Cenevre’den önceki akşam Türk Hava Yollarının tarifeli uçağıyla Futbol Federasyonu’nun önde gelen isimleri ile birlikte döndük. Suratlarımız oylama sonucundan ötürü doğal olarak 5 karıştı. Cuma günkü yazımızda Tercüman’ın Spor Müdürü Cihangir Özbay’ın başlığa çıkardığı gibi 7-6 skorunu bilmiştik ama ne yazık kazanan ülkede yanıldık.
Kulis faaliyetlerini başından sonuna kadar izleyen biri olarak tabii ki UEFA İcra Kurulu’nun son anda değişen kararını tasvip etmiyoruz ama şunu altını çizerek belirtmek isterim ki Türkiye’nin bu platformda yetiştirdiği en büyük isim olan Şenes Erzik başından sonuna dek bu ülke için çalıştı. Türk Futbolunun aldığı başarılarda sanki onun hakkını çok mu verip, onun emeğini karşılığını teslim ettik ki başarısız olunca onu çarmıha germek istiyoruz. Bu ülke Fenerbahçe’de UEFA Kupası finali oynatırken Şenes Beyin adı aklımıza mı geldi. Türkiye, EURO-2008’de İsviçre’de başarıdan başarıya koşarken Şenes Beyin adını aklımıza mı getirdik de şimdi onu hedef almaya çalışıyoruz? O açıdan "İyi olunca Allah'tan, kötü olunca şundan" mantığını bırakmalıyız. Şenes Beyin "Şuna şöyle yardım ettim bize oy verdi" demesini beklemek ise akılcı bir yaklaşım değil.
Kabul etmesek de handikaplarımız şunlar:
1)Terör
2)Trafik
3)Ramazan ayının tarihi
4)Bitmemiş stadlar
Toplantıda kararın açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül basın mensuplarının sorularını cevaplandırıyordu. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, biz ülkede terör olduğunu kabul etmesek de 5 kişi silahlarını bel çantası gibi bir şeyin içinde tutarak olası bir saldırıdan koruyordu. Girdiğimiz salonda akreditasyon kartımızı aldıktan sonra üstümüz aranmadı. Yani potansiyel bir terör korkusu olmamasına rağmen biz Cumhurbaşkanımızın böyle korunmasını talep etmiştik.
Yine kabul etmesek de bir başka handikap trafik anarşisi. Rakibimiz Fransa’nın el altından bizim şampiyonayı organize etmeyi düşündüğümüz kentlerdeki trafik anarşisinin sonuçlarını icra kurulu üyeleriyle paylaştığı kulaktan kulağa yayılan söylentiler arasında.
Avrupa ülkeleri açısından bir başka handikap da şampiyonanın Ramazan ayına denk gelecek olması kuşkusuz. Bu tür şampiyonalarda içki içme alışkanlıklarını sürdüren Avrupa ülkesi taraftarlarının Konya ve Kayseri gibi biraz muhafazakar sayılabilecek illerde bu işin nasıl olacağı sorusuna cevap arandı icra kurulu toplantısında.
Aday olacağımız şehirlerin çoğunun stadının proje aşamasında olması da ayrı bir dert. Devlet garantisi verdik deniyor. Uluslararası mecralarda herkes her şeyin ne yaptığını biliyor. Aynı kişiler "Siz Dünya Basketbol Şampiyonası’nın salonları için de devlet garantisi vermiştiniz. Ama sonra çıktı Antalya’da Mimarlar Odası şehrin kaderini değiştirdi. Şimdi o maçlar Kayseri’de oynanacak" diyorlar.
Fransa’da TGV adı verilen (Train Grand Vitesse) trenleri ile çok seyahat ettim. Tamam ulaştırma alalında bizde önemli bir atılım var ama hala onlardaki sistemin 20 yıl önceki halini bile yakalamış değiliz.
Bu açıdan "Bize niye verilmedi çok hakkımızdı falan" diye düşünsek de bir an önce bu eksikleri tamamlayıp bir sonraki sınavlarımıza daha iyi hazırlanarak çıkmalıyız.
YEME-İÇME İŞLERİ SAÇMA
Dünkü gazetelerde okuyup katılmakta zorluk çektiğim bir başka nokta da son iki gün Platini’nin İcra Kurulu üyelerini yedirip içirtip kararlarını değiştirdiği. Beyler affedersiniz bunlar o kadar sıradan insanlar mı ki, iki köfte 3 ekmek arası balık falan kararını değiştirecek. Tabii ki bu insanların da mutlaka etkilenebileceği şeyler olabilir ama bu kadar basit düşünmemek lazım.
DEFNE SAMYELİ VE SİNAN ÇETİN
Sinan Çetin’i filmden ötürü kutlamak lazım. Belki seçilen çocuk Barış’ın isminin İngilizce karşılığı da vurgulanabilirdi. Bir başka 10 üzerinden 10 da Defne Samyeli’ye. Bilmeyenleriniz olabilir, Defne bu performansı Fransızca da sunabilecek kadar kendini mükemmel yetiştirmiş biri. Defne bence bundan sonra yapılacak her türlü uluslararası organizasyonda kullanılmalı. Fransa ve İtalya sunumlarında marka olmuş eski futbolcularından yararlanırken bizim böyle bir şeye önem vermemiz yanlıştı. Bu ülkeyi yurtdışında başarıyla temsil etmiş biri sunumun içine katılabilirdi.
TELEKONFERANS DENDİ BANT ÇIKTI
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın telekonferans denilen hitabı ise önceden kayıt edilip banttan okunan bir görüntüydü. Başbakan dinleyenlere doğru mesajlar verdi ama ne yazık ki gücümüz almaya yetmedi. Bu arada Fatih Terim’i İtalyanlar kendi sunumlarındaki filmde, UEFA da anons gösterilerinde hatırlarken bizim yokmuş gibi davranmamız eleştirilebilecek bir konuydu. Sonuç olarak bu muhteşem şampiyonayı ülkemize almış olsaydık bu ülkenin futbol ailesi olarak mutlu olacaktık ne yazık ki başaramadık.
Bundan sonra başarabileceğimiz en önemli şey, umut kesmeden yeni şampiyonalara evsahibi olmak için hazırlanmak ve 2016’da Fransa’da Avrupa Şampiyonu olarak Platini’ye ders vermek olabilir.
O kupayı başkan olarak o koltukta oturuyor ise Michael Plati’nin elinden almak ayrı bir zevk gibi duruyor. Hoş Platini görevde olmasa da, Cenevre’deki oylamayı yerinde izleyen Digitürk’ün Genel Müdürü Ertan Özerdem aynı duygularla, Platini'nin evine Digitürk cihazı gönderebilir. Böylece Platini final maçını, bu şampiyonanın HD haklarını almasını beklediğimiz Digitürk’ten, hatta arzu ederse uzaktan kumanda cihazının language tuşuna basarak orijinal anlatım dili ile basmazsa da Türkçe olarak dinleyebilir(!)
İyiyse Allah'tan kötüyse Şenes Beyden(!)
30 Mayıs 2010 14:17