Fedarasyonun ‘genç yetenek’lerinden İlker Uğur fikirlerine değer verdiğim, sadece futbola değil spora hatta hayata bakış açısını da kendime yakın bulduğum bir isim.
İlker, ‘resmi internet sitesi’ http://ilkerugur.squarespace.com’da geçen gün bir yazı yazdı. Yazının başlığı ‘Transfer neden yapılır?’dı. İlker transferlerin yöneticiler tarafından şişirildiğini, medyanın bu durumu tiraj, reyting vs. için kullandığını ve taraftarın da iyi transfer yapan kulübün şampiyon olacağı yönünde bir beklentiye girdiğine dem vurmuş. Sonunda da vurucu noktayı koymuş: “Bu kulüpler Messi’yi de getirse, Zlatan’ı da önümüzdeki sene aynı tartışmaları yine yaşayacaklardır. Zira bir ekip en zayıf oyuncusu kadar kalitelidir. Bizim ülkemizde en zayıf halka ise genellikle yönetimler, ardından teknik kadrolar, en son olarak da oyunculardır.”
Goal dergisine sezon bitimiyle bir yazı yazmıştım. Benim üstümde durduğum yabancı transferlerdi. ‘Batı cephesi’nde değişen bir şey yok. Madde madde gideyim.
* “Yabancı teknik adamlara çok müsamaha gösteriyoruz” diyen Türk teknik adamlar, göreve gelir gelmez adı sanı duyulmamış yabancıları takımlarına dolduruyor. Aynı şekilde yakın zamanda biten futbolculuk kariyerlerinde yabancı yoğunluğundan şikayetçi olan yerli genç teknik adamların da durumu farksız. Teknik direktörlerimizin durum böyle olunca ‘çantacı’ imalarından da sıyrılması uzun bir süre mümkün olmayacak. Acı ama gerçek!
* Genel menajer, sportif direktör unvanlı kişilerin uzun yıllar bu ‘sektör’ de olup ‘bingo’yu tutturma konusunda yetersiz kalması akıl alır gibi değil. Beş yıldır muhabirlik yapıyorum. Yöneticilerimiz bir gıdım mı kendilerini geliştiremez? Yabancıların takımların en az üçte birini oluşturduğu düşünülürse kulüplerin uluslararası işlerden-ilişkilerden anlayan profesyonelere ihtiyaç duyduğu bir gerçek.
* Gelecek vaat eden yabancıların transferleri fanteziden öteye gidemiyor. Carrusca gibilerin örneğinde şahit olduğumuz üzere bu çocuklar, bilinmedik topraklara gelmenin sıkıntısını katbekat çekiyor. Türkiye’ye alışmak konusunda şu örneği de vermek lazım. Sivasspor’u çalıştırırken Bülent Uygun’a bir gün eski Ajaxlı Nordin Wooter gelir ve şöyle der: “Ya ben çok sıkıldım bu şehirde. Burada kafe falan yok mu?” der. ‘Türbülent’ de Surinam asıllı Amsterdam çocuğuna şu cevabı verir: “Olsa ben gideceğim!” Bu örnekten de anlaşıldığı üzere bir yabancının hangi şehre uyum sağlamayacağı eskisi bulmaca değil yani.
Şubat 2011’i görmek nasip olursa gazetelerimizin gidenler-kalanlar listesini merak ediyorum. Kaç x futbolcunun yanında ‘sözleşmesi feshedildi’ ibaresini göreceğiz acaba? Kahraman olarak getirip Delgado gibi yolladıklarımız arasına yenileri eklenir mi dersiniz? Bir umut bekleyelim yanılmak için...
bopr
Transfer işleri
25 Ağustos 2010 12:24