Birinci elden gelen bu bakış açıları, öncelikle iki kesimin de sorumluluklarını yeterince ve gereğince yerine getirmediğini, getiremediğini gösterir.
Bu tür yakınmalar işler iyi gitmediğinde daha çok ortaya çıkar.
Burada bir püf nokta vardır:
Futbolcunun kulüpten talebi ‘nesnel’dir, kulübün futbolcudan talebi ‘öznel’dir.
Futbolcu sözleşmesinde yazılı paraları ister, kulüp onun karşılığında ‘üretken iyi oyun’ bekler. İkisi de karşılıklı haktır.
Futbolcunun kulüpten sözleşme karşılığını alma garantisi ve yaptırımı vardır da, kulübün futbolcudan o öznel değeri almasının garantisi ve yaptırımı yoktur! Vardır da yoktur! Adam gerekçesine uydurarak verimsiz kalabilir. Ya da bilerek ve isteyerek verimsiz kaldığını kanıtlamak çok ama çok zordur!
Bu durum tamamen futbolcunun kişiliğine, emdiği sütün saflığına, yeteneklerinin gerçekliğine ve elinden geleni vererek kendini toplum içinde bir değer olarak tutma isteğine, ciddiyetine bağlıdır.
Bir yönetici, futbolcu transfer ederken bunlara da bakmalıdır.
Bunu yapmaz ise sonra başına gelene şaşırması, şaşırtıcı olur!
Beşiktaş şimdi işte bu sorunu yaşamakta.
Futbolcuların önemli bir bölümü ‘iyi seçilmemiş’. Bu nedenle kulübün birçok futbolcusunun ‘verimsizlikte süreklilik’ durumuna katlanmak gibi bir dev sorunu var!
Sezon başından bu yana Beşiktaş’ın iyileşmesi için iki ana ilaç düşünmekteyim. Biri ocak transferiyle güçlenmekti. Ki bu bile kesin çözüm olamayabilirdi. Ana ilaç ise, eldeki verimsiz oyuncuların verim çizgisine yükselmeleri ya da yükseltilmeleridir.
Tello, Nobre, Bobo, Tabata, Yusuf, Nihat, Serdar... Takımın yarısı sayılan bu oyuncu grubu ne derece yarar sağladı! Onlar verimli olsa durum böyle mi olur?
Ya onlar kendilerine çeki düzen verecekler ya da hoca vermelerini sağlayacak.
Ya da tümünün başı yanacak!
Beşiktaş’ın ki zaten yanmakta!