Şampiyonluğu ikili averajla kaçırmış olsa da Trabzonspor, geride bıraktığımız sezonun kabul etmek lâzım, en iyi çıkış yapan ve en iyi performansı gösteren takımı.
Bir önceki sezon 57 olan toplam puanını 82'ye taşıması, ligde en iyi çıkış yapan takım olduğunun göstergesi. Şampiyon Fenerbahçe ile kıyasladığımızda daha geride duran kadro kalitesi ve derinliğine karşın ulaştığı nokta da aslında performansının ne denli anlamlı, önemli, değerli olduğunun.
Şimdi o Trabzonspor, yeni sezon öncesinde çok ciddi bir tehdit yaşıyor. Egemen gitti. Selçuk gitti. Jaja gitti. Yattara gitti. Ceyhun gitti. Cale ayrılacak. Colman'ın durumu belirsiz. Umut'un gitmesi an meselesi. Hepsi defalarca ilk 11'de oynamış, bazıları aldıkları sorumluluk, taşıdıkları yük ve ortaya koydukları performansla takımın temel direkleri olmuş oyuncular bunlar. Bir anlamda Trabzonspor'un omurgasını oluşturan futbolcular.
İlk bakışta Yattara'nın, giderse Cale'nin hatta Ceyhun'un ayrılışlarını fazlaca önemsemeyebilirsiniz. Ama Trabzonspor'un bu sezona yansıyan performansına katkı sağlamadıklarını söyleyebilir misiniz?
O zaman, en azından kulübede yaşanabilecek bir sorunla karşı karşıya, bu 3 oyuncudan dolayı Trabzonspor. Futbolda yerini daha iyisiyle dolduramadığınız her oyuncunun ayrılışı kayıptır. Öyleyse Trabzonspor bu aşamada Yattara, Cale ve Ceyhun'dan iyilerini bulmak zorunda.
Daha önemli ve öncelikli sorun, aslında Egemen, Selçuk, Jaja ve şayet ayrılırlarsa Colman ile Umut'un pozisyonlarının nasıl doldurulacağı noktasında.
Şöyle bir lige dönüp, Trabzonspor'un oyun yapısını gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın. Sezona yansıtılan performansa en yoğun katkıyı yapan bölge orta saha. Jaja dışında oyunu iki yönlü oynayan oyunculardan oluşan bu bölgenin Trabzonspor'un 23 golle en az gol yiyen ekip olmasına, yani savunmaya katkısı son derece yüksek. 69 golle ligin en fazla gol atan ikinci takımı olmasına, yani hücuma katkısı da öyle.
Selçuk, Jaja, Ceyhun'un ardından Colman da giderse Trabzonspor'un, orta alanda sezona yansıttığı performansı, önümüzdeki sezona taşıması inanın çok zor.
Egemen'i kaybetmenin ne anlama geleceğini yeni sezonla birlikte gözleyeceğiz. Özellikle yerli stoper bulmakta üst düzey kulüplerin sıkıntı içerisinde oldukları bir süreçte, hırsı, mücadeleci kişiliği, deneyimiyle Egemen, yeri pek de kolay doldurulamayacak bir oyuncu.
Çoğu Trabzonsporlunun dudak büktüğü Umut da... Gittiği takdirde Trabzonspor bir önemli sorunu da bu pozisyonda yaşayacak. Umut'tan daha iyi gol vuruşu olan bir santrfor tabii ki bulunabilir. Ama onun kadar rakip savunmayı yıpratan ve üstelik de yerli kontenjanından oynayan bir santrforu bulmak, sanıldığı kadar kolay olmayabilir.
Henüz transferin başındayız. Trabzonspor iyi bir ön libero aldı. Zokora uyum sürecini çabuk atlatırsa hiç kuşku yok, Trabzonspor'a özellikle de savunmaya dönük oyunda hissedilir bir katkı yapar. Barış Özbek'ten de Trabzonspor yararlanır. Ancak, bu hiçbir şekilde örneğin Selçuk ile Jaja kayıplarının yerini tutmaz. Başka takviyeler de gerekir. Hem orta sahaya hem hücuma. Lâkin bu transferler yabancı ağırlıklı olacağından bu defa da ortaya kente, takıma, lige uyum sorunu çıkabilir. Bu da şu anlama gelir: Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi ön elemelerine de lige de yeni ve uyum sorunu yaşayan bir kadroyla girer.
Dikkatimi çeken bir noktadan da söz etmeliyim. Fenerbahçe şampiyon oldu. Kadrosunu tamamen koruyor. Güiza'yı göndermek istiyor. Belki Cristian'ı gönderir. Rezerv oyunculardan bazılarıyla da yollarını ayırır. Ama Yobo sorununu çözerse ideal kadrosuyla yoluna devam eder. Üstelik, aldıklarının yanı sıra en az iki takviyeyi daha yaparak.
Aslında anlamakta zorlandığım da bu! Fenerbahçe kadrosunu koruyor, yetmiyor takviye yapıp güçlendiriyor. Aynı puanla ligi bitiren, averajla şampiyonluğu veren Trabzonspor, ufak çapta bir dağılma yaşıyor!
Neden?
Dağılan o kadro, hatırlayın Trabzonspor'un tarihindeki en yüksek puan rekorunu egale eden kadro. O zaman, ortada başka bir sorun var. Ve gerçekten var.
Çoğu oyuncu ne yazık ki Trabzon'daki yaşam kalitesini beğenmiyor. Sosyalleşememenin yanı sıra kent ve taraftar baskısı, öteden beri oyuncuların Trabzon'da uzun vadeli bir kariyer planlaması yapmasını engelliyor. Bu yıllardır süregelen bir handikap.
