Tolunay Kafkas, ağlamaklı 'Üçüncülüğün değeri yok mu' diyor. Böyle gelmiş böyle gitmez diyenler için üçüncülüğün bir değeri var.
Hafta sonu oynanan Trabzonspor-Gaziantep maçından sonra kameralara konuşan Tolunay Kafkas ağlamaklıydı. Maça iyi başladıklarını ancak 25. dakikadan sonra oyunun kendileri için bittiğini anlatırken, “Bu ülkede sadece birincilik ve ikincilik yarışı var. Üçüncülük kimsenin umurunda değil. Ama benim için, camiam için çok önemli” dedi.
Futbolumuz ve takımlarımız her daim fazlasıyla ‘kritik maçların’ ya eşiğinde ya ertesinde olduğu için, röportaj basınımızda soyu tükenmekte olan bir haber alma biçimi malum. Bu yüzden hemen herkes hakkında olduğu gibi Tolunay Kafkas hakkında da bilgimiz rivayetlerle sınırlı. Çok okuyan, çok düşünen, bu işlere kafa yoran bir insan olduğunu ‘duyuyoruz’. Maç sonu demeçleri bu duyumlarımızı doğruluyor. Kendini yalnız hissediyor olmalı ki bu ortamda, suratında her zaman bir ‘lanet olsun içimdeki futbol sevgisine’ ifadesi hâkim.
Tolunay Kafkas, Trabzonspor maçı sonrası kameralar aracılığıyla ekran başındaki etkili ve etkisiz insanlara “İzin verirseniz üçüncü olabilir miyiz?” diye soruyordu ağlamaklı. “Üçüncü olmaya hakkımız var mı? Bu ülkede üçüncülüğün bir kıymeti var mı? Benim Gaziantepspor’la şampiyon olmayı isteme hakkım var mı? Varsa bu hakkı aramak istiyorum. İzin verirlerse biz de şampiyon olmak istiyoruz. İzin yoksa, söylesinler de maçları boşu boşuna oynamayalım.”
Bu demeçleri her maçtan sonra duymak isteyenlerdenim. Derdi, sadece kendinin nereleri hak ettiği, o büyük takımlara gelirse neler neler yapacağı olmayan bütün hocaları, önlerindeki maçlardan başka yerlere de bakabilen futbolcuları, konuştuğunda insanı küfretmeye değil düşünmeye teşvik eden yorumcuları, kendini bu oyunun âkil insanları arasında sayanları, sızlana sızlana bir yere varamayacağını artık anlaması gerekenleri, gazete manşetlerinde ‘Messi Fener’de’ manşetleri görmek istemeyenleri, bu sezon sonunda ikinci olacak takımın da alkışı hak ettiğini düşünenleri, bu yıl ve her yıl romanı olmasa da, en azından hikâyesi yazılabilecek çok şey olduğuna inananları, kimin nereye hangi çantayla kaç para gönderdiğiyle hiç ilgilenmeyenleri, böyle gelmiş ama böyle gitmesin diyenleri isyana davet ediyorum. Neyin, nasıl olması gerektiği bir sır değil. Artık harekete geçelim. Onlar bizi daha fazla dışlamadan, bir ‘etik yasası’ oluşturalım ve biz onları dışlayalım. Zannettiğimiz kadar kalabalık değiller. Bak valla.
Hazır başlamışken, Tolunay Kafkas’a da “Var” diyelim, olanca gücümüzle. “Bizim için üçüncülüğün bir değeri var”. Bizim için kendi kapasitesinin üzerinde bir çaba gösteren; başkalarının sinirlerini değil, kendi sınırlarını zorlayan; ezberimizi bozan, her zaman elinden gelenin en iyisini yapanların çok değeri var. Çıtayı şampiyonluk kupası yerine buradan koyarsak, sadece şampiyon olanı değil, olamayanı da; hem Fenerbahçe’yi, hem Trabzonspor’u, hem Aykut Kocaman’ı hem Şenol Güneş’i alkışlayabiliriz ne güzel... Başarıyı birinci olmaktan değil, kendi kapasitesinin üzerinde bir iş yapmaya endekslersek, sadece kupayı alanı değil, Gaziantep’i de, Karabük’ü de, Eskişehir’i de, Kayseri’yi de başarılı sayabiliriz...
Türkiye Kupası’nı kazansa bile Beşiktaş’ı başarısız sayabilir, hâlâ herşeyi dönüp dolaşıp sportif başarısızlığa bağlayan Galatasaray yönetimine, “Bizim için önemli olan müzeye konacak bir fazla kupa değil, o kupayı nasıl aldığın...” diyebiliriz.
Biz kulaklarıyla öğrenen bir toplum olmaktan çıkarsak eğer, inanın çok şeyi değiştirebiliriz.
Üçüncülüğün değeri olsun!
04 Mayıs 2011 12:00