Geçici transfer dönemi pazartesi günü başladı. Çoğu takım oyuncu arayışında. Yine doğru dürüst araştırılmadan, yine isabetsiz seçimler yapılarak, yine yanılgı payının yüksek olacağı bir süreci yaşayacağız. Özellikle de yabancı oyuncu transferlerinde.
Aslında Türk futbolunun en büyük sıkıntılarından birisi bu. Yabancı oyuncu alımındaki özensizlik, dikkatsizlik, her yıl 10 milyon dolarlarla ifade bulan bir kaynak israfını beraberinde getiriyor.
Çünkü çoğu kulüp, halen daha tavsiyelerle oyuncu alıyor. Uzun süreli araştırma, soruşturma, izleme yerine, bazen çıkar ilişkilerine de girilen menajerlerin önerdikleri, dayattıkları, abartılı bir dille anlattıkları oyuncuları kadrolarına katıyor.
Yabancı oyuncuların lig performanslarına baktığımızda, bu yanılgıların hangi boyutlara ulaştığını açık seçik gözlememiz mümkün.
Bu sezonun ilk yarısında, Süper Lig'deki 17 takım, kadrolarında 128 yabancı oyuncuya yer verdi.
8 oyuncunun kadroda, 6'sının sahada olabileceği sistemde, ligin yabancılarından yararlanma oranı maç başına 56,61 dakikada kaldı. Bunun anlamı şu; 17 takım, genel ortalamada her 90 dakikada 3,77 oyuncudan yararlandı! Yabancı oyuncuların ilk yarı boyunca sahada olmaları gereken toplam süre 156 bin 420 dakikaydı. Ancak uygulamada bu, 88 bin 551 dakikayla sınırlandı.
Konuyu daha farklı örneklerle detaylandırayım; süreye bağlı performansta, yabancı oyuncularından Fenerbahçe yüzde 88,70, Beşiktaş yüzde 88,39 oranında verim aldı. Bu oran Gaziantepspor'da yüzde 74,73, Trabzonspor'da yüzde 73,84, Kayserispor'da yüzde 73'e ulaştı. Galatasaray'da yüzde 60,57, Bursaspor'da yüzde 58,24 oldu. Manisaspor yüzde 46,16, Kasımpaşa yüzde 42,19, Sivasspor yüzde 36,82 gibi son derece düşük bir performansı yaşadı.
Bir başka örnek vereyim... 128 yabancı içerisinde 8'i 100 dakikanın, 35'i 200 dakikanın, 48'i 500 dakikanın altında oynadı. 1.000 dakikanın üzerine çıkan oyuncu sayısı 44'ü aşamadı.
Ankaraspor'un ligde olduğu dönemde karşılaştığı Antalyaspor, Gençlerbirliği, Galatasaray ve Gaziantepspor'un 1.530, diğer 13 takımın 1.440 dakika süren ilk yarı mücadelesinde, yabancı oyuncuların yarısı vasatı bile tutturamadı. Süreye bağlı performansta tam 64 oyuncu, takımlarının ilk yarı maçlarının yarısında bile yer alabilecek bir performansı sunamadı.
Mbemba (Sivasspor) 16, Gustave Sylla (Denizlispor) 22 dakika ile bu süreçte en az süre alan oyunculardı.
Zapotocny (Bursaspor), Kanfory Sylla (B.Belediyespor), Ivesa (Eskişehirspor), Leo Franco (Galatasaray), Julio Cesar De Souza (Gaziantepspor), Kahe (Gençlerbirliği), Andre Moritz (Kasımpaşa), Souleymanou (Kayserispor), Gustavo Colman (Trabzonspor) takımlarının tüm maçlarında oynadı.
14 yabancıyla ilk yarıyı tamamlayan Ankaragücü, futbol tarihimizde az rastlanır bir verimsizliğe imza attı. Konate 123, Bebbe 129, Padilha 164, Ian Henderson 137, Luiz Henrique 180, Sosibo 198, Theo Weeks 206, Brabec 262, Iglesias 329, Risp 36, Meye 496 dakika sahada kaldı.
Bu verilerin ortaya koyduğu sonuç şu:
Kulüpler, yabancı transferinde inanılmaz yanlışlar yapıyor. Zaten zayıf olan ekonomilerini, çoğu lâf olsun diye aldıkları yabancı oyuncularla büsbütün batağa itiyor. Büyükler bu konuda çok daha yeterli. Çünkü ciddi rakamlar harcayarak, çoğu zaman üst düzey oyuncuları kadrolarına katıyor. Gaziantep- spor ile Kayserispor da isabetli transfer yapan takımlar arasında. Ama diğerleri, yani büyük çoğunluk, neredeyse yarı yarıya isabeti bile zor tutturuyor.
