Doksanlı yılların başında Beşiktaş fırtına gibi esip üç yıl üst üste şampiyon olurken, tribünlerin biraz argo olsa bile, dillerden düşürmediği bir şarkı vardı:
'Bir, iki, üç tane yetmez...
Dört, beş, altı olsun...
Metin, Ali, Feyyaz koysun...
Beşiktaş'ım şampiyon olsun...'
Beşiktaş o kadar rahat kazanırdı ki, golleri o kadar rahat atardı ki, seyirci haklı olarak 'bir, iki, üç tane yetmez... Dört, beş, altı olsun' diye bağırırdı...
Şimdi Galatasaray ile Fenerbahçe'nin lige firesiz başlamalarını da, geçmiş yılların bu şarkısına benzetiyorum...
Galatasaray, lig tarihinden bu yana ilk kez altıda altı yaptı...
Fenerbahçe tam 45 yıl sonra altıda altı yaparak firesiz bir başlangıca imza attı...
İki takım da, özellikle son bir- iki maçlarında iyi oynamasalar bile kadro derinliğiyle, kadro zenginliği ve kalitesiyle gene üçer puan almayı başardılar...
Şimdi futbol ailesi, medya başta olmak üzere, acaba dokuzda dokuz yaparlar mı, 10. haftada karşılaşacakları büyük maça kayıpsız gelirler mi diye hesap-kitap yapıyor...
Üstelik, bu hesap da uzak bir ihtimal değil...
Baktığınızda durum Galatasaray ve Fenerbahçe için belki de göz kamaştırıyor...
Ama ligimiz için öyle mi...
Düşünün en yakın rakibe, yani Eskişehirspor'a 6 şar, şampiyonluğun diğer iki adayından Trabzonspor'a 8'er, Beşiktaş'a 12'şer puan fark attılar...
Sanki ligi G.Saray ile F.Bahçe oynuyor...
Oysa insanlar, futbolseverler, bu ligde güçlü takımların sayısının fazla olmasını istiyor...
Futbolun, daha doğrusu bir maçın, tek takımla tek yönlü değil, iki takımla karşılıklı oynanmasını istiyor...
Oysa bizim ligde bunların çoğu yok...
Dirençsiz ve güçsüz takımlar...
Yavaş ve yavan futbol...
İşte seyircinin buna itirazı var...
Yakın zamana kadar 'kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım' anlayışı, fanatiklerin dışında, yerini iyi futbol isteyenlere, futboldan zevk almak isteyenlere, heyecan duymak isteyenlere bırakıyor...
Düşünün adam, gündüz vakti İngiltere liginden nefesinin kesildiği bir maçı izliyor...
Karşılıklı ataklar, karşılıklı goller, olağanüstü bir mücadele...
Bir-iki saat sonra bizim lige dönüyor...
Yavaş, yavan, temposuz, heyecansız bir futbol...
İnsanların artık gözü açıldı...
Daha fazlasını istiyorlar...
Daha kalitelisini istiyorlar...
Hadi, Avrupa'dan izlediğimiz ve imrendiğimiz takımlar pahalı takımlar, oynayanlar kaliteli futbolcular...
Ama onlar kadar koşmak için, onlar kadar mücadele etmek için, onlar kadar 90+5'te depar atmak için kaliteye mi ihtiyaç var...
Daha iyi çalışmak, işini ciddiye almak, mesleğine saygılı olmak bu açıkları kapatmaz mı?
Ama bizde, özellikle taraftar grupları, bugüne kadar kazanmayı ön plana çıkardığı için iyi futbolu pek fazla önemsemiyordu...
Oysa 'silah çıktı, mertlik bozuldu' misali, Avrupa liglerinden yayınlar çoğaldı, bizim ligin, bizim futbolun züğürtlüğü ortaya çıktı...
Üstelik, seyircin '.... cell' diyorsun alıyor, yıllık abonman diyorsun alıyor, forma diyorsun alıyor...
Bilet ücretleri deseniz, bir- iki çatlak sese rağmen, istediğiniz tarifeden gidiyor...
Yani, futbol seyircisi, kulüp taraftarı, üstüne düşeni yeteri kadar yapıyor...
Bunun karşılığında istediği futbol yetersiz kalıyor...
Zevk almıyor, tatmin olmuyor...
Çünkü çok daha iyisini görüyor...
Yoksa, daha sezon başıyken bu tribünler bu kadar niye boş kalıyor...
'Ramazan, iftar vakti' diyen varsa...
Ramazan geçti, iftar vakti bitti ...
