Hiddink döneminin ilk resmi maçı sayılacak olan karşılaşmanın sadece skoru değil başka pekçok şeyi de sıfırdı son 10 dakikaya kadar! Kadro yapısı, oyun anlayışı, temposu, mücadelesi ve toplam kalitesi açısından azap verici bir karşılaşmaydı.
Ancak son 10 dakikada işler değişti. Önce "Sırp yardımı" bir penaltı, ardından da Arda'nın nefis golü, Romanya karşısında tam 45 yıldır kazamamama utancına son verdi. Bunun dışında da sözü edilecek birşey yok gibiydi... Cumhuriyetimizin kuruluşundan 3 gün önce ilk milli maçımızı yaptığımız Romanya karşısında pek parlak bir bilançomuz yoktu. Hele onları 1965'ten bu yana yenememiş olmamız inanılır gibi değil ama gerçekti.
Bu da talihsizlik filan değil; onlar bizden daha sağlam bir futbol geleneğine sahipler. Bize sağladıkları çarpıcı üstünlüğün yanısıra katıldıkları Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonaları da bunu gösteriyor.
Ancak dönemsel sıkıntılar da yaşayabiliyorlar. Nitekim yakın geçmişteki parlak performanslarıyla Avrupa Kupalarına 6 takım gönderebilecek noktadalar. Ancak Milli Takım bazında FIFA sıralamasında da 42.liğe kadar gerilemiş durumdalar.
İki taraf da önce ve sonra gol yememeyi düşününce oyun tatsızlaştı. İlk 45 dakikada eh işte denebilecek sadece 3 pozisyon vardı... Bundan önce bomboş tribünler de hazırlık maçlarının bir başka klasiğiydi. İkinci yarıdaki değişiklikler oyunu biraz hareketlendirdi. Gol yememiz daha güçlü bir olasılık gibi görünüyordu ama tersi oldu.
Gökhan Gönül'ün sakatlık sonrası henüz kendine gelememiş olması, sol ayaklı stoper niyetine yer verilen Hakan Balta'nın formsuzluğu ve İsmail Köybaşı'nın da yetersizliği, kalemizi gole açık hale getirmişti. Ortaalanda M.Aurelio'nun epeyce düşmüş fizik gücü ve temposu, ayrıca Nuri Şahin'le birlikte oynamakta zorlanması, Emre Belözoğlu'nun tutukluğu işimizi güçleştirdi. Hamit de pek etkili değildi. Mevlüt hemen hiç top alamadı. Bütün iş Arda'ya kalmış gibiydi. Onun yaptıklarıyla maça tutunmaya çalıştık ve beklediğimizden çok fazlasını elde ettik.
Arda'nın yaklaşık 40 metrelik çapraz gol pasında hakemin verdiği penaltı futbolla değil son dönemde Sırbistan'la aramızda düzelmeye başlayan ilişkilerle alakalı gibiydi. Gökhan Gönül topu penaltı yaptıracak kadar iyi saklayamamıştı ama Sırp hakem Ay Yıldızlı bir düdük çaldı!
Çok yakın zamanlara kadar bu tür maçlarda yenilmek neredeyse kural sayılırdı. Hocamız da "Hazırlık maçında sonucun önemi yok. Eksiklerimizi gördük" masallarıyla bizi uyutmaya çalışırdı. Oysa bu karşılaşmaların sadece hazırlık açısından değil başka pek çok yönden önemi vardı. En önemlisi de olmadık kayıplarla yenilgiye alışıyordunuz...
Bu kez kazanacak pekbirşey yapmadığımız maçta Arda'nın söylediği son söz, penaltı maskaralığını da unutturacak güzellikteydi. Onun direkten dönen şutu, verdiği pas ve attığı gol maçtaki 3 önemli hareketimizdi.
O zaman Arda ile ilgili eski bir futbol beyitimizi tekrarlayarak bitirelim: Cim Bom ve Milli Takım kalınca darda / Pası ve golüyle Hızır gibi yetişir Arda.
Takım kalınca darda...
12 Ağustos 2010 12:28