Bir futbolcunun ‘kariyeri’ hakkında ne zaman konuşabiliriz? Sadece bittiğinde daha önce değil. Önceki gün Galatasaray-Gaziantep maçını izlerken Serdar Kurtuluş’u görünce aklıma geldi. Tigana, ‘sağ bek’ olarak gelen oyuncudan defansif orta saha yaratmaya kalkınca amma bozulmuştuk. Çünkü ezberimiz bozulmuştu. Sevmeyiz biz ezberimizin bozulmasını. Zaten zar zor ezberlemişiz, alla alla. Şimdi Gaziantep’te dünün büyük yıldız umudu. Kötü bir şey mi bu? Hayır. Kendisi kötü bir şey olduğunu düşünmüyorsa tabii.
Maç sonrası Aydın’dan bahsettiler ‘Yüzde 100 Futbol’da. “Herkes Aydın’ı Konyaspor’a uzatma dakikalarında attığı golle hatırıyor, sonra ne yaptı?” diye sordu Rıdvan Dilmen. Arda Turan’ın “Bizim jenerasyonun en yeteneklisiydi” dediği, V. Manisaspor’dayken çıktığı Galatasaray maçında, “Karşımda Aydın oynayacaktı, benden daha hızlı, benden daha teknik” diye anlattığı Aydın’a, ‘Figo’ dedilerdi o günlerde. Biz neden çocukların illa Figo ya da Zidane olmasını isteriz, belli değil. Zidane’dan aşağısı Kasımpaşa olduğu için bu ülkeden Iniesta çıkmıyor, haberimiz yok.
‘Yeteneğe övgü’ düzeninde, ‘çaba’nın zerre değeri yok. O maçtan beri kariyerine devam eden, geçirdiği sakatlıklara rağmen elinden geleni yapan ama şu ya da bu sebeple bugünkü vasat futbolcuya dönüşen Aydın’ın çabasının değeri yok. Oysa Aydın’ın kariyeri bitmedi, belki yapacakları bitmedi, fark etmez, biz bitirdik onu kafamızda. Bitti gitti.
Bu ülkede Arda olmak zor ama inanın Emre Aşık olmak daha zor. ‘Kısıtlı’ yeteneğine karşı kariyerinde her dönem üst düzey takımlarda oynamayı başaran, bu yaşında milli takımda oynayan, yedek kalmaktan gocunmayan, yedek kaldığı için çalışmasını aksatmayan ve forma bulduğu her an hazır olan Emre Aşık asıl zor işi başaran. Hata yaptığı maçtan sonra açtığı her televizyonda “Emre Aşık bunu hep yapıyor” yorumunu duya duya kariyerini bu noktaya getirebilen Emre Aşık’a bravo demek gerek asıl. Emre Aşıklar diye çoğul konuşmak isterdim ama bu da mümkün değil..
Bu ülkede ‘yetenekli’ oyuncu olmak çok kolay. Öyle doğuyorsun, senin işin bitiyor. Sonra istediğini yapmak serbest; gez, iç, kumar oyna, tarikata gir. Sırtında yumurta küfesi yok ya. Olursan ‘kral’ oluyorsan, olmazsan “Ne topçuydu ama..” diyorlar. İkisinin sonunda da yorumcu olma şansı hep var. Kötü oynadığın maçlar, heba ettiğin seneler, kötü örnek olduğun gençler unutuluyor, geriye kalıyor, “Ne oynamıştın abi ya Real Madrid maçında” geyiği. Tek maç, tek sezon, iki frikik.. Yeter..
Yeteneksizlerin de spor yaptığı bir ülke, çabanın değer bulduğu bir futbol düzeni hayal ediyorum. Aydın’ın (bak, maç performansı demiyorum) ‘kariyerinin’ o futbolu bırakmadan değerlendirilemeyeceği bir düzen. Çünkü, “Bitmeden bitmez. Hatta bittiğinde bile bitmez”. Bu ‘geleceğin ‘eski’ yıldızları’, torunlarına yılmadan çalışan bir oyuncunun başarı öyküsünü mü anlatacaklar, yoksa ‘Bir zamanlar ben de İstanbul’da top oynamıştım’ diyen huysuz bir ihtiyar mı olacaklar karar versinler. Çünkü buna ancak kendileri karar verebilirler.
Sahi, Elano neden çıktı?
Önceki günkü yorumların, dünkü yazıların baş kahramanıydı Rijkaard. “Elano neden çıktı?” konu başlığı altında eleştirildi. Jo oyuna girerken o ana kadar kötü performans sergileyen Nonda’nın çıkması gerekiyordu onlara göre. Nonda çıksaydı, “Rakip 10 kişi, çift santrafora dönsene” diyeceklerini bilmiyormuşuz gibi yapalım hadi de, peki onlar Nonda bu takımın Avrupa Ligi’nde şu anda TEK santraforu olduğunu bilmiyorlar mı? “Rijkaard NEDEN Nonda’yı çıkartmadı acaba?” diye düşünmek, buna kafa yormak, oyuncusunu kazanmaya çalışan Rijkaard’ın bu tutumunu övmek ya da en azından anlamaya çalışmak bu kadar zor olmasaydı keşke. Iniesta’lar yaratan bir futbol düzeni istiyoruz.
Zidane, Figo yok bari Iniesta verseydik...
26 Ocak 2010 11:45