Göreceksiniz, birkaç büyük maç dışında o tribünlerde gene derin boşluklar olacak...
Seyircinin artık yavan futbola, yavaş futbola, tatmin etmeyen mücadeleye itirazı var...
Bütün kulüpler, bütün hocalar, bütün oyuncular ve en önemlisi televizyonu ile gazetesi ile bütün medya...
Seyircinin bu itirazını, bu isyanını lütfen dikkate alın...
'Bir, iki, üç tane yetmez...
Dört, beş, altı olsun...
Metin, Ali, Feyyaz koysun...
Beşiktaş'ım şampiyon olsun...'
Beşiktaş o kadar rahat kazanırdı ki, golleri o kadar rahat atardı ki, seyirci haklı olarak 'bir, iki, üç tane yetmez... Dört, beş, altı olsun' diye bağırırdı...
Şimdi Galatasaray ile Fenerbahçe'nin lige firesiz başlamalarını da, geçmiş yılların bu şarkısına benzetiyorum...
Galatasaray, lig tarihinden bu yana ilk kez altıda altı yaptı...
Fenerbahçe tam 45 yıl sonra altıda altı yaparak firesiz bir başlangıca imza attı...
İki takım da, özellikle son bir- iki maçlarında iyi oynamasalar bile kadro derinliğiyle, kadro zenginliği ve kalitesiyle gene üçer puan almayı başardılar...
Şimdi futbol ailesi, medya başta olmak üzere, acaba dokuzda dokuz yaparlar mı, 10. haftada karşılaşacakları büyük maça kayıpsız gelirler mi diye hesap-kitap yapıyor...
Üstelik, bu hesap da uzak bir ihtimal değil...
Baktığınızda durum Galatasaray ve Fenerbahçe için belki de göz kamaştırıyor...
Ama ligimiz için öyle mi...
Düşünün en yakın rakibe, yani Eskişehirspor'a 6 şar, şampiyonluğun diğer iki adayından Trabzonspor'a 8'er, Beşiktaş'a 12'şer puan fark attılar...
Sanki ligi G.Saray ile F.Bahçe oynuyor...
Oysa insanlar, futbolseverler, bu ligde güçlü takımların sayısının fazla olmasını istiyor...
Futbolun, daha doğrusu bir maçın, tek takımla tek yönlü değil, iki takımla karşılıklı oynanmasını istiyor...
Oysa bizim ligde bunların çoğu yok...
Dirençsiz ve güçsüz takımlar...
Yavaş ve yavan futbol...
İşte seyircinin buna itirazı var...
Yakın zamana kadar 'kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım' anlayışı, fanatiklerin dışında, yerini iyi futbol isteyenlere, futboldan zevk almak isteyenlere, heyecan duymak isteyenlere bırakıyor...
Düşünün adam, gündüz vakti İngiltere liginden nefesinin kesildiği bir maçı izliyor...
Karşılıklı ataklar, karşılıklı goller, olağanüstü bir mücadele...
Bir-iki saat sonra bizim lige dönüyor...
Yavaş, yavan, temposuz, heyecansız bir futbol...
İnsanların artık gözü açıldı...
Daha fazlasını istiyorlar...
Daha kalitelisini istiyorlar...
Hadi, Avrupa'dan izlediğimiz ve imrendiğimiz takımlar pahalı takımlar, oynayanlar kaliteli futbolcular...
Ama onlar kadar koşmak için, onlar kadar mücadele etmek için, onlar kadar 90+5'te depar atmak için kaliteye mi ihtiyaç var...
Daha iyi çalışmak, işini ciddiye almak, mesleğine saygılı olmak bu açıkları kapatmaz mı?
Ama bizde, özellikle taraftar grupları, bugüne kadar kazanmayı ön plana çıkardığı için iyi futbolu pek fazla önemsemiyordu...
Oysa 'silah çıktı, mertlik bozuldu' misali, Avrupa liglerinden yayınlar çoğaldı, bizim ligin, bizim futbolun züğürtlüğü ortaya çıktı...
Üstelik, seyircin '.... cell' diyorsun alıyor, yıllık abonman diyorsun alıyor, forma diyorsun alıyor...
Bilet ücretleri deseniz, bir- iki çatlak sese rağmen, istediğiniz tarifeden gidiyor...
Yani, futbol seyircisi, kulüp taraftarı, üstüne düşeni yeteri kadar yapıyor...
Bunun karşılığında istediği futbol yetersiz kalıyor...
Zevk almıyor, tatmin olmuyor...
Çünkü çok daha iyisini görüyor...
