Shota Arveladze’yle yolları ayırdıktan sonra Kayserispor’un; genç ve potansiyelli kadrosunu kime teslim edeceği büyük merak konusuydu. Sarı kırmızılıların tercih ettiği isimse balkanların futbol efsanesi Robert Prosinecki oldu. Prosinecki, sıra dışı futbolcuğu ve kariyeriyle futbolseverler üzerinde derin izlere sahip bir isim..
Hırvat Teknik Adam STSL Show ekibinden Metin Kapıcıoğlu'na konuştu.
“Futbola babamın beni fazlasıyla teşvik etmesiyle başladım. Babamın işi nedeniyle Almanya’da yaşıyorduk. Stuttgart Kickers’le de futbol serüvenim başladı. Kickers’de çok eğlenceli bir ortam vardı. Sonra tekrar babamın işi nedeniyle yugoslavya’ya döndük. Ardından da Dinamo Zagreb ve Kızılyıldız.. Gerisi zaten rüya gibiydi.. ”
“Ben dünya futbolunda sahne almaya başladığımda Maradona ve Platini gibi isimler top koşturuyordu. Bu iki oyuncu benim gerçek anlamda idollerimdi. Yugoslavya, dağılmadan önce çok katı bir ülkeydi. 25 milyon nüfusa sahiptik ve en popüler spor futboldu. 28 yaşını doldurmadan hiçbir oyuncu ülkeden ayrılamazdı. Dolayısıyla çok kaliteli ve yıldızlarla dolu bir lige sahiptik. Dinamo Zagreb, Hayduk Split, Partizan ve Kızılyıldız ligi domine ediyordu. O dönemin Yugoslavya ligi çok çok özeldi. ”
Böylesine kaliteli oyunculara sahip Balkan futbolu, 90 lı yılları domine edecek bir çok genç isme de sahipti. Bu oyuncuların da kendisini göstermesi çok uzun sürmedi.
“1987 yılında Şili’de Dünya Gençler Şampiyonu olduk. Turnuvanın en değerli oyuncusu seçildim. Boban, Jarni, Şuker, Mijatovic gibi geleceğin yıldızları hep bir aradaydık. Takımı özel kılan, etnik kökeni ne olursa olsun arkadaşlıktı. Bence dünyanın en özel jenerasyonlarından birisiydik.. ”
Robert Prosinecki’nin kariyeri Kızılyıldız formasıyla doruk noktasına ulaştı. Ülkenin en popüler takımı, birbirinden yetenekli isimlerle Avrupa’da zirveye koşuyordu.
“Dinamo Zagreb’ten sonra Kızılyıldız, kariyerimi bambaşka boyuta taşıyan takımdı. Avrupa’nın maddi anlamda güçlü takımlarıyla baş etmek kolay değildi. Bunu Kızılyıldız’da başardık. Orada 4 sene futbolculuk 2 sene teknik direktörlük yaptım. Oradaki performansım Dünyanın en iyi takımı Real Madrid’in kapılarını bana açtı. Benim için dünyanın en özel kulübüdür. ”
Kızılyıldız 1991’de Şampiyon Kulüpler Kupası'nda finale yükselirken, bir ülkenin rüyası da gerçek olmak üzereydi.
“Yarı finalde Bayern Münih gibi favori takımlardan birisini eledik. Marsilya’da dönemin en iyi takımı Gullit’li Van Basten’li Rijkaard’lı Milan’ı saf dışı bıraktı. Bence final maçı kötüydü. Kaliteli bir maç olmadı. Penaltılara kaldı ve tüm penaltıları gole çevirdik.”
“Dönemin şartlarına göre Kızılyıldız’ın şampiyonluğu bir hayaldi. 4 sene yan yana oynayan jenerasyonun takımda hiç yabancı olmadan kazandığı bir kupaydı 1991 şampiyonluğu. Real Madrid ya da Milan’la şampiyon olmaya benzemiyordu. Bu kupa, futbolda alt yapının ne kadar önemli olduğunu gözler önüne serdi. Ekonomik olarak bizde kat kat güçlü ekiplere karşı ülkemizin dinamikleri ve bize inananlarla bu başarıya ulaştık. Avrupa’da bir döngüyü değiştirdik. Saviçevic, Pançev, Mijatovic, Yugovic, ben; Avrupa’ya gitmeden önce bir anlamda ülkemiz için kutsal bir görevi yerine getirdik.”
