O yazıyı yazmayacağım. Çünkü sen ölmeyeceksin. Bu memlekette Fenerbahçe'yi sevdirmenin belki de yegâne gerekçesisin. Gidemezsin.
Yazıyı yazmayacağım Lefter Küçükandonyadis. Senin arkandan övgüler düzmeyeceğim. Bu memleketin insanlarını birbirine bağlayan ve giderek gevşeyen o bağı elinde tutanlardan biri olduğundan bahsetmeyeceğim. Her gün çirkinleşen ve kirlenen futbol kültürümüzün antikoru olduğunu söylemeyeceğim.
Eski futbolcuların küçüklük odalarımızdaki resimleri günbegün sararıp solarken, hiç izlemediğim seni neden çerçeveleyip astığımı, o resmin neden her gün tozunu aldığımı anlatmayacağım. Televizyon denen aptal kutusu idollerimizi bir bir yutarken, senin o sessiz, vakur halinle yüreğimizi ne güzel ipotek ettiğinden dem vurmayacağım.
Futbola bakışını, samimiyetini, yeteneğini anlata anlata bitiremeyenleri, seni izleme imtiyazını ballandıra ballandıra öykülendirenleri, özellikle de senin gibi kalp yetmezliğiyle uğraşan babamı –di’li geçmiş zamanın efkârına itmeyeceğim. Kadıköy’ün, o mabedin sensiz ne kadar ıssız olacağını kimselere fısıldamayacağım. 85 yaşını yeni bitirdin, o hep yazdığın deftere 100 yazdırmadan bir yere gidemezsin.
İnadına Türkiye
Lefter Amca, bu memleket Rumlara çok zulüm etti, biliyoruz. Bir avuç kaldınız. Hepi topu 2 bin-3 bin kişisiniz. Akrabalarına, arkadaşlarına kötü komşuluk ettik biz. Tarihimizin en çirkin sayfalarıyla hepinizi çok üzdük. Yalçın Doğan’ın yalancısıyız. Derin devlet sana bile takmış bir zamanlar. En çok milli olan oyuncu sen olmayasın diye Turgay Şeren’i daha fazla oynatmışlar. Gıkın çıkmamış. Sen 6-7 Eylül olaylarında evinin kapısına dayananları bile ihbar etmemişsin ki Lefter Usta. İnadına bu topraklara sahip çıkmışsın. Şimdi bırakıp gitmek yok öyle. Sana pasaport da vermeyeceğiz, yurtdışı çıkış vizesi de...
Bize tarihi unutturmaya çalışıyorlar Lefter Küçükandonyadis. Oysa biz gayet iyi biliyoruz. Ortalıkta pek çok Metin’in isim babası Metin Oktay, pek çok Hakkı’nın isim babası Baba Hakkı’yken, Can isimli çocuklar Can Bartu’ya benzesinler diye o adı taşırken, oğluna Lefter adını koyamadı çoğumuz. Ama bundan sonra koyacağız. Ve sen doğan her Lefter adlı çocuğa ismini bizzat kendin ver istiyoruz. Daha kaç nesil Ada sahilleri’nde bekleyecek seni. Lefterleri büyütmeden nereye gidiyorsun?
Üstadım, taraftarlar senin anıtını, kendi cebinden para verip sadece bir anı olsun diye dikmedi stadın karşısına. Her gün ibret alınsın diye, önünden geçerken kendimize bir hiza verelim diye, her maç günü sana selam edip, kadeh kaldıralım diye dikti. Toprağın bol olsun diye değil, kulağın çınlasın diye. Ha bir de şunu hatırlatmak için dikildi belki de. O stat senin adınla anılmalıydı Lefter Baba. Çünkü futbolu sen oynadın, o kimliği sen ördün ve en önemlisi tüm yaşantınla o tarihi sen temize çektin. Bize o günleri anlatmadan, ezberletmeden ayrılmana izin vermeyeceğiz.
