Saha kötü... Hava kötü... Bu koşullarda kaliteli futbol beklemek fazla lüks olur. Her şeye rağmen, girmiş olduğun pozisyonları gole çevirebilmelisin ki, maçı rahat kazanabilesin.
Fenerbahçe’de iki tane “Çok iyi golcü” bildiğimiz isim var... Güiza ve Semih... Birbirlerine nazire yaparcasına akıl almaz goller kaçıran oldular. Bu gol pozisyonlarının yarısını atsalar, Fenerbahçe maçı çok erken koparır, farka koşardı.
Fenerbahçe’nin Lugano’su, kaleci Volkan Demirel’in kucağında oynar gibi çok geriye yaslandı. Orta saha ile arasındaki mesafeli futbol anlayışı, akıllara durgunluk verecek cinstendi.
Vederson’u, oynadığı süre içinde beğenmedim.
Dos Santos, teknik kapasitesini bu hava koşullarında yanlış kullandı ama, golü de nefis bir vuruşla atan oydu.
Mehmet Topuz ve Emre Belözoğlu, orta sahada iyi niyetli mücadele ederken, Cristian Baroni ise sahada hakikaten “Baron” gibi etliye sütlüye karışmayandı...
Her iki takımın da futbolcularını kantara koyduğumuzda, Denizlispor ligin dibine demir atmış, diğeri Fenerbahçe; ligin zirvesinde lider pozisyonunda... Bu fark, gol pozisyonlarına yansıdı ama skora yansımadı...
Bu arada, Daum’u da değişik bir futbol anlayışı içinde gördük. İki forvetli oyun kurgusuna bile nazlanan Daum, maçın son çeyreğinde Gökhan Ünal’ı oyuna alarak, üç forvetli düşünceyi ilk kez önümüzde serdi.
Tribünler kaçanlara hayıflanırken, Dos Santos’un attığı nefis gol, 3 puan ümidini arttırdı. Youla, doğru düzgün tek pozisyona giren Denizlispor’u havaya sokup, Saracoğlu’nda matem havası estirmeye hazırlanırken, “Alex’in veliahtı” Özer sahneye çıktı. Zor pozisyonda, zor bir gol atıp Fenerbahçe’yi rahatlattı.
Bir şutta direğe takılan Güiza da “nihayet” ama boş kaleye topu gönderip Fener’in ligin zirvesindeki yerini sağlama aldı.
O golleri atamazsan böyle acı çekersin!
23 Ocak 2010 14:02