Türkiye'de her hafta hakemler suçlanıyor. Onların patronu, başkanı Oğuz Sarvan ise hiç ortaya çıkmıyor.
Konuşmayı sevmiyor. Telefonlara çıkmıyor. Maçlara bile gitmiyor.
Futbol Federasyonu Başkanı ve kurulundan bir-iki kişi dışında da kimse ile görüşmüyor.
Bulabilseydik, konuşsaydık, yarıda kalan olaylı Büyükşehir Belediye-Diyarbakır maçında hakem odasında yaşanan ve bugüne kadar hiç gündeme gelmeyen devletin yetkilileri, hakem ve Sarvan arasında geçtiği söylenen bir konuşmayı soracaktık.
Maçın 88. dakikasında Diyarbakır taraftarları sahaya girince, hakem Hüseyin Göçek yardımcıları ile birlikte soyunma odasına gider.
Bunu herkes biliyor.
Hatta İstanbul Valisi Muammer Güler'in hakeme 'Her türlü tedbiri aldık, maçı oynat' sözü verdiğini de.
Ama o dört duvar arasında yirmi dakika süren bir konuşma var.
Devletin en yetkilisi polislerin huzurunda verdiği güven mesajında hakemlere şöyle der:
'Bu çok hassas bir konu. Sahaya çıkıp, yarıda kalan iki dakikayı oynatın. Bu şekilde maçı ortada bırakırsanız kriz çıkar, sorunlar yaşarız. Ben size İstanbul'un valisi olarak garanti veriyorum. Sahayı temizledik, taraftarları tribüne çıkardık'...
Hüseyin Göçek, verilen talimatlara göre 'bu maçı oynatmasının imkansız olduğunu' söyler ama konunun hassaslığı karşısında kafası karışır. Görevi kuralları uygulamaktır ama konu da hassastır.
Yardımcıları ile yaptığı kısa bir görüşmeden sonra, bilgilendirmek için MHK Başkanı Oğuz Sarvan'ı arar.
Konuşmaları anlatır ve 'ne diyorsunuz?' diye sorar.
Aldığı cevap:
'Sahaya çıkıp, maçı oynatırsan, düdüğünü duvara asarsın...'
Ve emir, demiri keser.
Şimdi konuşulan konu şu:
Hakem talimatı uyguladı. Peki MHK talimatları uygulamada her yerde böyle hassas mı!
Niye hakemler maçlardan sonra çıkıp konuşmazlar. Yasaksa, o vakit 'kum torbasına' dönen hakemleri MHK Başkanı niçin çıkıp savunmaz. Veya hakem hatalarının olduğu maçlardan sonra onların patronu niçin TFF'nin resmi sitesinde iki satır yazılı açıklama yapmaz.
KAFALARIN YARISI AVRUPALI YARISI ŞARKLI
Fenerbahçe Galatasaray'ı yendi, Daum iyi hoca, Rijkaard kötü hoca.
Tersi olsaydı, Rijkaard iyi, Daum kötüydü.
Neden!
Yoksa eskiye mi dönüyoruz?
Bir zamanlar Fenerbahçe Galatasaray'a yenildiği vakit, hocasını gönderir, olağanüstü kongreler yapardı.
Batıya açılan pencere denilen, UEFA şampiyonu olmuş köklü bir kulübün zemini mi erozyona uğruyor.
Fatih Terim dönemi aklıma geliyor.
Konuşmayı sevmiyor. Telefonlara çıkmıyor. Maçlara bile gitmiyor.
Futbol Federasyonu Başkanı ve kurulundan bir-iki kişi dışında da kimse ile görüşmüyor.
Bulabilseydik, konuşsaydık, yarıda kalan olaylı Büyükşehir Belediye-Diyarbakır maçında hakem odasında yaşanan ve bugüne kadar hiç gündeme gelmeyen devletin yetkilileri, hakem ve Sarvan arasında geçtiği söylenen bir konuşmayı soracaktık.
Maçın 88. dakikasında Diyarbakır taraftarları sahaya girince, hakem Hüseyin Göçek yardımcıları ile birlikte soyunma odasına gider.
Bunu herkes biliyor.
Hatta İstanbul Valisi Muammer Güler'in hakeme 'Her türlü tedbiri aldık, maçı oynat' sözü verdiğini de.
Ama o dört duvar arasında yirmi dakika süren bir konuşma var.
Devletin en yetkilisi polislerin huzurunda verdiği güven mesajında hakemlere şöyle der:
'Bu çok hassas bir konu. Sahaya çıkıp, yarıda kalan iki dakikayı oynatın. Bu şekilde maçı ortada bırakırsanız kriz çıkar, sorunlar yaşarız. Ben size İstanbul'un valisi olarak garanti veriyorum. Sahayı temizledik, taraftarları tribüne çıkardık'...
Hüseyin Göçek, verilen talimatlara göre 'bu maçı oynatmasının imkansız olduğunu' söyler ama konunun hassaslığı karşısında kafası karışır. Görevi kuralları uygulamaktır ama konu da hassastır.
Yardımcıları ile yaptığı kısa bir görüşmeden sonra, bilgilendirmek için MHK Başkanı Oğuz Sarvan'ı arar.
Konuşmaları anlatır ve 'ne diyorsunuz?' diye sorar.
Aldığı cevap:
'Sahaya çıkıp, maçı oynatırsan, düdüğünü duvara asarsın...'
Ve emir, demiri keser.
Şimdi konuşulan konu şu:
Hakem talimatı uyguladı. Peki MHK talimatları uygulamada her yerde böyle hassas mı!