Kulüpler, yabancı transferinde inanılmaz yanlışlar yapıyor. Zaten zayıf olan ekonomilerini, çoğu lâf olsun diye aldıkları yabancı oyuncularla büsbütün batağa itiyor. Büyükler bu konuda çok daha yeterli. Çünkü ciddi rakamlar harcayarak, çoğu zaman üst düzey oyuncuları kadrolarına katıyor. Gaziantep- spor ile Kayserispor da isabetli transfer yapan takımlar arasında. Ama diğerleri, yani büyük çoğunluk, neredeyse yarı yarıya isabeti bile zor tutturuyor.
Bu konuyu özellikle dile getirme ihtiyacını duydum. Dilerim, şu transfer döneminde biraz olsun ders alan çıkar.
Bu ülkede Ali Turan olmak
Gelin, bir empati yapalım.
Gelin, bir empati yapalım.
Ali Turan'ın yerinde olsaydınız, nasıl davranırdınız?
"Takımım tarihinde ilk kez bu denli başarılı bir sezon geçiriyor. İki hafta üst üste lider olduk. Ben ve arkadaşlarım gerçekten büyük mücadele verdik. İlk defa şampiyonluk yarışının içerisine girdik. Beklentileri yükselttik. Kaptan olarak sorumluluklarım var. Böylesine bir sürecin içine girmişken, takımımı, arkadaşlarımı bırakmam, her şeyden önce etik olmaz. Ve bu aşamada bana yakışmaz. Profesyonellikle zaten bağdaşmaz. Lider olmanın sorumluluklarıyla uyuşmaz" mı derdiniz?
Yoksa, "Bu ülkede her oyuncunun hayali büyük takım formasını giymektir. İşte beklediğim fırsat. Yıllarca emek verdim ve hedeflediğim yerin yakınına geldim. Evet, bu transfer çok tartışılacak. Hatta beni de yıpratacak. Ama kendimi, geleceğimi, çıkarlarımı düşünmek zorundayım. Hem sezon sonunda sözleşmem bitiyor. Serbest oyuncu oluyorum. Kayserispor da bir miktar para kazanır. Tabii ki böyle ayrılmak istemezdim. Ancak bu fırsat her zaman ele geçmez. Değerlendirmeliyim" mi?
Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullar, hele 1980 sonrası yaşananlar, geçmişin alışılagelmiş duruş, davranış, düşünce biçimini, yaklaşık 30 yıldır yerle bir etmiş durumda. Geçmişte aksinin düşünülmesi bile ayıp olan değer yargıları, şimdilerde çoktan unutulmuş konumda.
Ali Turan, bir zamanlar toplumun en önemli dinamiği sayılan o değerlerin dışlandığı sürecin genci. Bir anlamda, o kültürle yoğrulmuş bir yaşamın parçası. Fırsatçılığın vazgeçilmez düstur, etik değerlere saygı duymanın ve bir duruşu korumanın saflığın da ötesinde aptallık olarak algılandığı bir toplumun ferdi.
Hâl böyle olunca... Gemiyi zamansız terk etmeye kalkmak kaptanın sorumsuzluğu mu? Bir yaşam biçimi gibi dayatılan toplumsal sorun mu?
Ve onun tercihi, ticarette, siyasette veya iş yaşamını biçimlendiren herhangi bir meslekte de artık benzer şekilde yapılmıyor mu?
Bu toplumun fertlerinin büyük çoğunluğu, ne yazık ki kendisine saygı duymayı unuttu. Hayıflanmamız gereken asıl konu bu!
Nasıl çıksın ki!
Rekabet, futbolun vazgeçilmez değeri. Ama sistem, bizde küçüğün büyükle rekabete girmesine asla izin vermiyor!
Nasıl çıksın ki!
Rekabet, futbolun vazgeçilmez değeri. Ama sistem, bizde küçüğün büyükle rekabete girmesine asla izin vermiyor!
Biraz serpilmeye başladığında, hemen dengeleri altüst ediliyor. Ya oyuncunuza çengel atılıyor... Ya da paranın cazibesiyle yöneticinin kafası karıştırılıyor. Zaten kısıtlı olan kadroda, öyle ya da böyle bir hasar yaratılıyor.
Hatırlayın, geçen sezon Mehmet Yıldız transferleri ayyuka çıkmış, Sivasspor'un kimyasıyla oynanmıştı.
Şimdi Bursaspor ile Kayserispor çıkışta... Sercan ile Ali Turan gündemde!
Benzer film, her keresinde farklı versiyonlarıyla oynatılıyor!
Sonra da "Anadolu'dan niye şampiyon çıkmıyor" tartışmaları yapılıyor.
Nasıl çıksın ki? Büyük, her fırsatını bulduğunda küçüğün bir tarafını kanatıyor.