Tarih 15 Ekim 2006. Şu sıralar Trabzon’u sırtlayıp şampiyonluğa koşan Burak Yılmaz’ın en uzun süre eğiticiliğini yapan ilk hocası Doğan Haber Ajansı’na (DHA) diyor ki: “Burak benim minik takımda öğrencimdi. Burak’ta doğal bir yetenek vardı. 3.5 yıl temel eğitimini benden aldı. Yenilgi kabul etmeyen, agresif yapısı vardır. Belki de futbolcu olmasını gerektiren sebeplerden birisi de bu. Hep en iyisi olmak ister. Bazen bu özellikleri kendisine eksi yönde de etki yapıyor. Bence agresif yapısını hırsıyla birleştirip, sahada futbol kuralları çerçevesinde kullanması gerekir. Agresif yapısını hakeme ve rakibine karşı kullanması kendisine zarar veriyor.“ Burak ile ilgili bu açıklamayı yapan ‘ilk hoca’nın adı Fikret Yılmaz...Yani “Baba Yılmaz.”
Bu açıklamanın yapıldığı günlerde Burak Beşiktaş’ta oynuyor, babası Fikret Yılmaz ise G.Birliği’nde yardımcı antrenör. Haftanın en önemli maçı Beşiktaş’la G.Birliği arasında.
Yani baba ile oğul rakip. Beşiktaş maçı 1-0 kazanıyor. İşin ilginç yanı ise hırçınlığıyla tanınan ve 90 dakika oynayan Burak, sakinliğiyle örnek gösteriliyor. Fikret hoca maçın ardından oğlunun sakinliğiyle ilgili bir soruya “Kenarda beni gördüğü içindir” yanıtını veriyor ve ekliyor: “Umarım hep böyle olur...”
İSYANKÂRLIKTAN LİDERLİĞE
Burak Yılmaz’ın yakın dönem portresi bir hayli ilginç . Onun ‘isyankâr’ kişiliği, ‘takım oyuncusu ol ve agresif yapını kontrol et’ diye özetleyebileceğimiz baba öğüdünü tutmasını sıklıkla engelledi. Bu nedenle Beşiktaş, Manisa, F.Bahçe, Eskişehir gibi camialarda üstün yeteneğine karşın kendine yer bulamadı. Trabzon’da da ‘istenmeyen adam’ ilân edilecekken Şenol Güneş imdadına yetişti. Burak, Uzak Doğu’nun mistik yapısının yanısıra dinginliğini de kendine felsefe edinen Güneş ile yeniden doğdu... Ve o şimdilerde ‘takım lideri.’
G.Saray maçının hemen ardından, LİG TV’ye yaptığı açıklama müthişti. Golden sonra kameraya “Anneeee” diye bağırıp yürek hoplatan Burak gitmiş, yerine bambaşka bir Burak gelmişti. Karşımızda ne söylediğini çok iyi bilen bir lider vardı. Şöyle diyordu Trabzon’un lideri “Çok ciddi bir şampiyonluk yarışı yaşıyoruz. Bence F.Bahçe’de şampiyonluğu hak ediyor Trabzonspor’da. Hatta Bursaspor’da. Daha az hata yapan şampiyon olacak. Üç takımı canı gönülden şimdiden kutluyorum. Biz de sonuna kadar gideceğiz. Şampiyon olursak ne mutlu bize.
Olmazsak da F.Bahçe’yi tebrik edeceğiz.” Burak Yılmaz için “hâlâ agresif, hâlâ hırçın” yorumu yapmak mümkün. Ama eskisi gibi değil. O artık daha ölçülü, daha kontrollü. Kısacası Burak küllerinden doğdu. O bir Phoenix (Anka Kuşu).
NE YAPTIN BÜLENT HOCAM!
Bülent Ünder 2000’li yıllarda fırtına gibi esen G.Saray’ın ‘Beyin Takımı’ içindeydi. Fatih Terim’in gölgesinde kaldığı söylense de tarih onun adını da altın harflerle yazdı. Emekliliğini yaşarken, “G.Saray’ın sana ihtiyacı var” denildiğinde koşul ileri sürmeden takımın başına geçti. Hem de sezon sonunda bu takımda kalmayacağını bile bile. Bülent hoca tipik bir G.Saraylı’dır. Yani centilmen, yani saygılı, yani ölçülü...Oysa Trabzon karşılaşması sonrasında yaptığı açıklama hiç de onun tarzı değildi. Onlarca komplo teorisinin üretildiği şu günlerde bu açıklama ona yakışmadı.
Milletin ağzı torba değil ki büzesin. “Bülent hoca ne demek istedi, Pino bilerek mi oynamadı” diyen diyene. Ah be hocam şu tepkini soyunma odasında ortaya koysan olmaz mıydı? Pino zaten ortalarda yoktu. Bundan sonrada oynatmasan sana kim ne diyecekti ki?
KARİYER REKORUNU KIRDI!
Bu sezon Trbzon formasıyla ligde 25 maça çıkan Burak Yılmaz, 14 gol ve 2 asistle oynadı. Kariyerinin en verimli sezonunu geçiren 26 yaşındaki oyuncunun Türkiye Kupası’nda ise 3 maçta 1 gol, 2 asisti bulunuyor.
Haftanın Oyuncusu: Burak Yılmaz
Beşiktaş ve F.Bahçe maceralarını bilmesem Burak için son 5 yılın en iyi oyuncularından biri demekten çekinmezdim. Ama o dönemleri bilen biri olarak Burak Yılmaz’ı ‘dönüşü muhteşem oldu’ diye kolaylıkla tanımlayabilirim.
Şenol Güneş’in rahle-i tedrisatı’ndan geçtikten sonra dört dörtlük bir futbolcu oldu. Son iki haftaya damgasını vurdu. Beyin sarsıntısının ardından doktor kontrolünde çıktığı G.Saray maçında Trabzon’un hedeften sapmamasını sağlayan isimdi. Bu kez attırmadı attı...Ve o gol belki de şampiyonluğun müjdesidir...
Haftanın Teknik Direktörü: Mehmet Özdilek
Sabrın sonu Mehmet Özdilek. MP Antalya, hocasıyla ne kadar gurur duysa azdır. Çok az teknik adam takımıyla bu kadar bütünleşebilir, oyuncularıyla abi-kardeş ilişkisi kurabilir ve iyi otorite kurup kendini saydırabilir. Kazanamama serisine G.Saray’la son veren Özdilek, güvenenlerin beklentilerinin boş olmadığını Bursa karşısında da gösterdi.
Bursa'da takımını mükemmel yönetti. Oyunu çirkinleştirmedi. Beraberliği yeterli bulmadı ve galibiyet için takımını ileri itti. Haklı olarak da haftanın en iyisi oldu. Bravo Mehmet Özdilek...
Haftanın Hakemi: Cüneyt Çakır
Tıpkı geçtiğimiz haftaki gibi bu hafta da standardın üzerine çıkan hakem sayısı bir fazlaydı. Hiçbir hakem, gözlemcisinden 8.2’nin altında puan almadı. En kritik iki maça çıkan Cüneyt Çakır ile Bünyamin Gezer üst düzey performanslarıyla adeta birbirleriyle yarıştı.
Öne çıkan Çakır oldu... Eskişehir’deki zorluk derecesi çok yüksek karşılaşmayı tereyağından kıl çeker gibi yönetti. Çok sayıda ‘papaz’ futbolcunun yer aldığı alanda otoritesini hiç kaybetmedi ve sahanın hakimi olduğunu hissettirdi. Kart uygulamaları dört dörtlüktü. Ama asıl önemlisi güler yüzüydü.