Ali Sami Yen'de "çok şükür bugünleri de gördük" denilebilecek türden bir maç yaşadık. Özhan Canaydın'ın vefatı nedeniyle oluşan hava bu karşılaşmaya da yansıdı.
Ve çok uzun yıllardır ilk kez düzgün koşullarda bir G.Saray-F.Bahçe maçının oynanabildiğine tanıklık ettik. Elbette ki bunda F.Bahçe'nin payı daha büyüktü. Sarı-Lacivertlilerin centilmence davranışlarına G.Saraylılar da gerekli karşılığı verdi. Saha içine gelince, denilebilir ki 365 gün içinde futbol oynamak için bundan daha uygun koşullar bulmak zordu. Hatta gündüz yağan yağmur bile çimlerin ıslatılıp futbol için daha elverişli hale getirilmesi anlamını taşır gibiydi.
Ancak bütün bu olumlu koşullar iki tarafın da iyi futbol oynaması için yeterli olmadı. Gerçi ligde artık kimsenin futbolu umursamadığı bir dönemece girdik. Fakat, "ne zaman oynadılar ki" sorusunun da bir karşılığı yok. F.Bahçe'de Emre'nin yokluğu önemli bir kayıptı. G.Saray'da da Arda'nın kulübede beklemek zorunda kalması öyleydi. Ancak Arda'nın ikinci yarıda oyuna girişi G.Saray için daha da büyük hayal kırıklığı oldu. Gerçek düzeyinin çok altında kalan yıldız futbolcu takımının galibiyeti için sahaya girdi, ama durum bunun tam tersi oldu.
G.Saray'ın futbolsuzluğunda takımın bir poker oyuncusunun elindeki 5 benzemez gibi kurulmuş olmasıydı. Topal ve Mustafa Sarp'la Elano ile Giovanni arasında hiçbir bağlantı yoktu. Forvette Jo da tek başına oynamak zorundaydı. Keita da aynı durumdaydı.
Buna karşılık F.Bahçe'nin de bir şey oynadığı yoktu, ama hemen her derbi maçta yaşanması adeta G.Saray için kader haline gelmiş olan abukluklardan biri daha ortaya çıktı. Selçuk'un 35 metreden öylesine savurduğu şutu Leo Franco içeri alarak tam G.Saraylı oldu. Kendisine bir çuval para verilen kalecinin 90 dakika boyunca kalesine gelen tek topu bu şekilde içeri alması haliyle Sarı-Kırmızılı taraftarları çıldırttı. Üstelik bu sezon, "sadece Ali Sami Yen'de oynuyor, dışarıda bir şey yapamıyor" denilen G.Saray'ın elinde kalmış olan son unvanı da uçup gitti.
Geçen sezon da Sarı-Kırmızılı takım şampiyonluk umuduyla çıktığı maçta Ali Sami Yen'de beraberlik sonrası ortaya çıkan şiddet olayları nedeniyle neredeyse mahvolurcasına bir sıkıntı yaşadı. Bu kez hiç değilse o çirkinlikler yoktu. Rijkaard, Sarı-Kırmızılı takımın başında en hareketli maçını yaşadı. Saha kenarından verdiği taktiklerle takımını ayakta tutmaya çalıştı. Ama galiba biraz geç kalmıştı. Koca bir sezon daha iyi oynayabilen ve hiç değilse yenilmemeyi becerebilen bir takım ortaya çıkaramayan Hollandalı hocanın bundan sonraki günleri muhakkak ki çok daha zor geçecektir. Tıpkı bir önceki gün ikinci kez G.Saray başkanlığına seçilen Adnan Polat'ın olduğu gibi.