Bu projenin adı böyle mi kondu? Bilmiyorum. Daum, günü ve sezonu kurtarmak üzere Fenerbahçe’ye “davet usulü ” ile gelmiş, işi “emaneten” almış bir futbol müteahhididir...
Ona “projeli bir inşaatın” ihalesini vermezsiniz.
Hayır, Daum’un Fenebahçe’deki misyonu “geleceği inşa etmek” değildir.
O üst üste üç şampiyonluk için emaneti devralmış bir hocadır.
Ama eğri oturup doğru konuşalım...
Misyonu olmadığı halde Christoph Daum, Colin Kazım Richards’dan ( ya da bizim Kazım Kazım’dan) bir tür Didier Drogba yaratmak için kafa patlatmakta, cesur deneyler yapmakta, hakçası gerçek misyonuna yan hizmetler de katarak adı konmasa da gerçek bir “dönüşüm” e imza atmaktadır.
Steaua Bükreş ve Galatasaray maçları, bu dönüşüm denemelerinin olumlu ve başarılı göstergeleridir.
Denemeler sürecektir.
Nasıl bir sonuç vereceği de futbol dünyasında herkesin izlediği, sonucunu merakla beklediği bir serüvendir.
Kader çizgileri paralel
Didier Drogba Fildişi Sahili’nde Abidjan’da bankacı anne babanın oğlu olarak 1978’de dünyaya geldi. Amcası Michel Drogba Fransa’da küçük takımlarda profesyonel futbol oynuyordu. Beş yaşındayken amcasının yanına gitti. Üç yıl süreyle orada, amcasının sırtında maça giderek, antrenmanlarda saha kenarına taşınarak futbol sevgisini depoladı. Sekiz yaşında yeniden ailesinin yanına döndü. Artık otoparklarda, sokaklarda, boş arsalarda top oynayan yaramaz bir çocuktu. Ailesiyle mutluydu ama, 10 yaşına geldiğinde ekonomik kriz anne babasını işsiz bıraktı. Drogba yeniden amcasının yanına yollandı.
Amca Michel’in gittiği kulüplerin altyapısında “bonus“ olarak futbola başladı. Antrenör, ona sağbek olarak forma giydirmişti. Michel bir gün yeğenine unutulmaz bir öğüt verdi : “Bana bak, kimse bek seyretmek için maça gitmez. Sen bir hücum oyuncusu olmalısın. Futbolseverler ve medya hep forvetlerin peşindedir. Bence sen forvet oynamalısın! Sırası geldiğinde hazır ol ve fırsatı kaçırma!”
Drogba’nın sonraki gelişimi de bir macera filmi gibi. Le Mans’da ilk sözleşmesini yaptığında 21 yaşındaydı. Sonra Olimpic Marseille’ye geçti ve 19 golle Fransa gol kralı oldu. Chelsea’ye transferi kariyerinin zirvesiydi. Premiership’te ilk yılında 20 golle gol kralı oldu.
Colin Kazım Richards, Bermuda asıllı bir İngiliz baba ile Kıbrıs Türk kökenli bir annenin oğlu. Ağabeyi profesyonel futbolcu. O da futbola bir heves ve sevgiyle başladı. Alt liglerde mücadele ederken, Coca Cola piyangosunda kazanan bir taraftarın lisans hakkını almasıyla Sheffield United kulübüne transfer oldu. Hayalleri gerçekleşti. Hatta daha da fazlası... Türk asıllı olduğunu öğrenince Fatih Terim, yardımcılarından Metin Tekin’i iki kez İngiltere’ye gönderdi. Ulusal forma şansını ümit takımındaki ilk maçında 1 gol 1 asistle iyi kullandı. Colin Kazım, Sheffield’de ya çift santrfordan biri, ya da takımın tek santrforu olarak oynuyordu.
Zico, Aragones ve Terim
Fenerbahçe’ye gelişi, transfer rekabetinde Beşiktaş’a üstünlük sağlama refleksinin sonucudur, biliyorsunuz. Zico ve Aragones, zaman zaman abuk sabuk konuşmalar yapan, sert futbol oynayıp gereksiz gerilimler yaratan, oyun disiplinine pek uymayan bu futbolcuya gereken desteği vermediler.Takım arkadaşlarına ve hocalarına yaptığı şakalar, o insanların tepesini attırdı. Ama Chelsea’ye attığı gol Fenerbahçelileri coşturmaya yetti. Milli Takım’da Fatih Terim, Colin Kazım’a en çok inanan hocaydı. Onu her türlü tartışmanın ötesinde ısrarla her maçta kadroya çağırdı. Colin Kazım da bu arada Milli Takım başarısıyla Premiership’e dönmek ve iyi bir sözleşme yapmak için ayarlı ayarsız farklı davranışlar ortaya koydu.