İki ay önce Ertuğrul Sağlam’la birlikteydim Bursa’da. “Hedefimiz Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olmak. Çünkü bu kent henüz neyi başardığımızın farkında değil. Ancak kuralar çekildiğinde Türk futbol tarihini değiştirdiğimizi anlayacaklar. Bursa’ya Real’i istiyorlar biz de getireceğiz” demişti.
Geçen hafta da Trabzon’daydım. 43’üncü kuruluş yıldönümlerine katıldım. Şenol Güneş’in yüzünde tatlı bir telaş vardı. Geçmiş başarıların itici gücünü kullanmak istiyordu ama temkinli konuşmayı da elden bırakmıyordu. “Biz gelecekte çok şeyler yapan bir takımı adım adım oluşturacağız” diyordu.
Ve dünkü maç. Skoruna bakınca, hele hele maçı seyretmemişseniz Trabzon’un futbol olarak rakibini ezdiğini düşünebilirsiniz. Ama futbol bu işte. İlk yarıda Ali Tandoğan’ın şutunda kaleci Onur’un elinden kaçırdığı topu Turgay boş kaleye gönderecekken araya Glowacki’nin tecrübesi girdi. İkinci yarıda aynı pozisyonda bu kez Ivankov’du hatayı yapan. Teofilo üzerindeki kara bulutları dağıtırken “Jackson geldi ama ben de golcüyüm” mesajını verdi, hocasını mahçup etmedi.
SELÇUK SNEİJDER GİBİ
Olimpiyat Stadı tecrübem hayli fazla olduğu için biraz erken yola çıktım. Maçın 20. dakikası gibi hala stada girmeye çalışanlar vardı. Araç konvoyundaki sirenlerden anladığım kadarıyla çoğu protokol mensubuydu. Yaz ayında, okullar tatilken, Bursa ve Trabzon taraftarının bu ilgisi ve müthiş şovları beni çok etkiledi. Bu sezon ligin çok güzel geçeceğinin sinyalleriydi. Geçen sezon hiç kimse Bursa’yı hesaba katmıyordu. Çoğu kişi yarışın Fenerbahçe ile Galatasaray arasında geçeceğinden emindi. Bu kez 5 şampiyonluk adayı var gibi. Ama bakarsınız Anadolu yeni bir tarih yazar, belli olmaz.
Maçın yıldızı Teofilo’ydu, çünkü üç gol attı. Ama Selçuk’tan bahsetmeden geçmem haksızlık olur. Sneijder gibi oynadı. Milli Takım’da Emre’yle ikisi yan yana müthiş bir ikili olur. Tabii faul ve kart sayılarını azaltmak şartıyla.
Tersi de olurdu!
08 Ağustos 2010 12:33