Galatasaray'ın yeni bir yapılanmaya gireceği söyleniyor. Bence işe sahadaki kadrodan ziyade 'saygıdeğer' bir müze yapmakla başlamalı.
Kenny Dalglish... Adı söylendiğinde hazırola geçmeyecek futbolsever var mı? ‘Kral’ lakaplı futbolcu neredeyse düşme hattında devraldığı takımı küllerinden yarattı. Sıfırdan başlamasına gerek yoktu çünkü takımın bir parçası olmadığı zamanlarda maçları tribünden izliyordu. Aynı koltukta. Her maçı.
Galatasaray’ın da kralı vardı: Hakan Şükür. Futbolumuzun en görkemli kariyerine sahip isim olarak bıraktı futbolu. Gerçi bırakmayı düşünmüyordu, kibarca zorlandı, bu yüzden muhtemelen ‘kırgın’ olarak ayrıldı Florya’dan. Sonrasında da bildiğimiz kadarıyla kombine filan almadı. Maça gittiyse de muhtemelen Şeref Tribünü’ne gitti. Krallıktan bir hayır gelmeyeceğine inandı ki milletvekili olmayı seçti.
Liverpool’un basık tavanlı ‘Ustalara Saygı’ odasında gelmiş geçmiş teknik direktörlerin fotoğrafları asılı. 1892’den bu yana toplam 18 kişiler zaten. Aralarında kovularak ayrılmış 1-2 kişi var. Liverpool’un başındayken hiç kupa alamamış teknik direktörlerin sayısı da çok az ama gel gör ki bundan ziyade, teknik direktör kovmamakla gurur duyuyorlar işte. Shankly, Paisley derken gözleri parlıyor. Ama Billy Liddell derken de, Ian Callaghan derken de, Ian Rush derken de, Fowler derken de parlıyor gözleri. 1890’dan bu yana her 10 yıl için iki futbolcu seçmişler, ‘Liverpool Hall of Fame’ yapmışlar. Bu listeye girmek için yıldız olmak yetmiyor, ilham veren bir karakteriniz de olmalı. Bazı şeylerin kupaların önüne konduğu böyle bir tabloda Liverpool’un en son hangi yıl şampiyon olduğunun önemi var mı? 20 yıl desem kimse inanır mı?
Galatasaraylıların gözleri kimin adı söylenince parlıyor peki? Bülent Korkmaz? Fatih Terim? Hakan Ünsal? Taffarel? Prekazi? Tanju? Mondragon? Song? Hagi? Arda? ‘Galatasaray Hall of Fame’ yapalım desek ve Liverpool’la aynı kıstası geçerli kılsak kimleri yazarız o listeye? Kaçı kovulmamıştı sahi? Kaçına jübile yapılmıştı? Kaçı ayrıldıktan sonra “Galatasaray benim için kutsaldır, hakkında konuşmam” demişti? Hangisinin müzeye değil forması, bir fotoğrafı asılmıştı? Hangisi ‘bütün’ Galatasaraylıların kalbinde aynı müstesna yere sahip acaba?
Yeni başkan Ünal Aysal’ın yönetimindeki 16 kişinin 9’u ‘Liseli’. Kim olduklarının bir önemi yok, bir kısım taraftar sadece bunu duyunca bile otomatikman liseye saydırmaya başlıyor. Kimi Abdurrahim Albayrak’a, kimi Emir Sarıgül’e takık. “Fatih Terim gelecek” diyorlar, yarısı ‘Oh’, diğer yarısı ‘Of’ çekiyor. Neden? Çünkü Galatasaray taraftarı dibi gördüğünü düşünüyor, görmediğinden korkuyor. Bir başarısız döneme daha tahammülü yok. Egosu kırık. Morali bozuk. Başı eğik. Yüzü asık. Formasına adını yazdırdığı adamın kulübü hakkında düz gittiğini de, saygı duyduğu isimlerin takım başaşağı giderken kenardan kıs kıs güldüğünü de görmüş. Kötü giden işlerin düzelmeyeceğinden, iyi gidenlerin kötüye gideceğinden endişeleniyor. İnanmıyor. Nasıl inansın?
Peki bu ortama, ilk mağlubiyette adı Martin ‘Gol’e dönüşecek Jol’ü nasıl getireceksin? Ahmedov izin vermezse şuradan şuraya gidemeyecek Lucescu gelse ne olur? Rijkaard geldi de ne oldu?
Sevginin olmadığı bir ortamda zor yaşanır ama yaşanır. Ama saygının olmadığı ortamda yaşamak imkânsızdır. Bugün Galatasaray’ın en ihtiyacı olan şey sevgi değil. Eski/yeni futbolcuyu, eski/yeni teknik direktörü, eski/yeni başkanı sevmeyebilirsiniz ama saygı duyarak işe başlayabilirsiniz. Öte yandan saygı, sevgiye benzemez: Karşılık bekler. Onlara saygı gösterdiğinizde, onlardan da bu kulübe ve değerlerine saygı beklemek en doğal hakkınız olur. Hedef saygın bir Galatasaray’sa başlangıç noktası Florya değil müze olmalı. Orası olması gerektiği gibi olmadıkça başka hiçbir yerin olması mümkün değil.
Ustalara saygı gerek
18 Mayıs 2011 12:18