Beşiktaş, maçın üçte biri bittiğinde 2 farkı yakalamıştı ve bundan sonrası en güvendiği oyuna, savunma sahnelerine kalacaktı.
Kader maçının öncesinde hiç beklemedikleri gelişmelerle “takım” olduklarını anladılar. Nobre’nin oğlu yoğun bakıma alınmış, en başta teknik direktör, takımın tümü Kayseri’ye endişeyle uçmuştu. Sonra Şili’den hepimizin yüreğine oturan 8.8’lik darbe geldi. İstanbul’da kalan Nobre, Kayseri’de maçı bekleyen Şilili Rodrigo Tello, takımın iki kaygı kaynağı oldu.
Küçük Nobre ne durumdaydı? Tello’nun ailesinden ve akrabalarından haber var mıydı?
Bu soruları hepsi birlikte sordu... Kaygılarını ve endişelerini paylaştılar. Uzun süreden beri ilk kez “takımca” bütünleştiler. Bu durum Kayseri deplasmanında oyuna da yansıdı. Müthiş bir yardımlaşma ile, ayağa paslarla, zamansız şut atma ya da top savurma yanlışına düşmeden, canlı ve dinamik bir disiplin anlayışıyla mücadele ettiler.
Küçük Nobre ne durumdaydı? Tello’nun ailesinden ve akrabalarından haber var mıydı?
Bu soruları hepsi birlikte sordu... Kaygılarını ve endişelerini paylaştılar. Uzun süreden beri ilk kez “takımca” bütünleştiler. Bu durum Kayseri deplasmanında oyuna da yansıdı. Müthiş bir yardımlaşma ile, ayağa paslarla, zamansız şut atma ya da top savurma yanlışına düşmeden, canlı ve dinamik bir disiplin anlayışıyla mücadele ettiler.
Şilili, soldan Fink’in ortasıyla buluştuğunda kronometre henüz 2 dakikayı tamamlamamıştı. Ve topun gelişine soluyla ustaca vurdu Tello... Beşiktaş kaygıyla başladığı maçı coşkuya dönüştürmüştü.
Kaybedenin zirve iddialarını yitirip unutabileceği bir maçtı bu. Kayserispor’da, Cangele, Saidou ve Toledo’nun eksikliği fazlasıyla hissedildi. Hücumda kaybettikleri etkinliğin yanı sıra orta alan ve savunmada da Beşiktaş’ın ekmeğine yağ sürecek boşluklar bıraktılar. Tello, açılış golünü attıktan sonra, bir de rakibinden top çalarak öyle bir pozisyon başlattı ki ders olur... Bobo da takım oyununa uygun bir tercihle aldı topu, erken ve zamansız bir şut yerine Ekrem’e asist yaptı. O da gereğini yerine getirdi.
Haftalardır baskı altında bunalan Beşiktaş, maçın üçte biri tamamlandığında 2 farkı yakalamıştı ve bundan sonrası en güvendiği oyuna, savunma sahnelerine kalacaktı... Makukula’nın 82’de gelen golüne kadar da hatasız oynadılar.
Burada Mustafa Denizli’yi yeniden takdir etmek gerek. Kimsenin beklemediği biçimde İbrahim Kaş’ı sağbekte görevlendirip Toraman’ı orta alanda Fink ve Ernst’in ortaklığına atamıştı. Bu taktik, ilerideki Tello, Ekrem, Bobo üçlüsüne hücumda, gerideki dörtlüye de savunmada ekstra katkı demekti. Hepsi de beklenen işleri yaptılar. Tello maçın yıldızı, Toraman da şövalyesiydi... (Acaba Oğuz hoca, Terim’i kırmamak için mi ona çağrı pusulası göndermedi?) Ama hakça söyleyelim, kaçırdığı gollere rağmen Bobo da maçın parlayan adamı oldu.
Beşiktaş’ta en vazgeçilmez dört yabancı, kuşku yok ki Sivok-Ferrari, Fink-Ernst ikililerinden oluşuyor. Bu dörtlüye öteki yabancılardan (Tello, Bobo, Holosko) katılan ikisi daha başarılı olursa, Denizli’nin yüzü gülüyor. Dün bunu gördük.
Denizli’nin hesaplarını yeniden ciddiye almamız gerekiyor şimdi...
Ve o hesaplar asla kehanet değil!..