Favoriydi, hedefe kilitlenmişti, tek düşüncesi galibiyetti. Lakin kabul etmek lazım, maç öncesi biraz tedirgindi F.Bahçe.
Ne kadar unutmak istese bile, yakın geçmişte yaşadığı iki travmayı bilinçaltında da olsa anımsamaması mümkün değildi. Şampiyonluk, tıpkı Denizlispor ile Trabzonspor'a puan verilen dönemlerde de olduğu gibi bu defa da sadece 90 dakika ötedeydi. Ve F.Bahçe cephesindeki o tedirginlik, Trabzonspor cephesinde yitmeye yüz tutmuş umudu bir parça da olsa tetiklemekteydi.
Maç başladığında F.Bahçe'nin inadı, ısrarı, hırsı, isteği o tedirginliği çabucak yok etti. Ancak beraberlik golünü yiyince, tedirginlik yine nüksetti. Ardından üst üste gelen gollerle Sivas'taki Kadıköy şenlendi. Maç bittiğinde ise başarmanın keyfi, kazanmanın gururu, şampiyonluğun onuru eşliğinde bir F.Bahçe bayramının daha coşku dolu kutlamaları geldi.
Evet şampiyon Fenerbahçe. Ligin ikinci yarısında ortaya koyduğu imrenilecek performansı, 17 maçta yalnızca 2 puan kaybeden ve tarihe geçecek bir başarı öyküsünü takım birlikteliğiyle resmeden Fenerbahçe. Ben bu başarı öyküsünde Aykut Kocaman'a ayrı bir sayfa açılmasından yanayım. Lig başladığında kendi oyuncusunun bile dudak büküp itişmeye girdiği, ilk yarı bitiminde çoğu F.Bahçeli'nin 'olmuyor, yapamıyor' dediği, ama duruşuyla, tutarlılığıyla, bilgisi, becerisi ve hepsinden önemlisi adamlığıyla F.Bahçe'yi sabırlı bir uğraşın ardından takım yapan ve zafere taşıyan Aykut Kocaman'a o sayfada yalnızca takdir değil, hak ettiği saygının sunulmasına taraftarım.
Tabii Alex'e de. Bu şampiyonlukta başrol oyuncusu o. Attığı, attırdığı goller dışında oyuna kattığı güzelliklerle hepimize bir futbol keyfi sundu Alex bu sezon. İkinci kez gol krallığına ulaştı. Ve bu ülkenin gençlerine yalnızca saha içindeki değil, dışındaki duruşu, tavrı, mesajlarıyla hep örnek oldu.
Gökhan Gönül, bu öykünün gönüllere giren bir diğer kahramanı. Öylesine yürekten, öylesine verimli, öylesine yararlı oynadı ki. Takımı şampiyonluğa koşarken, o da kariyerinin zirvesinde yer aldı.
Hırsın adresi olan Emre, oyun içi liderliğiyle bu başarıya çok şey kattı. Kritik eşiklerde oyunu döndüren Lugano, her geçen gün biraz daha olgunlaşan ve kalesinde büyüyen Volkan, ikinci yarıdaki çıkışıyla Santos, sezon boyu sergilediği mücadeleyle Mehmet, attığı 15 golle Niang, Yobo, Selçuk, Stoch, Cristian, Semih, Bekir, Caner, Mert, Gökay, Dia, hatta Güiza bu öyküye katkılarıyla adlarını yazdırdı. Şimdi hepsi haklı bir alkışı hak ediyor.
Ve tabii ki Trabzonspor da. Her ne kadar bu yarışın kaybedeni olsa da öylesine büyük, öylesine iyi, öylesine başarılı bir yarış çıkardı ki... Ligi şampiyonla aynı puanda bitirdi, kazanan kadar o da saygıyı, takdiri, kutlamayı hak etti. Öyleyse tebrikler şampiyon, bravo Trabzon.
Tebrikler Şampiyon
23 Mayıs 2011 13:20