Yoksa, daha sezon başıyken bu tribünler bu kadar niye boş kalıyor...
'Ramazan, iftar vakti' diyen varsa...
Ramazan geçti, iftar vakti bitti ...
Göreceksiniz, birkaç büyük maç dışında o tribünlerde gene derin boşluklar olacak...
Seyircinin artık yavan futbola, yavaş futbola, tatmin etmeyen mücadeleye itirazı var...
Bütün kulüpler, bütün hocalar, bütün oyuncular ve en önemlisi televizyonu ile gazetesi ile bütün medya...
Seyircinin bu itirazını, bu isyanını lütfen dikkate alın...
BEŞİKTAŞ'TA KONGREYE DOĞRU
Beşiktaş'ta Yıldırım Demirören'in istifasını isteyenler var...
Bu doğru olmaz...
Zaten üç ay sonra Beşiktaş'ta genel kurul var...
Demirören'in yönetimini beğenmeyenler, kulübü uçuruma sürüklediğini düşünenler, bu üç ayı çok iyi kullanabilir...
İnandırıcı planları, programları ve ekonomik paketleri ile genel kurul üyelerinin önüne çıkabilirler...
Ama Beşiktaşlı dostlar kızmasın, Yıldırım Demirören'i, devirmek isteyenleri bugüne kadar çok dinledim, ama icraatlarını hiç görmedim...
Demirören Başkan'a gelince...
Tek listeyle girdiği seçimlerde bile, karşısında aday yokken bile adam gibi listeler, adam gibi yönetimler yapamadı...
Genç, bilgili, cesur, yaratıcı, Beşiktaş'ı yarınlara götürecek, ufkunu, önünü açacak isimleri bulamadı...
Buldukları da kendisiyle çalışmak istemedi...
Üç ay iki taraf için de tarihi bir fırsat...
Muhalefet planını, programını ve ekonomisini inandırıcı biçimde ortaya koysun...
Yıldırım Başkan da hiç olmazsa bu defa hatır gönülden uzak, 'yat deyince yatan, kalk deyince kalkan' yönetici profili yerine, yeri geldiğinde kendisine karşı çıkan, doğruyu ortaya koyan, prestijli insanlardan kurulu bir yönetim yapsın... Tabi 'kulübü ben yönetirim' demezse...
Tabi, böyle bir yönetim işine gelirse...
Beşiktaş'ta Yıldırım Demirören'in istifasını isteyenler var...
Bu doğru olmaz...
Zaten üç ay sonra Beşiktaş'ta genel kurul var...
Demirören'in yönetimini beğenmeyenler, kulübü uçuruma sürüklediğini düşünenler, bu üç ayı çok iyi kullanabilir...
İnandırıcı planları, programları ve ekonomik paketleri ile genel kurul üyelerinin önüne çıkabilirler...
Ama Beşiktaşlı dostlar kızmasın, Yıldırım Demirören'i, devirmek isteyenleri bugüne kadar çok dinledim, ama icraatlarını hiç görmedim...
Demirören Başkan'a gelince...
Tek listeyle girdiği seçimlerde bile, karşısında aday yokken bile adam gibi listeler, adam gibi yönetimler yapamadı...
Genç, bilgili, cesur, yaratıcı, Beşiktaş'ı yarınlara götürecek, ufkunu, önünü açacak isimleri bulamadı...
Buldukları da kendisiyle çalışmak istemedi...
Üç ay iki taraf için de tarihi bir fırsat...
Muhalefet planını, programını ve ekonomisini inandırıcı biçimde ortaya koysun...
Yıldırım Başkan da hiç olmazsa bu defa hatır gönülden uzak, 'yat deyince yatan, kalk deyince kalkan' yönetici profili yerine, yeri geldiğinde kendisine karşı çıkan, doğruyu ortaya koyan, prestijli insanlardan kurulu bir yönetim yapsın... Tabi 'kulübü ben yönetirim' demezse...
Tabi, böyle bir yönetim işine gelirse...
12 DEV ADAM (!)
Basketbol otoritelerinin alanına girmek, onları kızdırmak istemem... Ama herkesin her şeyi bildiği benim güzel ülkemde, ben de bir- iki şey söylemek isterim...
Kestirmeden belirteyim...
Erman Toroğlu'na katılıyorum...
Bir maçta 20'den fazla faul atışı kaçıran bir takım maç da kazanamaz, finale de gidemez...
Acaba dünyada bu kadar düşük yüzde ile oynayan bir başka takım var mı diye çok merak ediyorum...
Daha da önemlisi...
