Türk futbolunun en zayıf halkasının yöneticiler olduğunu söylersek haksızlık etmiş olur muyuz? Hiç değilse şu günlerde bunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
Tabii bu kapsamda G.Saray Kulübü Başkanı Adnan Polat'a epeyce geniş bir yer ayırmak gerekiyor.
Polat'ın son dönemde neredeyse her sözü yeni sorunlara yol açıyor. Bunların bir bölümü insanı şaşkına çevirirken defalarca yazdığımız şu sözü de hatırlatıyor: İyi bir yöneticinin en önemli niteliği, neyi söyleyeceğini değil söylemeyeceğini bilmesidir.
Polat'ın yaptığı çok önemli işlerin görmezden gelinmesinin yanında haksız saldırılar ve başka benzer tepkiler karşısında kalmış olduğunu kabul ediyorum. Ancak bunlara karşı söylediği sözler işleri büsbütün içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Stadın açılış sürecinde başlayan tatsızlıklarda Polat hep yanlış şeyler söyledi. Provokasyon iddiasından tutun da İnan Kıraç'la kapışmasına değin her sözü kendi kalesine attığı bir gol oldu. Yönetim içindeki sorunu çözmek için yaptığı hamle bile iyi sonuç vermedi. Yönetimle ilgili konuları dünyada bundan önemli haber yokmuş gibi davranan bazı genç arkadaşlarımız, onun yönetimi terkediş şekliyle ilgili "Mosmor bir suratla" türünden yorumlar eklemekte sakınca görmez oldular.
Hakemlerle ilgili olarak söylenenler ise tek kelimeyle, fiyaskoydu. Çünkü zaten hakem hataları yüzünden Galatasaray'ın gördüğü zarar o günlerde basında tekrar gündeme getirilmişti. Çok daha önemlisi, aynı konuyu Aziz Yıldırım'ın bile dile getirmek zorunda kalmış olmasıydı.
Böylesine sağlam ve haklı bir konumdayken, basında yazılıp söylenenleri tekrarlayıp Polat kendi kalesine gol attı. Unutmayalım ki Galatasaray başkanının ceza alması, camianın elit kesimlerinin gözünde, başka kayıplardan çok daha büyük bir sorundur.
Üstelik, Gaziantep'e giderken uçakta bize söylediği, "Türk futbolunda şu anda yaşanmakta olan barış ortamının oluşturulmasında büyük katkımız var. Ama bu barışın bedelinin bize ödettirilmesine razı olamayız" sözü çok daha anlamlıydı. Buna dayalı bir söylem etkili olabilirdi.
Hele Akdeniz kıyılarından gelen saçma bir lafa yanıt yetiştirme derdine düşüp karşısındaki cepheyi bu kadar genişletmek olacak iş mi? Bırak, ilgili kişiler bunu söyleyene sorsunlar 'Bu kadar ucuza böyle önemli bir futbolcuyu sen niye almadın?' diye.
Elbette ki en önemlisi Türk Telekom'la girişilen polemik oldu. Sarı Kırmızılı kulübün çok zor bir döneminde inanılması güç türden destek sağlamış bulunan bu kuruluşa karşı söylenen sözler "Yok artık!" denilecek düzeydeydi. Türk Telekom'un bununla ilgili olarak yaptığı açıklama ise son derece dengeli ve sağduyuluydu.
Belli ki sözleşme yapılırken Ali Sami Yen ismi unutulmuş. Olabilir. O curcuna içinde böyle bir yanlışa düşülmesi normaldir. Ancak sonrasında İnan Kıraç bu konuyu gündeme getirdiğinde Adnan Polat daha zeki ve esnek davranabilirdi. Konunun hemen Türk Telekom ile görüşülmesiyle daha iyi bir çözüme de varılabilirdi. Nitekim o kuruluş, yayınladığı bildiride bunu söylüyor. Polat hep böyle konuşacaksa bir süre susması çok daha isabetli olmaz mı?
Tabii bu kapsamda G.Saray Kulübü Başkanı Adnan Polat'a epeyce geniş bir yer ayırmak gerekiyor.
Polat'ın son dönemde neredeyse her sözü yeni sorunlara yol açıyor. Bunların bir bölümü insanı şaşkına çevirirken defalarca yazdığımız şu sözü de hatırlatıyor: İyi bir yöneticinin en önemli niteliği, neyi söyleyeceğini değil söylemeyeceğini bilmesidir.
Polat'ın yaptığı çok önemli işlerin görmezden gelinmesinin yanında haksız saldırılar ve başka benzer tepkiler karşısında kalmış olduğunu kabul ediyorum. Ancak bunlara karşı söylediği sözler işleri büsbütün içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Stadın açılış sürecinde başlayan tatsızlıklarda Polat hep yanlış şeyler söyledi. Provokasyon iddiasından tutun da İnan Kıraç'la kapışmasına değin her sözü kendi kalesine attığı bir gol oldu. Yönetim içindeki sorunu çözmek için yaptığı hamle bile iyi sonuç vermedi. Yönetimle ilgili konuları dünyada bundan önemli haber yokmuş gibi davranan bazı genç arkadaşlarımız, onun yönetimi terkediş şekliyle ilgili "Mosmor bir suratla" türünden yorumlar eklemekte sakınca görmez oldular.
Hakemlerle ilgili olarak söylenenler ise tek kelimeyle, fiyaskoydu. Çünkü zaten hakem hataları yüzünden Galatasaray'ın gördüğü zarar o günlerde basında tekrar gündeme getirilmişti. Çok daha önemlisi, aynı konuyu Aziz Yıldırım'ın bile dile getirmek zorunda kalmış olmasıydı.
Böylesine sağlam ve haklı bir konumdayken, basında yazılıp söylenenleri tekrarlayıp Polat kendi kalesine gol attı. Unutmayalım ki Galatasaray başkanının ceza alması, camianın elit kesimlerinin gözünde, başka kayıplardan çok daha büyük bir sorundur.
Üstelik, Gaziantep'e giderken uçakta bize söylediği, "Türk futbolunda şu anda yaşanmakta olan barış ortamının oluşturulmasında büyük katkımız var. Ama bu barışın bedelinin bize ödettirilmesine razı olamayız" sözü çok daha anlamlıydı. Buna dayalı bir söylem etkili olabilirdi.
Hele Akdeniz kıyılarından gelen saçma bir lafa yanıt yetiştirme derdine düşüp karşısındaki cepheyi bu kadar genişletmek olacak iş mi? Bırak, ilgili kişiler bunu söyleyene sorsunlar 'Bu kadar ucuza böyle önemli bir futbolcuyu sen niye almadın?' diye.
Elbette ki en önemlisi Türk Telekom'la girişilen polemik oldu. Sarı Kırmızılı kulübün çok zor bir döneminde inanılması güç türden destek sağlamış bulunan bu kuruluşa karşı söylenen sözler "Yok artık!" denilecek düzeydeydi. Türk Telekom'un bununla ilgili olarak yaptığı açıklama ise son derece dengeli ve sağduyuluydu.
Belli ki sözleşme yapılırken Ali Sami Yen ismi unutulmuş. Olabilir. O curcuna içinde böyle bir yanlışa düşülmesi normaldir. Ancak sonrasında İnan Kıraç bu konuyu gündeme getirdiğinde Adnan Polat daha zeki ve esnek davranabilirdi. Konunun hemen Türk Telekom ile görüşülmesiyle daha iyi bir çözüme de varılabilirdi. Nitekim o kuruluş, yayınladığı bildiride bunu söylüyor. Polat hep böyle konuşacaksa bir süre susması çok daha isabetli olmaz mı?