Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın beklenen basın toplantısı doğal olarak epeyce gürültü-patırtı çıkaracak nitelikteydi. Sayın Yıldırım doğru, haklı ve gerekli sözlerin yanında tartışılır nitelikteki açıklamalarıyla bir kez daha tartışmalara yol açtı.
Elbette ki bu kadar büyük bir yıkımın ardından konu çeşitli boyutlarıyla daha uzun zaman gündemde kalacaktır. Sarı Lacivertli kulübün uğradığı zararla ilgili ilk hesaplar bile kaybın insanı dehşete düşürecek boyutlarda olduğunu gösteriyor. Üstelik iş sadece parayla bitmiyor, bunun bir de psikolojik boyutu var. O bakımdan söylenenleri ve tartışmaları doğal karşılamak gerekiyor.
Buna benzer konularda kimin haklı kimin haksız olduğunu belirlemeye çalışmak bizim işimiz değil. Ancak, Fenerbahçe'nin şampiyonluğu elde ettiği varsayımıyla gündeme getirilmiş olan bir yığın suçlamanın havada kalmış olduğu gün gibi ortada. Sadece karşılıklı suçlamaların ortaya koyduğu bir gerçek var: Ligin temiz olması için değil olmaması için epeyce çaba gösteriliyor...
Yıldırım'ın pek çok noktadaki haklılığının yanında samimi üzüntüsünü herkes anladı ve kabullendi. Kılpayı kaçırılan bir şampiyonluktan dolayı neredeyse herşeyin tersine dönmüş olması kabul edilebilecek gibi değil. Gerçekten de bir topun yarım metre sağa ya da sola gitmesi, şu anda konuşulmakta olan herşeyi değiştirebilecekti.
Fenerbahçe'nin artık erişilmez bir büyüklüğe ulaştığına, Aziz Yıldırım'ın benzeri görülmemiş derecede büyük ve başarılı bir başkan olduğuna, onun çabası ve dirayeti sayesinde bütün bunların elde edildiğine ilişkin övgüler düzülecekti. Gazete ve televizyonlar tepeden tırnağa Sarı Lacivert'e boyanacaktı.
Bunlar memleket gerçekleri... Bu ülkede yüzde 51'lik başarıyla kahraman yapılır, yüzde 49'la hain olabilirsiniz. Bunlar bugün ortaya çıkmış durumlar değil. Her zaman vardı, bundan sonra da olacak.
Bu tür büyük kayıplar insanları olgunlaştırır. İşte bu noktada işler biraz karışıyor. Ne yazık ki Sayın Yıldırım'ın açıklamalarında bunun izlerini görebilmek pek kolay olmuyor. Örneğin, üstüste 3 yıl şampiyonluk vaat ederken buna benzer bir durumla karşılaşılabileceğini başta düşünmenin önemi şimdi ortaya çıkıyor.
Belki hepsinden önemlisi, sportif yarışmada rakiplere saygı anlayışına pek uyan bir yaklaşım değil bu. Sizin gibi şampiyonluk hedefi olan takımların hepsine üç yıl için 'Siz kumda oynayın!' demiş oluyorsunuz. Onlar da haliyle buna tepki duyuyor ve ona göre davranıyorlar.
Yetmiyormuş gibi, böyle bir yıkımın içindeyken bile "Fenerbahçe'den başka büyük yok!" şeklinde sözler edebiliyorsunuz. İnsan bunu hiç değilse Kulüpler Birliği Başkanı olarak taşıdığı sorumluluktan dolayı söylemekten kaçınır. Fenerbahçe'nin büyüklüğünü inkar eden filan yok. Kaybedilmiş bir değil bin şampiyonluk bile o büyüklüğe halel getirmez. Ancak böyle konuştuğunuz sürece, bugüne kadar yaşanan sıkıntılar geleceğe de taşınmış olur.
Basın toplantısının en tatsız yanlarından biri de Rüştü ile ilgili suçlamalar oldu. Karşılıklı suçlamalar sonucunda ortaya çıkan tablo "Tencere dibin kara..."dan başka birşey değil. Melih Gökçek'e yönelik suçlamalar da öyle. Peki o zaman bununla ne elde etmiş oldunuz ya da olabilirsiniz?
Hele o "Yusuf Dursun seni dövdüm mü?" lafı! Elbette ki büyük bir samimiyetle ve bu yoldaki haberlere isyan olarak söylenmişti ama yine de insanı ürpertiyor. Fenerbahçe gibi bir kulübün başkanının böyle bir sözü ağzına alışı bile insanı irkiltiyor. Sayın Yıldırım da işin bu yanlarını düşünmeden konuşmaktan kendini bir türlü alamıyor.
Bu kadar büyük bir kaybın hatta düpedüz yıkımın ardından elbette ki çok daha büyük tepkiler gösterilip kavgalara girişilebilir. Bunlara hiçbir sözümüz yok. Ancak sayın Yıldırım'ın söyledikleri, var olanlara eklenecek yeni sorunlar çıkarmaktan başka birşeye yaramamış gibi görünüyor.