Tayfur Havutçu’yu tanır mısınız? Mesela onun tatil zamanlarında, kendisiyle aynı otelde kalan ’şanslı’ futbolcu arkadaşlarını sabahın 7’sinde ‘hafif bir ter idmanı yapmak’ için uyandırdığını bilir misiniz?
Veya çocukken, ertesi günkü antrenman için tek kıstas “Yağmur yağarsa idman yok, yağmazsa var” olduğu zamanlarda onun geceleri “İnşallah yağmur yağmaz” diye dua ettiğini? Görüp görebileceğiniz, en işine saygılı, yaşantısına dikkatli futbolculardan biri olduğunu? Bilmeyebilirsiniz. Çünkü sistem doğruları gösterme üzerinden yürüyen, Tayfur’ları öven bir sistem değil.
Sado-mazo yuvarlanıyoruz
Öyle bir sistem ki bu, 36 yaşında futbolu bırakmış, 45 kere milli olmuş Tayfur’a kendini kanıtlaması ve Schuster’in onu tribüne yolladığı için ne kadar hatalı olduğunu göstermesi için 8 hafta süre veriyor. Ama ligin bitimine 6 hafta kala, takımı iddiasız bile olsa kazanma yükünü yine de sırtına yükleyerek, kendi seçimlerini yapmaktan aslında alıkoyuyor. Kalan altı haftada kazansa da, kaybetse de, eninde sonunda kovulacağı; Sivas maçını aslarla da, yedeklerle de oynasa, hatta kupayı bile alsa, o kulübede çok da uzun vadeli barınamayacağı bir düzen içindeyiz. Tayfur’a yeni yüzler denemesini, farklı bir şeyler yapmasını öneren aynı isimler, ki yorumcu olmalarına gerek yok, taraftar da olabilirler, kalan maçların hepsini, orada Atınç’ı, burada Furkan’ı oynatarak kaybetmiş bir Tayfur’u gelecek sezon takımın başında görmek isteyecekler mi? Kalan haftalardaki performansını, genç bir teknik direktörün geleceği için hedef haline getirmenin, takıma ya da Tayfur’a, taraftara veya Beşiktaş’a bir faydası var mı? Ya da bu haftaları Tayfur’la geçirmenin kimseye? Kimsenin Tayfur’lardan Guardiola yaratmaya sabrı olmadığına göre, ‘bizim çocuklar’ nöbeti sırf böyle gelmiş olduğu için böyle gittiğinden, sorgusuz sualsiz doğru mu kabul edilmeli? Tayfur değil, düzen yanlış ama o kadar kabul görmüş bir yanlış ki bu, Tayfur’a da şansını başka bir kulüpte, çok yakışacağı altyapının başında ya da yurtdışında bir takımda denemek yerine, ‘gönül verdiği’ kulübün kapısında görev bekletiyor. Sado-mazo yuvarlanıp gidiyoruz.
Her ayrım tehlikelidir
Galatasaray’ın durumu daha da vahim. Bülent Ünder’den kalan şu birkaç haftada hem maç kazanmasını, hem takımı hizaya getirmesini, hem çalışmayanları çalıştırmasını, hem bilmeyenlere Galatasaray değerlerini öğretmesini bekliyoruz. Bunu yaparken yetkisini kimden alıyor? Aslında olmayan bir başkandan. Arkasını dayadığı kim var? Şey.. Duvar?
Takımın düşme hattına haddinden fazla yaklaşmış olması fubolcuları da içine girdikleri tatil rehavetinden uyandırdı. Gökmen Özdemir’in haberine göre maç sonrası yaptıkları toplantıda, bu kadar lay lay lom’un yettiğine, idmanların ciddiyet dozunun arttırılmasına, anlamayanlara karşı tek yumruk olarak hareket etmeye, kaybedilen maçlar sonrası nereye yemeğe gideceklerini tartışan yabancı futbolculara ters ters bakmaya karar vermişler. Belki bu toplantıya yabancıları da çağırsalardı, kendi takım arkadaşlarına karşı tek yumruk olmak zorunda kalmazlardı? Konuşarak anlaşmayı deneseler, durumun vahametini gözleriyle anlatmalarına gerek kalmazdı. Yerliler-yabancılar ayrımı, her ayrım gibi tehlikeli, her ayrım kadar sevimsizdir. Yabancılık tanımını, ‘Galatasaray değerlerine yabancılık’ olarak koysalardı kimse suçu pasaportların sırtına yükleyerek, kendi içini rahatlatmak zorunda kalmazdı.
Her şey doğru da...
13 Nisan 2011 12:37