Elbette ki böyle bir durumda Galatasaray için en doğru hatta tek seçenek Fatih Terim'di. Onun ikinci dönemindeki başarısızlık ve hayal kırıklığını unutmuş değilim. Bunun ötesinde de bir yığın itiraz ileri sürülebilir.
Yine de neresinden bakarsanız bakın bu aşamada en uygun aday Terim'di. Ancak yönetim onu 'kerhen' göreve getirme yaklaşımı sergileyince İmparator'un tepkisi de sert oldu. Beklenen gerçekleşmedi ve sıkıntı büyüdü. Galatasaray yönetimi bu konuda yaklaşık 48 saat kadar zaman yitirdi ve gündeme gelen arayışlarıyla biraz daha yıpranmış oldu. Elbette ki Terim boştaysa 1 numaralı adayın o olacağını etkili ve yetkili herkes biliyordu ama bunun bir karar ve uygulama haline gelmesi biraz zaman aldı.
Adnan Polat yönetimi, göreve geldiğinden bu yana futbolla ilgili olarak neyi nasıl yapacağına bir türlü karar veremiyor gibi görünüyor. Bu da Sarı Kırmızılı kulüp tarihinin başarısız dönemlerinden birine girilmesinin temel nedeni oluyor. Nasıl çıkılacağını da kimse bilmiyor.
Yönetimin şaşkınlığının sürdüğü Hakan Şükür'lü formülünde ortaya çıktı. Bu durumu en iyi Hakan Ünsal değerlendirdi. Elbette ki Şükür buna sonuna kadar layık ve hazırdır. Ancak böyle bir dönemde göreve getirilmesinin, Bülent Korkmaz'ınkine benzer bir sonuç verme olasılığı daha güçlü değil midir? Hatta birkaç ay sonra bu durumla ilgili olarak, 'Adnan Polat, o karambolde Hakan Şükür'ü de yok etmeyi başardı' şeklinde yorumlanmayacak mıdır?
Bu işin doğrusu, Hakan Şükür'ün 2008 şampiyonluğundan sonra 1 sezon daha oynaması ve ardından kulüpte bir göreve getirilmesiydi. O süreçte yaşanan bir yığın tatsızlıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönmek kolay değil.
Ayrıca Şükür'ün göreve getirilmesiyle ilgili olarak daha bu durum gerçekleşmeden tarikat-cemaat türünden o bilinen saçmalıklar gündeme taşınmaya başlandı. Ne yazık ki bazı arkadaşlarımız bunu çok büyük bir sermaye olarak görüyor. Harca harca bitmiyor!
Rijkaard, Sarı Kırmızılı takıma sanılandan ve görülenden çok daha büyük zarar verdi. Cim Bom, saha sonuçları açısından büyüklüğünü kaybeder bir noktaya geldi. Bazı oyuncuları da düpedüz tüketti. Böyle bir durumda işi toparlayıp takımı ayağa kaldırabilecek olan kişi Terim'di.
Onun, uzun yıllar önceki bir maçta (1976), yakın zamanda yitirdiğimiz İngiliz teknik adam Malcom Allison'a, ağır bir Fenerbahçe yenilgisi sırasındaki isyanına şimdi bir kez daha gereksinme vardı. Aynı işi yapabilecek birini bulabilmek imkânsız denilebilecek kadar zor görünüyor.
Sarı Kırmızılı takımı hafta sonunda Şükrü Saracoğlu'na götürebilecek en doğru adam da Terim'di. Çünkü orada olumlu ve elbette ki büyük bölümü olumsuz olmak üzere her türlü durumu yaşamış olan kişi odur. Pazar akşamı yaşanabilecek her türlü durumu taşıyabilecek olan da Terim'di.
Galatasaray'ın gündemindeki en önemli konulardan biri hatta başta geleni yeni stattır. "Oraya çıkacak Cim Bom'un başında hangi teknik direktörü görmek isterdiniz?" sorusuna alınacak yanıt sizce ne olurdu?
Bütün bu etkenler alt alta yazıldığında İmparator'un dönüşü kaçınılmaz görünüyordu. Bunun gerçekleşmemiş olması, zaten epeyce hırpalanmış olan Galatasaray yönetimini daha da yıpratacaktır.
Bana kalırsa, geçmişte ne yaşanmış ve ne söylenmiş olursa olsun Galatasaray'ın göreve çağırdığı Fatih Terim'in buna hiçbir biçimde 'hayır' demesi söz konusu olamazdı. Yönetimin bunu nasıl başardığını da çok merak ediyorum açıkçası.
Kendini tüketiyor
21 Ekim 2010 11:48