Malum ihale sürecinde çeşitli TV kanalları ve radyolar arayıp görüş istiyorlar. Bunlardan biri için telefonda beklerken o sırada konuşmakta olan arkadaşımı dinliyorum.
Aman Allah'ım! Arkadaşım o kadar endişeli ki onu yatıştırmak için ne yapmak gerektiğini kestirebilmek bile zor. Efendim, paranın bu kadar büyümüş olması bir yığın sorun da çıkarabilirmiş de bilmem neymiş! Bunun nasıl kullanılacağı da çok iyi düşünülmeliymiş...
Daha bunun gibi bir yığın endişe dolu değerlendirmeler. Sanırsınız ki harika bir ihaleyle futbola giren parada çok ciddi bir artış sağlanmış değil de futbolumuz aniden ortaya çıkan ciddi bir felaketle karşı karşıya gelmiş...
Programın bayan sunucusu da konuya pek egemen değil ama böylesine büyük bir endişe nedeniyle birşey sorma zorunluğunu duyuyor:
"Peki ne yapılmalı? Altyapıya daha çok önem vermek bir çare olabilir mi?"
Arkadaşımın o konuda fazla bir fikri yok. Ortalama birtakım sözlerle vaziyeti idare etmeye çalışıyor...
'Acaba bu bir mizansen mi? Benimle dalga mı geçiyorlar?' diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Aslında sadece bu konuda değil benzer türden her türlü gelişmeyle ilgili olarak neyi ne kadar bildiği kuşkulu birtakım kişilerden görüş alınması, böyle bir sıkıntıya yol açıyor. Çünkü böyleleri için her türlü gelişmeyle ilgili olarak 'endişelenme zorunluluğu' gizli bir kural gibi.
Ortada bütün toplumun sevinmesi gereken çok önemli ve olumlu bir durum olduğunda da bazı yorumcuların tutumu değişmiyor. En fazla, 'Evet, bugün sevinilecek bir durum olduğundan sözedebiliriz ama yarın ne olacağı belli değil. Onun için dikkatli olmalı hatta biraz da endişe duymalıyız' şeklindeki gamlı baykuşluktan asla vazgeçemiyorlar.
Bu kapsamdaki bir başka tuhaflık da sanki bu ihalenin Türk futbolundaki bütün sorunların çözümü olacağı ya da olması gerektiği sonucunun çıktığı yorumlar... Merak etmeyin, o sorunlar belki de hiçbir zaman çözülmeyecek! Statlarımız yine berbat olacak, gidip gelmek, içeri girip maç seyretmek işkence olacak. Olayların önü yine alınamayacak. Şikesi, dopingi ve başka sorunlarıyla sıkıntılar da süregidecek...
O sayede daha uzun yıllar bir yığın insan bunlar üzerinde gevezelik ederek önemli iş yapmış sayılacak ve para kazanacak. Çünkü bunlar memleketin genel nitelikteki sorunları ve ortadan kaldırılması da pek mümkün görünmüyor.
Böyledir diye o muhteşem ihaleden yola çıkarak insanın içine sıkıntı veren laflar etmek haklılık kazanmıyor. Sadece şunu düşünmek bile bunu anlamaya yeter: İhale sonucu bu rakamlara çıkılmayıp da düşük bir rakamda kalınsaydı, Türk futbolunun sorunlarının çözümü için büyük umutlar mı doğmuş olacaktı?
Neresinden bakılırsa bakılsın, gerçekten de muhteşem bir ihale oldu. Başta Futbol Federasyonu yetkilileri olmak üzere bunda payı olan ve emeği geçen herkesi yürekten kutluyoruz. Digitürk'ün altına girdiği yükün büyüklüğü nedeniyle bizim ödeyeceğimiz miktarları çok artırmayacağını umuyoruz.
Futbolumuza da topluma da hayırlı ve uğurlu olsun.
Ha gayret! Gerçeğe yaklaşıyoruz
Antalya'ya gelen takım sayısı konusundaki yazılarımla sizleri birazcık güldürebilme çabamı sürdürmek istiyorum; çünkü bununla ilgili yeni veriler var. 10 Ocak Pazar günkü Habertürk gazetesinde yıl boyunca kamp için Antalya'ya gelecek yerli ve yabancı takım sayısı 600 (yazıyla altıyüz) olarak verildi.
Biliyorsunuz bu konuda hiç kimse ağzını 1.000 (yazıyla bin) takımdan aşağı açmıyor. 2.000 (yazıyla ikibin) diyen bile var ama ortalama 1.500 (yazıyla binbeşyüz)'de sulh oluyorlar. Buna göre Habertürk gazetesi bu rakamda çok ciddi bir indirime gitmiş oluyor ama yetmez, daha epeyce indirmek gerekir.
Habertürk'te Özgür Önder meslekdaşımızın haberine göre nisan ayına kadar 28 ülkeden 600 takım Antalya'da kamp yapacakmış. İyi güzel de bu takımların en az yüzde 75'inin şu günlerde Antalya'da olması gerekir. Yani en azından 400 takım şu anda orada çalışır durumda olmalı.
Oysa arkadaşımızın haberinde 10 yerli 16 da yabancı takımın adı var. 18 yabancı takımla 1 yerli ekibin de önümüzdeki günlerde buraya gelecekleri bildiriliyor. Hepsini topladığınızda bir yere varamıyorsunuz, çarparak bile tatminkâr bir rakama ulaşmak zor görünüyor...
İşte benim en çok takıldığım nokta da burası. Kimse 1.000 takımdan aşağısına razı olmuyor ama bunların adlarını vermeye gelince 100 takımlık bir liste bile yapamıyorsunuz. Bu listeyi çok ciddi biçimde yapmak üzere kolları sıvayan Antalya Vergi Dairesi de bugüne kadar yılda 172 takımdan fazlasına ulaşabilmiş değil.
19 Mayıs'ın zeminini gördünüz mü?
Bu memlekette zaman zaman ortaya çıkan bazı doğru işlerin bir "kaza" sonucu olduğuna inanmak gerekiyor galiba.
Ankara 19 Mayıs Stadı'nın zemininin yapay çim haline getirilmiş olması, çok doğru ve akıllıca bir işti. Bazılarına bunu anlatmak ve zemini beğendirmek mümkün olamadı.
Sonunda yapay çim şöküldü, doğal çim yapıldı. Onun kısa sürede ne hale geldiğini Ankaragücü-Trabzonspor maçında gördük. Daha şimdiden tarlaya dönüşmeye başlamış bile...
Zaten daha önceki tartışmanın doğru zeminde yapılmasının koşulu da buydu. Doğal çimle yapay olanı değil, tarla ile yapay çimi kıyaslamak gerekiyordu.
Neyse, şimdi bunu görecek ve gerekli kıyaslamayı yapacak çokça imkânımız olacak.
Fakat o yapay çim zemin geri gelmeyecek...