Yönetimin tavrı, tarzı, bakış açısı da bu süreçte ortaya çıkan sorunun bir diğer önemli nedeni. Kadro korunmak istense, en fazla bir-iki fireyle bu pekala gerçekleştirilebilinirdi. Ve 82 puan toplayan bu takım, yapılacak takviyelerle daha da güçlendirilebilinirdi. Ama yönetim, hele de Egemen, Selçuk, Ceyhun gibi yerli kontenjanından oynayacak oyuncularda iyi bir performans gösteremedi.
Yeni sezonda şampiyonluk yarışı, hiç kuşku yok, biraz daha zorlu geçecek. Çünkü kadrosunu güçlendiren Beşiktaş ile değiştiren Galatasaray da yarışın içerisine, daha iddialı, daha istekli girecek.
Bir yanda ligin en oturmuş ve en iyi kadrosuna sahip Fenerbahçe... Diğer yanda Beşiktaş ile Galatasaray ve yeniden yapılanan Bursaspor. Ve üst sıraları zorlamak isteyen Kayserispor ile pek takviye yapmasa da kadrosunu korumaya çalışan Gaziantepspor.
Daha güçlü takımların yer alacağı, zirve rekabetinin de yoğunlaşacağı yeni sezonda, Trabzonspor'un yaşadığı bu kayıpların ardından aynı başarıyı tekrarlaması, çok daha önemlisi Avrupa'da yoluna devam edebilmesi, bu tablo çerçevesinde hiç kolay olmayacak.
Futbol artık bir ürün
Futbol bir oyun mu, yoksa bir ürün mü?
Her ne kadar oyun olarak görmek istesek de futbol, günümüzde çok değerli bir ürün artık. Hele de Kıta Avrupa'sında.
Deloitte'un yıllık futbol finansmanı araştırmasının 2009-2010 dönemi rakamları, bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Avrupa'da futbol piyasasının gelir olarak ulaştığı rakam, 16,3 milyar Euro. Bunun yarısından fazlasının, yani 8,4 milyar Euro'luk bölümünün elde edildiği mecra, 5 büyük olarak adlandırılan İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa ligleri. Ve yalnızca bu 5 büyük ligdeki yayın gelirlerinin toplamı, 4 milyar Euro'nun üzerinde. En fazla üreten ligler arasında 7. sırada bulunan Süper Lig'in gelir toplamı ise 400 milyon Euro düzeyinde.
Pasif altyapı varlıklarıyla Avrupa'da çok daha büyük rakamlarla ifade bulan futbolu, şimdilerde geçen yüzyıldan kalan yaklaşımlarla bir oyun olarak görmek, değerlendirmek ve yorumlamak, iyi niyetli bir safdillikten başka şey değil.
Dolayısıyla futbol algısının farklılaştığı, ekonominin her şeyin önüne geçtiği bu süreçte, sahanın hem içine hem de dışına Türkiye'nin de geçmişteki yaklaşımların çok daha ötesinde bakması gerek.
Mesela şampiyonluk mücadelelerine. Süper Lig'de şampiyon olmanın karşılığında, hele de Şampiyonlar Ligi'ne tek takımın katılması halinde sağlanacak ekstra gelir, neresinden bakarsanız bakın 70 ile 100 milyon arasında değişebilecek bir rakam.
16 milyona yaklaşan şampiyonluk bonusu, tek takım halinde katılınması durumunda 20 milyon Euro'yu aşabilen Şampiyonlar Ligi katılımı, medya hakları ile performans gelirleri, kombine ve ürün satışları, reklam, sponsor gelirleri gibi kalemlerle oluşan bu rakam, her kulübün iştahını kabartacak bir devasalıkta.
Şampiyonluk yarışları sırasında verilen soğuk savaşlar, aslında bu yüzden yalnızca sportif bir başarı özlemiyle sınırlı değil. Bu savaşların bir başka ve önemli boyutunda, işte bu gelirlerle buluşmak, daha güçlü bir ekonomiye ulaşmak yatıyor.
Futbol, günümüzde ne kadar iyi pazarlanırsa o kadar yüksek gelir getiren bir ürün. Farkındaysanız yavaş yavaş bizde de kulüpler bu gerçeğin izini sürerek daha fazla kazanmanın yollarını arıyor. Yeterli mi? Değil.
Çünkü çoğu kulüp, tribüne gelen taraftarın, aslında birer müşteri olduğu gerçeğiyle yüzleşmeyi beceremiyor. Ve futbolun oyun olmanın çok daha ötesine taşındığının, bir ürün olduğunun ayırdına varamıyor.
Başta 5 büyük lig olmak üzere, Batı'da çoğu lig bunu yaptı. Cazip pazarlama teknikleriyle ürüne değer kazandırdı. Bakın şu sıralar ManU, Hong Kong borsasına da açılma aşamasında. Hedefi, değerini ve gelirlerini daha da artırmak.
Çok değil, çeyrek yüzyıl öncesine kadar kulüpler, seyirci hasılatı ve oyuncu satışlarıyla ayakta kalmaya çalışıyordu.
Sonra devreye yayın gelirleri girdi. Reklam ve sponsorluk gelirleri girdi. Ürün satışları girdi. Ardından da gelirlerde kıyaslanamayacak artışlar geldi. O dönemde futbol, yalnızca sportif başarıları hedefleyen bir oyundu. Oyun şimdi, sportif başarıların da üzerinden asıl güçlü kulüp ekonomilerini yaratmayı hedefleyen, keyifli, heyecanlı, rekabeti, coşkuyu da içeren, ilgiyle, merakla izlenen çok değerli bir ürün.
Trabzonspor eriyor mu?
16 Haziran 2011 11:40