kadar yer bulduğunun açık kanıtıdır.
Nitekim ikinci yarıda Beşiktaş'ın sol kanat mahreçli ataklarında geriye koşan, hızıyla yol kesen, nefesiyle rahatsız eden Krasiç çıktıktan sonra İbrahim ortaladı ve Bobo dengeyi getirdi tabelaya.
Dzagoev'in İbrahim Toraman tarafından markaj altında tutularak etkisizleştirilme sürecinde Beşiktaş esasında rakibin en zayıf tarafı olan savunma ortasına bir iki baskın düzenleyip Tello ile oyunun kaderini değiştirecek şansı bulmuştu.
İlk yarıda Rus savunmasının arkasına ikiye birlerle girilebileceğini gördük. Emanet stoperi ve göbeğin uyumsuzluğu ortadayken, defansif özellikli bir on bir yerine araya yumuşak ve isabetli toplar bırakabilecek Yusuf nasıl dururdu acaba? Akınfeev'in bacak arasından gol yeme zaafı bile varken!..
Kabul etmeli, Beşiktaş bu takımla Avrupa Ligi'nde bir yere gidemezdi. Bunu lig yarışında kazanılmış bir kale olarak görmek Pollyannacılık olmaz...
Krasiç'i izleyip lige dönmek
09 Aralık 2009 11:22