Beşiktaş kongresi rekor katılımla sonuçlandı. Başkan Yıldırım Demirören, tüm sandıklarda Murat Aksu'dan fazla oy alarak kulüp yönetimindeki yerini sağlamlaştırdı.
Aksu, başkan adayı olduğu ilk seçimde, yönetim kurulu üyelerini belirleme zamanlaması, kampanya mantığını grup pazarlıkları üzerine kurmama duruşuyla Beşiktaş demokrasisine yeni bir açılım getirdi. Büyük bir oyu arkasına alarak, sonuçta Beşiktaş'ın kazanmasına katkı sağladı. Kongreye kayıtlı üyelerin yüksek katılımla sandığa gidip irade beyanı göstermeleri toplumun değişen dinamikleri açısından dikkat çekicidir. Kulüplerin demokratlaşması ülkenin demokrat karakterini olgunlaştıracak önemli bir adım. Malî genel kuruldaki gergin saatler, karşılıklı iğneleyici açıklamalar seçim kampanyalarının doğal ve beklenen sonucudur. Bu atmosferin bir sonraki gün yerini uygar bir yarışmaya bırakması alkışa şayandır.
Son 50 yılda Türkiye profilinin yenilikçi markaları olmalarına rağmen Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri Osmanlı DNA'ları olan kulüplerdir. Örgütçülüğe mesafeli ve kararsız İmparatorluk döneminde kurulup, Cumhuriyet'in hoşgörüsü ile halkın yaşamına giren 3 spor örgütü, gelenekçi yapılarından ödün vermezler. Beşiktaş kongresinde uzun bir süredir sürekli tepkilerin odağında yaşayan Başkan'ın yeniden seçilmesi istikrardan yana bir teveccüh olarak yorumlandı. Sanıyorum burada bir parça Osmanlı karakteri baskın geldi.
Dikkat çekici husus, sokaktaki Beşiktaşlı ile kongredeki Beşiktaşlının teveccühleri arasındaki farkın büyük olması. Kulüp üyesi olmayan taraftar, Demirören tarzını sevemedi. Burada Sayın Demirören'in kendini ifade etme konusundaki yanlışlarını hakkını yemeden bir tarafa koyalım. Profesyonel projelere, üzerinde çalışılmış söylemlere ihtiyaç duydu hep Demirören.
Kongre yine de tercihini Demirören'den yana koydu.
Burada demokratik sistemin tartışmaya açılması gerekir. Halk desteği almadığı halde iktidar etmek dünyanın en kolay işlerinden biri değildir.
Sokaktaki Fenerbahçelinin Aziz Yıldırım'a desteği ile kongrenin desteği arasındaki fark ne kadar azsa, Yıldırım Demirören'in sokaktan aldığı destek ile kongre desteği arasındaki fark o kadar büyüktür mesela.
Bu farkı kapatmak kolay olmayacaktır. Başkan'ın bundan sonraki ilk icraatının "İnönü Stadı'nda kazanmak" olduğu açıkça ortada.
Kongre, rating ölçme cihazı değildir, kabul. Ancak en doğru vicdan muhasebesini yapmak zorundadır her bir üye. Her eve rating cihazı konulamayacağına göre, rating cihazı konulacak evlerin titizlikle seçilmesi ya da cihazların arıza yapmadan çalışması gerekmez mi?
Her türlü eleştiriye rağmen, seçim yapılmış, Demirören kazanmıştır. O makamın saygınlığını hırpalamak tribünlerin mazlum durumunu bozar.
Bu nedenle demokrat davranışı gösterip bir süre daha imparatorluk genleriyle yönetilmeyi sabırla beklemek, olgun taraftarın yapacağı en doğru icraat olacaktır.
Gençlerbirliği maçında protesto eylemi yapmaya hazırlanan taraftarın cumhuriyetçi tavrı, kulübün marka değerine saygı demektir.
İnönü Stadı terk etme eylemi kararını gözden geçirip kulüp demokrasisinin gelişmesine son bir şans daha tanımalıdır.
BEŞİKTAŞLILIK DURUŞU
Bu hafta köşe Beşiktaş'ın. Kongre siyaseti arasında yine gündeme "Beşiktaşlılık duruşu" tartışmaları oturdu. Duruş kelimesinin bu kadar eğilip bükülmesi, herkesin kendi çıkarına kullanması rahatsızlık verici. Söylemin yakın tarihte ortaya çıkmasındaki temel dayanak Seba döneminin ardından yaşanan erozyon ve Seba dönemi yönetim biçimine duyulan özlemdir.
Bir örnekle açıklayıp, okuyucunun tercihine bırakıyorum değerlendirmeyi.
Süleyman Seba'nın kurduğu Beşiktaş, Gordon Milne dönemindeki büyük süksenin ardından şampiyonluk için bir süre daha bekler, ama doğru işler yapılır. Milne döneminin ardından genç Alman hoca Daum yeniden takımı şampiyonluk kürsüsüne taşımayı başarır. Spor programları o dönem revaçtadır. Televizyon kuruluşları Süleyman Seba'yı yayına çıkaran ilk kuruluş olmak için yarışmaktadırlar. Bir başkanın en yüksek reytingli kanalı tercih etmesinden doğal ne olabilir? Yalnız Seba, önceden bir söz vermiştir. Tüm cazip teklifleri kibarca geri çevirip, bir radyo programına gider.
Şampiyonluk hikayesini ve o hikayedeki kendi deyimiyle mütevazı rolünü TRT İstanbul Radyosu'nda program yapan emektar Kemal Deniz'e anlatır.
Çünkü günler öncesinde söz vermiştir Seba.
Siz deyin Evrensel duruş, ben diyeyim Beşiktaşlılık duruşu.
HARİKA BİR RESİM
Beşiktaş kongresinde Demirören ailesinin verdiği resim insanın içini ısıtan cinsten. İdeal Türk aile yapısına modellik yapıyor. Öncelikle, Revna Demirören Hanımefendi'nin zor zamanlarda sürekli olarak eşinin yanında yer alması ülkedeki futbol kültürüne olağanüstü bir ilham veriyor. Kongre ve sokakta aynı teveccühe sahip olduğu şüphe götürmez.
Bayan Demirören'in varlığı esas amacı taraftar yaratma olan bir futbol kulübünde potansiyel futbol taraftarına çağrı yapıyor. Bu resmin en önemli parçalarından biri iki genç Demirören'in fotoğraf içindeki sevimli görüntüleri.
Erdoğan Bey başta olmak üzere tüm ailenin, kongre salonundaki birliktelikleri özetle Amerikanvari bir karakter kazandırıyor Beşiktaş'a.
Bilhassa Revna Hanım'dan Hillary Clinton'ın ayak izlerini takip etmesini isteyen Beşiktaşlı sayısı hiç de az değil.
İnönü demokrattır
04 Şubat 2010 10:47