Trabzonspor'u biraz 'Türkiye gün-demi'nin yeşil sahadaki izdüşümü olarak görüyorum. "Bu kulüp, bu camia ne yapmak istiyor?" sorusunu kendime sorduğum zaman. Aldığım birinci cevap şu oluyor: Kendini bulmaya, ayağa kalkmaya, büyüklüğünü eskisi gibi gür bir sesle haykırmaya çalışıyor ama bunu nasıl yapacağını bilmiyor. Biliyorsa da uygulayabilecek sabrı, kararlılığı ve olgunluğu gösteremiyor.
Bu yüzden, 34 haftalık maratonun ilk yarısında ortaya çıkan manzara beni hiç ama hiç şaşırtmıyor. Değişimin ortasında 'yeni bir değişim' kostümü giydirilen bir takımdan ne bekleyebilirsiniz? Liderliği, rakiplerinin hercailiğine borçlu olan F.Bahçe'nin 10 puan gerisinde kalışın fotoğrafını çekebilmek için önce geçtiğimiz sezona doğru yelken açmamız gerekiyor.
Hatırlayacaksınız, sil baştan kurulan bir takım vardı karşımızda. Yönetimin heyecanı, doğru hamleleri ve 'yeniden yapılandırma misyonu olan teknik direktörü' ile o takım kendinden beklenenden fazlasını koydu önce ortaya. Sonra yorulup (biraz da hataların etkisiyle) gücünün gerçekçi limitlerine gerileyince Karadeniz'in savruk dalgaları arasına daldı. Klasik bir hamleyle tribünlerin uğultusu alındı: Ersun Yanal gönderildi. Yapılan işin yanlışlığı hocanın saha içi hataları ve takımdaki performans düşüşü muvacehesinden olaya bakıldığı için anlaşılamadı. Camia, "Yanal, doğru bir tercih değildi, gönderildi" nokta-i nazarından okudu olup biteni.
Bu yüzden, 34 haftalık maratonun ilk yarısında ortaya çıkan manzara beni hiç ama hiç şaşırtmıyor. Değişimin ortasında 'yeni bir değişim' kostümü giydirilen bir takımdan ne bekleyebilirsiniz? Liderliği, rakiplerinin hercailiğine borçlu olan F.Bahçe'nin 10 puan gerisinde kalışın fotoğrafını çekebilmek için önce geçtiğimiz sezona doğru yelken açmamız gerekiyor.
Hatırlayacaksınız, sil baştan kurulan bir takım vardı karşımızda. Yönetimin heyecanı, doğru hamleleri ve 'yeniden yapılandırma misyonu olan teknik direktörü' ile o takım kendinden beklenenden fazlasını koydu önce ortaya. Sonra yorulup (biraz da hataların etkisiyle) gücünün gerçekçi limitlerine gerileyince Karadeniz'in savruk dalgaları arasına daldı. Klasik bir hamleyle tribünlerin uğultusu alındı: Ersun Yanal gönderildi. Yapılan işin yanlışlığı hocanın saha içi hataları ve takımdaki performans düşüşü muvacehesinden olaya bakıldığı için anlaşılamadı. Camia, "Yanal, doğru bir tercih değildi, gönderildi" nokta-i nazarından okudu olup biteni.

Halbuki girilen bir yol vardı ve henüz o yolda yeterli hız kıvamına ulaşılamadan makas değiştirilmişti. Yani o berbat alışkanlığına geri dönüş yapmıştı Trabzonspor. Sözü daha fazla uzatmadan sadede gelmek gerekirse... Yanal'ın gönderilişi erken ve yanlış bir karardı. Büyük hedeflere, büyük başarılara bu acelecilikle gidilemezdi.
Dönelim bu sezona. Trabzonspor'la ilgili yorumların tamamında 'kadronun yetersizliğine' vurgu yapıldığını görüyorum. Bence son derece eksik ve ana problemin üzerini örten bir yaklaşım. Bu takım, daha yetersiz, üstelik 'bir arada oynama' pratikleri olmayan futbolculardan kurulu bir kadro ile geçen sezon ligin zirvesinde dolanmadı mı? Bu sorunun cevabını verirken F.Bahçe ve G.Saray'ın devrede olmayışlarına sarılıp konuyu geçiştiremeyiz.