Milli futbol takımının dört günde bir maç oynamada zorlandığını biliyoruz...
Acaba aynı sıkıntı basketbol milli takımımız için de geçerli mi?
Şampiyonayı hatırlayın...
Başlangıç maçlarının tamamını kazanıp, daha sonra oynadığımız maçların tamamını kaybettik...
Başlangıçta yendiğimiz İspanya ile Sırbistan final oynadı, biz yarı finali bile göremedik...
Acaba bizim 12 Dev Adam da üç günde bir maç oynamakta zorlanıyor mu, bunun sıkıntısını mı çekiyor...
Basketbol otoritelerini saygı ile okuyup, dinlemeye devam edeceğim...
Ama, 12 Dev Adamı sanki biraz fazla abartıyoruz gibi geliyor bana...
Basketbol otoritelerinin alanına girmek, onları kızdırmak istemem... Ama herkesin her şeyi bildiği benim güzel ülkemde, ben de bir- iki şey söylemek isterim...
Kestirmeden belirteyim...
Erman Toroğlu'na katılıyorum...
Bir maçta 20'den fazla faul atışı kaçıran bir takım maç da kazanamaz, finale de gidemez...
Acaba dünyada bu kadar düşük yüzde ile oynayan bir başka takım var mı diye çok merak ediyorum...
Daha da önemlisi...
Milli futbol takımının dört günde bir maç oynamada zorlandığını biliyoruz...
Acaba aynı sıkıntı basketbol milli takımımız için de geçerli mi?
Şampiyonayı hatırlayın...
Başlangıç maçlarının tamamını kazanıp, daha sonra oynadığımız maçların tamamını kaybettik...
Başlangıçta yendiğimiz İspanya ile Sırbistan final oynadı, biz yarı finali bile göremedik...
Acaba bizim 12 Dev Adam da üç günde bir maç oynamakta zorlanıyor mu, bunun sıkıntısını mı çekiyor...
Basketbol otoritelerini saygı ile okuyup, dinlemeye devam edeceğim...
Ama, 12 Dev Adamı sanki biraz fazla abartıyoruz gibi geliyor bana...
SİGARASIZ HAYAT...
Yaz bitti, sonbahar yüzünü göstermeye başladı...
Yazlık lokaller kapalı mekanlarına taşınmaya başladı...
Bayramda, İstanbul'da bir- iki yer dolaştım, yemek yedim...
Dünya varmış...
Pırıl pırıl bir hava...
Ciğerleriniz bayram ediyor...
Üstünüz başınız 'leş' gibi kokmuyor...
Üstelik sigaracılar da, ikide bir dışarı çıkmak zorunda kaldıkları için, mecburen daha az içiyor...
Neresinden bakarsanız, içene de içmeyene de son derece yararlı bir uygulama...
Sigarasız hayat, inanın çok rahat...
Yaz bitti, sonbahar yüzünü göstermeye başladı...
Yazlık lokaller kapalı mekanlarına taşınmaya başladı...
Bayramda, İstanbul'da bir- iki yer dolaştım, yemek yedim...
Dünya varmış...
Pırıl pırıl bir hava...
Ciğerleriniz bayram ediyor...
Üstünüz başınız 'leş' gibi kokmuyor...
Üstelik sigaracılar da, ikide bir dışarı çıkmak zorunda kaldıkları için, mecburen daha az içiyor...
Neresinden bakarsanız, içene de içmeyene de son derece yararlı bir uygulama...
Sigarasız hayat, inanın çok rahat...
ELANO İLE ANDRE SANTOS
Elano için destanlar yazdık... Peşinden 'İngiltere ağlıyor' dedik...
Santos için Brezilya'yı ayağa kaldırdık...
Brezilya Cumhurbaşkanı'nın 'nasıl satarsınız' diye fırça attığını bile yazıp söyledik...
Brezilya Milli Takımı'nın her maçında Elano ile Santos'un kusursuz oyunlarını anlata anlata bitiremedik...
O zaman...
Beklentiler büyüdü...
Ama bakıyoruz, Elano'yu, Kayseri maçında ağlara yapışan füzesi dışında gören yok...
Andre Santos, Sivas maçında attığı, yılın golü olmaya aday güzellikteki golün dışında kayıp...
İngiltere tamam, Brezilya tamam da...
Bize Türkiye'deki Elano ile Santos lazım...
Elano için destanlar yazdık... Peşinden 'İngiltere ağlıyor' dedik...
Santos için Brezilya'yı ayağa kaldırdık...
Brezilya Cumhurbaşkanı'nın 'nasıl satarsınız' diye fırça attığını bile yazıp söyledik...