Niye hakemler maçlardan sonra çıkıp konuşmazlar. Yasaksa, o vakit 'kum torbasına' dönen hakemleri MHK Başkanı niçin çıkıp savunmaz. Veya hakem hatalarının olduğu maçlardan sonra onların patronu niçin TFF'nin resmi sitesinde iki satır yazılı açıklama yapmaz.
KAFALARIN YARISI AVRUPALI YARISI ŞARKLI
Fenerbahçe Galatasaray'ı yendi, Daum iyi hoca, Rijkaard kötü hoca.
Tersi olsaydı, Rijkaard iyi, Daum kötüydü.
Neden!
Yoksa eskiye mi dönüyoruz?
Bir zamanlar Fenerbahçe Galatasaray'a yenildiği vakit, hocasını gönderir, olağanüstü kongreler yapardı.
Batıya açılan pencere denilen, UEFA şampiyonu olmuş köklü bir kulübün zemini mi erozyona uğruyor.
Fatih Terim dönemi aklıma geliyor.
Fenerbahçe'ye 4-0 yenildikleri gün gönderilse bugün Fatih Terim, imparator olabilir miydi! G.Saray UEFA şampiyonluğunu yakalayabilir miydi? M.United, 24 yıldır kulübün başında olan Alex Ferguson'u ilk dört yılki başarısızlığına bakarak gönderseydi, ne istikrar vardı ne efsane.
Eskiler, 'sabır acıdır, meyvesi tatlıdır' derler.
Daum, Fenerbahçe'ye ilk geldiği üç yılın ikisinde takımı şampiyon yaptı, son senede son maçta da Denizli'de şampiyonluğu kaybetti.
Başarısız hoca mı!
Sorun 'yarısı Avrupalı, yarısı da şarklı olan' kafalarda. Direnmeyi, dik durmayı bilmiyoruz. Gelirken havaalanlarında omuzlarda karşılıyoruz, giderken de tek başına gönderiyoruz. Dilerim Sayın Adnan Polat'ın dün söylediği Rijkaard'la devam sözü gelecek sezon için gerçek olur.
DEVRİMLER SANCILI OLUR
Ne diyorduk, 'Futbol takımına başkan ve yönetici karışmasın!'
Fenerbahçe yönetimi de Aykut Kocaman'ı takımın başına sportif direktör olarak getirdi. O gün bu çağdaş düşünceyi herkes alkışladı.
Doğrusunu da yaptı.
Ama bir türlü sabır gösteremiyoruz.
Kocaman göreve geldiği vakit ne dedi;
'Üç yıl zamanım var. Her şeyi öğreneceğim. Ondan sonra da transferleri de ben yapacağım, bütçem de olacak'
Peki şimdi ne oldu!
Ne değişti?
Sistem doğru ama sıkıntı var. Olacak da. Bunları göğüsleyecek kişi de, eline yetkiler verilen kişi.
Sabırlı olacak.
Belki yönetim Daum'dan önce Aykut'u göreve getirse, o hocayı alsa daha iyi olurdu ama oraya takılmak demek, sisteme çomak sokmaktır.
Keşke her türlü yetki ve destek verilen Aykut Kocaman da 'Sezon sonunda durumumu değerlendireceğim' demeseydi.
Bizim gibi düzensizliği seven ülkelerde sistemlerin oturması sancılı olur. Sıkıntıları aşmak da yürekle, inanmakla olur.
Onun için Aykut Kocaman, Türkiye de herkese örnek olacak bir ilki yapmak isteyen kulübünün verdiği bu imkanı iyi kullanmalı.
Sakın kimse bana, 'Başkan, yönetim Samandıra'ya giderek işine müdahale etti' demesin. Daum takımın, Aykut müessesenin patronu. Başkan ve yönetim ise hepsinin patronu!
HELAL OLSUN NİHAT ÖZBAĞI'YA
Nihat Özbağı, Fenerbahçe yönetiminin isimsiz görünmez kahramandır. Stadın yapımında, gece gündüz çalıştı. Deyim yerindeyse, işini gücünü bıraktı, yatağını yorganını Ankara'dan İstanbul'a taşıdı. Milyon dolarlara tarif edilen projeyi kulübünden bir kuruş almadan bedava yaptı. İyi günde de, kötü günde de kulübünün hep yanında oldu.
Çok başarılı bir iş adamı olmasına rağmen, gösterişi, reklamı hiç sevmez. Sessiz, sakin bir yapısı vardır. Duyduğuma göre doğup büyüdüğü şehre; Elazığ'a 8 derslikli bir okul yaptırıyormuş. Arsasını bulmuş, önümüzdeki günlerde de temelini atacakmış. Yakışır Nihat Özbağı'ya..
SIRA SİZDE FENERBAHÇELİLER
Galatasaray yönetimini ve taraftarlarını derbi maçındaki örnek hareketlerinden dolayı kutluyorum.
Özhan Başkan'ın ruhu şad olsun.
Yıllar sonra Türkiye'de ilk kez gerilimsiz bir maç seyredildi.
Bunun bir milat olmasını dilerim. Aynı güzellikler Şükrü Saracoğlu Stadı'nda da, İnönü'de de olmalı. Bunun için de çaba harcanmalı.
Şimdi gözler Kadıköy'de oynanacak, Beşiktaş maçında.
Marka değeri diyorsak, futbolda kazanmak kadar, saygı da önemli.
Ne diyor Alex;
'Rakiplerimiz bizi sevmeye bilirler ama saygı duymak zorundalar.'