Mustafa Denizli henüz bilgisayarlardaki teknik direktörlük oyunları icat edilmeden topraklarımızın en derin düşünen 'sanal futbol filozofu' olduğu için maçları her zaman %51 felsefesine göre kafasında oynar. Bu yüzden de her maçta takımını farklı taktiklerle sahaya sürer.
Kasımpaşa'nın açık oyunu ve ofsayt taktiğini düşünerek Tello'nun yanı sıra Yusuf'u da ilk 11'de sahaya sürüp uzun zaman sonra ilk kez 2 yaratıcı orta sahayla mücadele etmesi de bu yüzdendi. Yusuf ilk yarıda Laudrup, Socrates, Sergen gibi 'yürüye yürüye pozisyon yaratabilen ustalar'ın kalitesini hatırlatan bir pasla Holosko'ya 'Al da at' dedi. 'Standart Beşiktaş kalitesi' düzeyinde gol vuruşu becerisinden yoksun olan Holosko ise 'Atamam' dedi! Yusuf da o andan sonra adeta oynama iştahını kaybetmişçesine sahada hayalet gibi dolaştı.
Yılmaz Vural'ın ekibiyse her zamanki gibi 'paşa paşa' futbolunu oynadı: İki santrfor + salt hücuma dönük orta saha Moritz'le estetik dozu yüksek hücumlar geliştirdi. O hücumlarda Beşiktaş'ın en güçlü mevkisi olan savunmada iki oyuncu sıradan bir elbisenin üzerindeki bakmasını bilene pırıl pırıl gözüken düğmeler gibi parladılar: Ferrari, kökenlerinden kaynaklanan İtalyan savunma sanatçılığı ve Cezayir cengaverliğinin harika bir kokteyli. Rüştü ise son haftalarda kaldığı yerden devam etti, yıllandıkça tadından içilmeyen bir şaraba dönüşerek takımını ayakta tuttu.
Ancak Beşiktaş'ın 'ideal takım savunması iskeleti' bozulduğu anda yani 'savunmanın zanaatkarı' Sivok çıkar çıkmaz Beşiktaş golü yedi. Suskun gol sanatçıları Tabata ve Nihat girer girmez ise golü buldu. Mustafa Denizli'nin kulübeden sahaya yolladığı 'hücum narkozu timi' ölü gibi oynayan takımı diriltti. Ancak her zamanki gibi iyi savunmacının kalitesi yokluğunda anlaşıldı: Sivok'tan sonra İ. Kaş'ın kademe acemilikleri Paşa'nın hücum iştahının karşılığını almasını sağladı.
İyi savunmacının değeri...
20 Mart 2010 13:34