Yugoslavya’da misyonunu tamamlayan Prosinecki’nin büyük liglerde ne yapacağı merak konusuydu. Yeteneği ona İspanya’nın iki devinin de kapılarını açtı..
“Hem Real Madrid hem de Barcelona bence dünyanın en iyi iki takımı. İkisinde de oynamak rüya gibi bir şey. Real Madrid her zaman daha fazla ilgi topluyor. Bence Real Madrid, Barcelona’ya oranla dünyada daha fazla insana ulaşıyor. Şu an Barcelona’nın futbolu elbette daha güzel ancak ben kendimi Real Madrid’li gibi hissediyorum. Benim için Barcelona’dan bir kademe önde..”
İki farklı milli takımla dünya kupalarında gol atan tek futbolcu olan Robert Prosinecki, uluslar arası turnuvalarda da hep mercek altına alınan oyunculardan birisi oldu.
“Euro 96, Hırvatistan bağımsızlığını kazandıktan sonra katıldığımız ilk büyük organizasyondu. Türkiye maçı unutulmazlardan birisiydi. Alpay’ın Vlaovic’i düşürmemesi sonrasında Fair Play ödülü alması ve bizim kazanmamız.. Çeyrek finale kadar gittik güzel goller attık ve şampiyon Almanya’ya elendik. Bizim adımıza eglenceli bir turnuvaydı.. ”
“98 Dünya kupası ise Şili’deki jenerasyonun Hırvat olanlarının belki de doruk noktasıydı. Boban, Şuker, Stimaç, Jarni, Biliç.. müthiş bir kadroydu. Romanya ve unutulmaz bir maç sonunda Almanya’yı eledik. Fransa maçı ise acı vericiydi. Tarihi bir anın eşiğindeydik. Thuram hayatında belki de ilk kez bir maçta iki gol attı. Turnuva öncesi üçüncülüğü verseler güle oynaya alırdık. Ama Fransa maçı sonrası 3. Lüğe sevinmekte zorlandık.”
“Bana göre Yugoslavya dağılmasaydı gidemediğimiz 1992 Avrupa Şampiyonası'nda kupayı alabilirdik. Danimarka bizim yerimize gitti kupayı kazandı. 1994 dünya kupasında da enteresan işler yapabilirdik. Ancak o yıllar savaş yıllarıydı. Fazlasıyla acı ve gözyaşı vardı. Futbol hiç birimizin aklına bile gelmiyordu..”
Prosinecki, teknik direktörlük kariyerine Hırvatistan Milli takımında Slaven Biliç’in yardımcılığıyla başladı. Euro 2008’deyse Semih’in golü hala Prosinecki’nin aklında.
“119'da öne geçmişken kalemizde golü görmek yıkım etkisi yarattı. Zaten penaltılarda da bu kendisini belli etti. Ülke olarak Semih bize büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Futbolun neden bu kadar ilgi çekici olduğunu gösteren sıra dışı bir maçtı.”
Shota’dan sonra Kayserispor’un başına geçen Prosinecki, Teknik direktörlüğündeki ilk başarısını geçen sezon Kızılyıldız’la Sırbistan kupasını kazanarak yaşadı.
“Türkiye ligi bence çok zor. Herkes herkesi yenebilir. Sert bir lig. Şampiyonluk adaylarıyla diğer takımlar arasındaki fark süratle kapanıyor. Bence eskisinden daha yarışmacı bir lige sahipsiniz. Kayserispor, başarı için her imkana sahip. Tesisler, takım ve teknik ekip çok iyi. Alt yapıya da önem çok yüksek. Yüksek standartlarda bir stada sahibiz. Takımı daha iyi tanıdıkça ligi daha iyi tanıdıkça Kayserispor’la da yukarılara tırmanmacağımızı düşünüyorum. ”
"Real her zaman Barca'nın önünde"
29 Kasım 2012 20:00