1- Gözaltına alınmak, tutuklu olmak ve hüküm giymek; birbirini sırayla takip eden, ama asla aynı statüde olmayan tamamen farklı 3 hukuk devresidir.
2- Savcılık soruşturmasında “Bilerek bacak arasından gol yedi, tutacağı topu içeri aldı, maçta kasden oynamadı veya maçta isteksiz oynadı” gibi açık şikeyi ima eden bu türden hiçbir ifade, ifşaat, açıklama ya da bizzat gözlem; net ve mutlak belge sayılamaz. Bir yaptırımın suç sayılabilmesi için; soyut değil maddi kanıtlar gerekir. Ama savcılığın suç ve belge kabul etmediğini, federasyon ceza konusu yapabilir. Çünkü kurulları, bazı durumlarda “Kanaate dayalı hüküm verme” yetkisine sahiptir. Ama kullanmazlar.
3- Gözaltına alınan, hatta ilerleyen safhada tutuklanan kişi; gene de işlenen suçun faili sayılamaz. Hatta öyle durumlar olur ki; mahkemeden hüküm yemiş olsa bile, zamanla masumiyeti dahi belgelenebilir.
Son şok gözaltılar konusunda konuşurken; bu üç noktayı aklınızdan çıkarmamanızı öneririm. Şüpheli-Zanlı-Hükümlü üçgenini tam olarak algılıyamazsanız; yanlış yapmanızdan öte suç da işlemeniz söz konusu olabilir... “Bunların zaten ne mal olduğu önceden belliydi” demeniz bile, başınızı derde sokar. Böyle bir söylem hakkınız yok!
Uzatılmış gözaltı süresi de bittiğinde, salıvermeler başlayacak. Hatta bazıları için, bundan sonra kovuşturmaya bile gerek kalmayacağı durumu da ortaya çıkabilir. Peşin hükümlerimizde, şimdiden yamulmayalım.
Yalnız konuşurken değil, öksürürken bile iyi düşünün. Hukuk hassasiyet ister.
KANTARIN TOPU FAZLA MI KAÇTI?
Hukuk literatürüne, geleneklerine ve işleyiş mekanizmasına elbette saygımız var; ama sistem devredeyken fiziksel hata yapılırsa ne olacak?
“Kusura bakma yanlışlık oldu” diye nezaretten çıkarılan kişinin, toplum içindeki saygınlığını kim geri getirecek?
F.Bahçe Başkanı’nın gözaltına aldıran durum, gerçekten de sağlam argümanlara mı dayanıyor? Emenike’nin transferindeki etik eksikliği, elbette büyük bir ayıp olmuştur ama; sanıldığı kadrar ağır bir suç mudur?
Bunlar Türkiye’de binlerce kez yapılmış, göz yumulmuş, hatta neredeyse “Hak bile sayılan” doğal bir statüye de sahip olmuş... Hiçbir federasyon, bu teşebbüslere en ufak bir ceza bile vermemiştir. O kadar ki; futbolcuların Mafya nitelikli yeraltı örgüt adamları tarafından zorla kaçırıldığı ve başına silah dayanılarak sözleşme imzalatıldığı bilinen dönemlerde bile, kimse suçlu muamelesi görmedi. Aksine “Aferin” alanlar oldu.
Etik açıdan doğru olmasa bile, iki tarafın rızasıyla yapılmış gizli bir transfer girişimi; gerçekten de F.Bahçe Başkanı’nı nezarete almaya yeter sebep midir? Üstelik Karabük, F.Bahçe’ye karşı teslimiyetçi değil, isyankar bir futbol sergilemişti. Yani suç “Tam Teşebbüs” durumunda bile değil. Kantarın topuzunu fazla mı kaçırdık?
Öte yandan; F.Bahçe yönetim kurulunun gözaltıları anlatmaya çalışan resmi açıklamasını da; çok sönük, silik ve iddiasız buldum. Başkanı içeri alınan bir kulüp; daha doyurucu ve daha sahiplenmiş, hatta dozunda tepki bile içeren tarzda açıklama yapmalıydı. Sanki iddiaları kabullenir nitelikte bir içe kapanmışlık var. Yadırgadım.
UMARIZ ŞOV DEĞİLDİR
Son yıllarda tanık olduğumuz olaylardan biri de; özellikle uyuşturucu operasyonlarında ünlü şarkıcı, manken ya da sinema yıldızlarının sıkça gözaltına alınma alışkanlığı... Bunlardan bir bölümü gerçekten suçluları içeriyordu ama; önemli bir bölümü sansasyonel toplamaydı. O kadar ki, polis gazetecileri operasyondan bizzat haberdar ediyor ya da açıkça çağırıyordu. İşin şova dönüştüğü anlar oldu. Yakalananlar çok çabuk salıverildi. Polis amirlerinin merakı, özel yetkili de olsa savcılara da mı yansıdı diye huylanmıyor değiliz.