Dedim ya, senin ardından o yazıyı yazmayacağım. Çünkü sen ölmeyeceksin. Bu memlekette Fenerbahçe’yi herkese sevdirmenin belki de yegâne gerekçesisin. O yüzden hiçbir yere gidemezsin. Bırak Metin Oktay öbür dünyada pas alamıyorum diye yakınmaya devam etsin. Beklesin Taçsız Kral. Zaten o gitti, hepimizin Galatasaraylılığı eksildi. Baba Hakkı, Vedat Okyar’sız kaldık, öksüzleşti Beşiktaşlılığımız. Bak, Ali Sami Yen’den de göçüyoruz, bir de sen zora düşürme bizi. Bu kadar art arda golü hiçbir defans çıkaramaz be Lefter Usta.
Hepimiz kademendeyiz
Açık ve net söylüyorum. Bu memlekette futbolu sevmeye devam etmek için bir tutam gerekçe sakladık cebimizde. O cepte delik açma. Büyükada’da balık çorbası, rakı içmek istiyoruz biz. Futbolu sevmeye devam etmek istiyoruz. Bir arada yaşamaya da...
Velhasıl, sana veda meda yok Lefter Küçükandonyadis. Yazmayacağım o yazıyı. Boşa bekleme... Azrail hücuma geçmişmiş. Pöh! Gerekirse hepimiz gireriz kademene, Bedri Rahmi’nin dediği gibi “İstanbul deyince aklım(ız)a/stadyum gelir/ bağırırı(z) birlikte/avazım(ız) çıktığı kadar/Göğsümüzü gere gere/Ver Lefter’e yaz deftere.”
Vermeyiz seni...
Yarın değil bugün konuşalım
Radikal’in ‘Savaşma Konuş’ kampanyasının bir parçası olarak gittiği Diyarbakır ekibinin bir parçasıydım. Orada pek çok şey konuşuldu, pek çok şey tartışıldı. İnatla da şu vurgulandı: Sus diyorlar ama biz konuşacağız! İnadına, ısrarla, susturmaya çalışsalar da bildiğimizi, düşündüğümüzü söyleyeceğiz. Artık konuşmaktan zarar gelmediğini herkes görsün. Bu psikoloji o kadar belirgin ki, bazı sivil toplum örgütü üyeleri Türkçe biliyor olmalarına karşın bizimle Kürtçe konuştu. Yetti artık, dercesine. Belli ki bölge insanının artık canına tak demiş durumda. Yapmacık, geçici, yüzeysel olan her şeyi reddediyorlar. Sahici bir diyalog peşindeler.
Nefret sokağa iniyor
Oysa, malum ülkenin Batı yakasında da durum pek iyi değil. Orada da öfke, şüphe, paranoya giderek kontrolden çıkıyor. Ama daha da önemlisi nefret büyüyor, sokağa iniyor. İki toplum arasında tehlikeli tohumlar yeşeriyor.
Gelelim, bu yazının spor sayfalarında yer almasının nedenine. Meslek hastalığı olsa gerek (!) orada gazete çıkaran çocuklara hangi takımı tuttuklarını sordum. İlginçtir sadece biri Galatasaray, dedi. Babasıyla birlikte Sarı-Kırmızılılara gönül vermiş. Bir diğeri Fenerbahçe. Üçü ise halis munis Diyarbakırsporluydu. “N’olacak bizim halimiz” diye yakındılar. Ama sahadaki oyundan çok takımlarının gördüğü muameleden mustariptiler. Daha geçen hafta Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’un, yani bir başka Güneydoğu taraftarının onlara bölücü muamelesi yapmasına çok içerlemişler. Daha 13 yaşındaki Şervan “Bu işin rövanşı da var” diye dile getirdi öfkesini. Sonra duyduk ki ismi lazım olmayan bir ring sporunda da benzer olaylar yaşanmış. Diyarbakır’da düzenlenen turnuva onuruna belediye başkanının verdiği yemek davetine katılmak isteyenlere bir federasyon başkanı “PKK’lıların yemek davetine katılanlar bedelini öder” diye tehditler savurmuş.
Yani spor cephesinde de işler pek iyi gitmiyor gibi. Malum spor, özellikle de futbol toplumların arka kapısıdır. Gündelik hayattaki problemler ilk orada çıkar. Onca kardeşlik lafına inat öfke buralara yayılıyorsa, ‘aman dikkat’ demenin tam zamanı değil mi? Şimdi bunları konuşmayacağız da ne zaman konuşacağız?
Sana veda etmeyeceğiz
24 Aralık 2010 10:45