Geçen ay Abdülkadir Yücelman'ı da yitirince, üzüntümüzü 'Git artık 2009!' şeklinde dile getirmeye çalışmıştık. Yaz aylarında Orhan Şengürbüz kardeşimizle Vedat Okyar dostumuz gibi iki güzel adamın ardından yakın zamanda yine çok değerli meslekdaşımız İlker Ateş'i ve daha sonra da Veli Necdet Arığ ağabeyimizi kaybetmiştik...
Böyle bir yıl daha uzun sürmemeliydi.
Eh, sonunda 2009 da gitti!
2010 geldi...
Peki 2009'a isyanımıza yol açan gelişmelerin 2010'da yaşanmayacağının bir garantisi var mı?
Bu mümkün değil... Hatta benzer birtakım olayların yine yaşanacağını tahmin etmek çok daha mantıklı...
Bizi mesleksel açıdan ilgilendiren yönüyle yine sportif başarısızlıklar ve bunun hem nedeni hem sonucu olan tatsızlıklar hayatımızda önemli bir yer tutacak.
Elbette ki yeni yıldan beklentilerimiz ve umutlarımız var.
Her zaman da olacak...
Peki, bunların ne kadarı gerçekçi? Hangileri gerçekleşebilir? Hangi beklentilerimiz konusunda olumlu gelişmeler olabilir?
İşte orası epeyce kuşkulu...
Elbette ki çok da karamsar olmaya gerek yok. Mutlaka doğru ve önemli işler yapılacak, birtakım iyilikler, güzellikler yaşanacak.
Fakat bize asıl gerekli olan şu sözü söyleyebilmemiz pek mümkün olmayacak: Çok şükür, saçmasapan birtakım çekişmeleri geride bıraktık. Artık iyi bir geleceğe doğru sağlam adımlarla yürüyoruz.
Yani ülkemiz ve haliyle sporumuz ehil ellerde, son derece iyi yönetiliyor. Birikmiş sorunlar bir bir çözülüyor, ertelenmiş atılımlar yapılıyor; spor yapan insanlarımızla lisanslı sporcu sayımız çığ gibi büyüyor...
Atletizmde, yüzmede, teniste büyük atılımlar yapıyoruz. Henüz şampiyon sporcularımız yok, uluslararası alanda pek kendimizi gösteremiyoruz ama yakın gelecekte kürsülere tırmanabileceğimizi herkes görüyor...
Güldüğünüzü biliyorum.
Doğrusunu isterseniz 2010'dan farklı birşeyler ummak yerine uzun yıllardır niçin bu kadar çok patinaj yaptığımızın üzerinde düşünmek daha anlamlı geliyor bana... Bütün sorunların halının altına süpürüldüğü, o sorunlarla birlikte yaşamaya alıştığımızı sanırken nasıl çürüyüp gittiğimizi bile farkedemeyişimiz...
Bugün mutlaka yapılması gereken işi yarına filan değil belirsiz bir geleceğe erteleyişimiz...
Gününde çok daha rahat halledilebilecek sorunların bu ertelemeler ve görmezden gelmeler yüzünden çığ gibi büyüdüğünü de görmezden gelişimiz...
Bu kadar acı ve acıklı durumdayken bir yandan da dünyada bizden başka akıllı kalmadığını düşünüp o tür işlere hiç ara vermeyişimiz...
Değişebilir mi dersiniz?
Kısacası, 2010'dan umutlu olabilmek için elimizde pek dişe dokunur veriler yok.
Fakat yine de iyimser olmalıyız.
Çünkü başka türlüsünün de bir halta faydası yok.
Mutlu yıllar.