Brezilya Milli Takımı'nın her maçında Elano ile Santos'un kusursuz oyunlarını anlata anlata bitiremedik...
O zaman...
Beklentiler büyüdü...
Ama bakıyoruz, Elano'yu, Kayseri maçında ağlara yapışan füzesi dışında gören yok...
Andre Santos, Sivas maçında attığı, yılın golü olmaya aday güzellikteki golün dışında kayıp...
İngiltere tamam, Brezilya tamam da...
Bize Türkiye'deki Elano ile Santos lazım...
İBB-İSTANBULSPOR
İstanbul B.Belediye kulübünün İstanbulspor adını almak gibi bir niyeti var...
Açıkçası güzel bir girişim...
Ama Ankaraspor örneği daha tazeliğini korurken, birleşme ya da İstanbulspor adını alma işinde çok dikkatli olmak lazım...
Futbol Federasyonu yetkilileri ile konuştum...
'Belediye birinci ligde, İstanbulspor üçüncü ligde... Küme farkı olduğu için bu birleşme ya da isim alma gerçekleşmez' dediler...
Onun için yasalara, yönetmeliklere dikkat...
Dikkat ki, iyi bir girişim, kötü bir sonla bitmesin...
İstanbul B.Belediye kulübünün İstanbulspor adını almak gibi bir niyeti var...
Açıkçası güzel bir girişim...
Ama Ankaraspor örneği daha tazeliğini korurken, birleşme ya da İstanbulspor adını alma işinde çok dikkatli olmak lazım...
Futbol Federasyonu yetkilileri ile konuştum...
'Belediye birinci ligde, İstanbulspor üçüncü ligde... Küme farkı olduğu için bu birleşme ya da isim alma gerçekleşmez' dediler...
Onun için yasalara, yönetmeliklere dikkat...
Dikkat ki, iyi bir girişim, kötü bir sonla bitmesin...
ESKİŞEHİR NE PEŞİNDE?
Galatasaray altıda altı yaptı ya...
Bu hafta yedide yedi bekleniyor...
Oysa rakibi Eskişehirspor da bir anlamda altıda altı yaptı...
Yani altı maçtır yenilmedi...
Anlayacağınız, Galatasaray yedide yedi yapmaya çalışırken, Eskişehirspor da yenilmezliğini yedide yediye çıkarmaya çalışacak...
Neresinden bakarsanız bakın keyifli bir maç olacağa benziyor...
Dileriz yanılmayız...
Galatasaray altıda altı yaptı ya...
Bu hafta yedide yedi bekleniyor...
Oysa rakibi Eskişehirspor da bir anlamda altıda altı yaptı...
Yani altı maçtır yenilmedi...
Anlayacağınız, Galatasaray yedide yedi yapmaya çalışırken, Eskişehirspor da yenilmezliğini yedide yediye çıkarmaya çalışacak...
Neresinden bakarsanız bakın keyifli bir maç olacağa benziyor...
Dileriz yanılmayız...
BÜTÜN SUÇ YOLLARDA MI?
Haberleri dinleyince dehşete kapıldım... Bayram trafiğinde tam 100 ölü, 400'den fazla yaralı var...
Sanırım bu bir dünya rekorudur...
Ağlanacak bir dünya rekoru...
Diyelim ki, yollarımızın fiziki durumu kötü de, bütün suç bu kötü yollarda mı?
Bizler sürücü olarak çok mu dikkatliyiz...
Kurallara ne kadar uyuyoruz...
Polisi, uyarıları ne kadar dinliyoruz...
Rezalet, cehalet hepsi bir arada...
Sonra 100 ölü, 400 yaralı...
Bir dahaki bayrama kadar iyi yolculuklar...
Nasıl olsa 'bir Türk ölür, bin Türk doğar...'
Haberleri dinleyince dehşete kapıldım... Bayram trafiğinde tam 100 ölü, 400'den fazla yaralı var...
Sanırım bu bir dünya rekorudur...
Ağlanacak bir dünya rekoru...
Diyelim ki, yollarımızın fiziki durumu kötü de, bütün suç bu kötü yollarda mı?
Bizler sürücü olarak çok mu dikkatliyiz...
Kurallara ne kadar uyuyoruz...
Polisi, uyarıları ne kadar dinliyoruz...
Rezalet, cehalet hepsi bir arada...
Sonra 100 ölü, 400 yaralı...
Bir dahaki bayrama kadar iyi yolculuklar...
Nasıl olsa 'bir Türk ölür, bin Türk doğar...'