Bir kitap okuyorum, ilgimi çekti... Diyor ki: "Skor tabelanızda yaşanan en son sonuçlar sizi ve çevrenizdekileri artık şaşırtmıyorsa, kariyer patinajı yapıyorsunuz demektir..."
Çarpıcı bir tanımlama bu... Okuyunca, Daum aklıma geldi... Üstelik Daum'un çok önceki yıllarını çok iyi bilirim... İsmini, resmini, sesini... Daum ismi, zaten başarı için garanti sayılırdı... Köln'deki ilk yılları... Ardından Beşiktaş ve Fenerbahçe... Daum isminin karşılığı başarı demekti, şampiyonluk demekti, tempo, heyecan, hırs demekti... Daum'un resmini de iyi hatırlarım... O yıllar halen gözümün önünde... Kabına sığmayan tavırları, herkesi etkileyen vücut dili, hareketleri, isyanı, öfkesi... Başarıya giden yolda her şeyi anlatıyordu Daum resimleri... Daum'un sesi de aradan yıllar geçmiş olsa bile hâlâ kulaklarımda çınlar... O ses, kulübeden çıkmasına rağmen sadece sahayı değil, tribünleri dolduran onbinleri bile etkileyen, hatta susturabilen bir sesti... Bakıyorum o da yok artık... İsmi.. resmi.. sesi... Hiçbiri yok artık... Resimlerde durgun, solgun bir Daum... Sesi, soluğu çıkmayan bir Daum... İsminden artık etkilenilmeyen bir Daum... Sanki uzatmaları oynuyor gibi... Sanki, tezkere bekleyen asker gibi, emekliliği için gün sayıyor gibi... Hayır, hayır bizim tanıdığım Daum bu olamaz... Denizli'de hayal kırıklığı ile noktalanan bir şampiyonluk yarışından sonra... "Ohh, Aziz Yıldırım'dan kurtuldum, dünya varmış" deyip, sonra aynı Aziz Yıldırım'ın teklifini kabul edip, geri dönen Daum, sizin, bizim, hepimizin tanıdığı Daum olamaz... Özel yaşamında bir akşam yemeğine, bir dost toplantısına, bir gazeteci ile yemeğe çıkabilmek için "Başkan'dan, kulüpten izin alın" diyen Daum, bizim tanıdığımız Daum olamaz... Andre Santos'lara, Cristian'lara 14-15 milyon euro bonservis bedeli ödenip alınmasına onay veren Daum, o bildiğimiz, tanıdığımız eski Daum olamaz... Eğer "transferden haberim yok" diyorsa, daha da kötü... Böyle bir Daum, tuttuğunu koparan bizim eski Daum olamaz... Bizim tanıdığımız Daum, bir takıma bu kadar kötü futbol oynatamaz... Bizim tanıdığımız Daum, eğer doğruysa ki doğru gibi görünüyor, Başkan'ın ikide bir soyunma odasına girip futbolcularına fırça atmasına göz yumamaz... Hayır, hayır... Daum bu olamaz... Daum bütün bunlara karşı çıkıp, eğer "ben eski Daum'um" diyorsa, yani yanlışını ve eksiğini fark edemiyorsa daha da kötü... Demek ki kariyeri patinaj yapıyor, farkında değil...
Hakem yorumcuları anlaşamazsa
Her hakemin benzer pozisyonlarda benzer kararlar vermesini... Her hakem yorumcusundan aynı şeyleri yazıp söylemelerini bekleyemezsiniz... Sabah Gazetesi, bu konuda hafta içinde güzel bir haber yapmış... Fırat Aydınus'un B.Belediye-Fenerbahçe maçında verdiği kararlarda, yedi hakem yorumcusu, ancak bir pozisyonda aynı kararda birleşebilmiş... O da Ekrem'e gösterilmeyen kırmızı kart... Onun dışında hangi tartışmalı pozisyon varsa, değişik bir yorum ortaya çıkmış... Bu da normal... Zaten bu görüş farklılığı futbolun doğasında yok mu? Sana göre penaltı, bana göre değil... Sana göre ofsayt, bana göre değil... Aynı şey hakemler için de geçerli... Birine göre gol, diğerine göre değil... Birine göre sarı, diğerine göre kırmızı... O zaman hakemlere bu kadar kızıp, kendimizin ve toplumun vücut kimyasını bozmaya gerek var mı?
Dönüşü muhteşem oldu...
Tugay Kerimoğlu, Galatasaray'dan kovulur gibi gitti, alkışlarla geri geldi... Yani dönüşü muhteşem oldu... Bu dönüş Galatasaray Kulübü'ne de yakıştı, Tugay'a da... İmza töreni şıktı, anlamlıydı... Dilerim, Galatasaray'da başlayan tarihe ve efsanelere saygı anlayışı, yakın zamanda Hakan Şükürleri, Hakan Ünsalları, Hasan Şaşları ve bu tarihe, bu formaya katkı sağlayan herkesi kapsar... Adnan Başkan'ı kutluyorum, bu göz yaşartan tören için, bu kalite için, defalarca kutluyorum, Tugay'a da "hoş geldin" diyorum...
G.Saray'ın sözü ne oldu?
Galatasaray yönetimi Ada'yı ucuz kiraya vermiş olabilir... Kiraya vermekle yanlış yapmış olabilir... Ada'nın adının değişmesine izin vererek bir başka yanlışın kahramanı olabilir... Ama bütün bunlar yanlış olsa bile... Galatasaray Kulübü'nün yaptığı bir sözleşmenin, attığı bir imzanın hiç mi inandırıcılığı olmaz, hiç mi değeri olmaz... Galatasaray sözünün ve imzasının arkasında durmalı... İşletmeci ile karşılıklı, ne kadar yanlış yapmış olurlarsa olsunlar, sözleşme bitene kadar bu sözünün ve imzasının arkasında durmalı...
Özdemir bunu yaparsa
Nihat Özdemir, futbol aleminde tanıdığım efendi, hoşgörülü, uzlaşıcı, sakin, içi insan sevgisiyle dolu ender yöneticilerden biridir... Bu Nihat Özdemir'i Belediye maçından sonra tanıyamadım... Üstelik Özdemir, bu ülkenin Başbakan'ı ile sıkça fabrikalar açan, kurdelalar kesen, en büyük özelleştirme ihalelerine katılan, çok önemli bir işadamı... Kendi iradesi dışında bile olsa, bu açıklamayı nasıl yaptı, bu üslubu nasıl kullandı, inanamıyorum... Özdemir bile bunu yapabiliyorsa, başkan ve yöneticilerin ağzında "sakız" olan "Marka Değeri" kocaman bir kandırmacadan başka bir şey değil...