Trabzonspor'un birinci meselesi kadro yetersizliği değildir. Elindeki kadroyu maksimum performans düzeyine çıkaramama beceriksizliğidir. Bir yıl önce 10 milyon 500 bin Euro'ya Katar'a doğru yola çıkmak üzere olan Yattara'nın bu sezonki istatistiğine bakın: Üç maç, sıfır gol, sıfır asist. Bu sakatlık illeti, bu boş vermişlik neyin ürünüdür? Bir de Türkiye'nin en iyi son vuruş adamlarından biri olan Gökhan'ın karnesine göz atalım. 13 maçta sadece 2 gol. Umut'un attığı ise 4. Zirve iddiasıyla yola çıkan bir takımın forvetleri koca ilk yarıyı 6 golle tamamlıyor. Bu tablo, bu oyuncuların 'ne kadar işe yaramaz golcüler' olduğunu mu gösteriyor? Yoksa Trabzonspor'un yönetim ve teknik heyetiyle elindeki meziyetleri bitirip tükettiğini mi haykırıyor? Bana ikinci şık daha mantıklı geliyor.
Bordo-Mavili takım, belki çok flaş transferler yaparak sezona başlamadı ama bence alınan oyuncularla geçtiğimiz sezonun üzerinde bir kadro kalitesine ulaşıldı. Yeni transferleri hatırlayalım. Tjikuzu, Gabriç, Engin, Zafer Yelen, Ferhat ve Ömer Baysan... Bu 6 oyuncudan en az 3'ü mevcut takım için artı değer üretecek kalitede. Daha da önemlisi, geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında alınan Alanzinho gibi çok özel bir yetenek var. Ancak öyle bir teknik direktör tercihi yaptı ki Trabzonspor, ne eldeki oyuncular vasat performanslarını sürdürebildiler ne de yeni transferler bir şey verebildiler.
Hugo Broos, bırakın oynattığı futbolun tadı hâlâ damaklarda kalan Breams Urbain'i, George Leekens'le dahi kıyaslanması abes sayılacak 3. Belçikalı olarak Trabzon tarihine adını yazdırıp gitti. Takımın aldığı sonuçlar zaten ortada. Onlara girmeyeceğim. Benim en fazla takılıp kaldığım konu Belçikalı hocanın Alanzinho gibi 'özel' bir yeteneği kulübede oturtma beceriksizliğiydi. Bir teknik direktör 'takım olgusu'nu her şeyin üzerinde tutar ama o takımı oluşturan oyuncuların potansiyellerinden maksimum faydalanacak beceriyi de gösterir. Çünkü marifetin futbolcusunun ruhuna dokunmaktan geçtiğini bilir. Bu sayede Gökhan'ın 'sahada yürüyen bir heyula'ya dönüşmesine müsaade etmez. Yattara'nın 'yeteneklerine ihanet etmesi'ne gönlü elvermez. Alanzinho'yu kulübede çürütmez. Ve, ve, ve...
Bordo-Mavili takımın, sezon öncesi göz okşayan performansına rağmen ilk haftadaki Sivas maçından sonra türbülansa yakalanıp bir daha kıvamını bulamamasının altında yatan asıl sebep kadro yetersizliği değildir. Yönetim, teknik heyet ve futbolcu üçgeninde ahenk yakalanamamasıdır.
13. haftadaki Kasımpaşa mağlubiyetinden sonra Broos'un gidişi ve Şenol Güneş'in gelişiyle esen tatlı rüzgar ise Fenerbahçe maçında bir başka hastalığını yüzüne vurmuştur Trabzonspor'un. Bu takım, nice yıllardır final niteliğinde oyunları kazanamamaktadır. Şenol Güneş'in ajandasında neler var bilmiyorum ama ben onun yerinde olsam ilk sayfaya 'bu psikolojik' travmayı not düşerdim.
Evet Trabzonspor, sezonun ilk yarısını liderin çok uzağında kapadı. Avrupa serüvenini ilk turda noktaladı. Bazen oynadığı futbolun da hakkını alamadı. Geçen sezon orta sahanın yeterince gole katkısı yoktu. Bu sezon ise forvetler de kayıplardaydı. Çıtkırıldım Colman'ın 7 golle takımın en skorer ismi olduğu arızalı bir etap geride kaldı. Song küstürüldü, istikrar sembolü Egemen bile zaman zaman savruk adam olup çıktı. Ancak saymadıklarımız saydıklarımızdan daha fazla olan bu problemler yumağına rağmen Bordo-Mavili kulübün bir olgunlaşma sürecine girdiğini de görebiliyorum. Tribünler, bunun fazlasıyla işaretlerini veriyor.
Şenol Güneş bu süreci iyi okur, iyi yönetir ve eğitici yönünü de kullanarak takıma kimlik kazandırırsa ikinci yarıda keyif veren bir Trabzonspor izleriz. Fatih Tekke transferi gerçekleşmese dahi mevcut kadronun ilk yarıdaki puanın en az 10 fazlasını toplayarak ikinci etabı tamamlayacağına inanıyorum.