Hasan Polat’la 13 Şubat 1998’de İstanbul’daki evinde görüşmüştüm. Gençlerbirliği tarihi çalışması (‘Ankara Rüzgarı’ kitabı) için. 79 yaşındaydı, hastalıkları vardı, katarakt problemi 15 dakikadan uzun televizyona bakmasına izin vermiyordu, ama şık bir takım elbiseyle, ikramla karşılamış, ciddiyetle vakit ayırmıştı. Vakur tavrı, protokoler olmayan nezaketi, delici bakışıyla, sahici bir karizma…
1919 Trabzon doğumlu Hasan Polat futbola İdman Ocağı’nda başlamış, İstanbul’da bir sene kadar Beşiktaş forması giymişti ama futbolculuğu Gençlerbirliği’yle özdeşleşmiştir. Mülkiye’yi arzulayarak geldiği Ankara’da Hukuk Fakültesine kaydolduktan sonra ‘intisap ettiği’ Gençlerbirliği’nde tam on yedi yılı geçti. Beş Ankara şampiyonluğu, 1941 ve 1946’da iki Türkiye Futbol Birinciliği yaşadı.
O yılların tanıkları, vaktinden önce gelmiş bir ön libero gibi tasvir ederler onu. Mükemmel top tekniğinin ve skorerliğinin yanısıra, bilinçli uzun pasın Türk futbolundaki ilk ustalarından biri olarak hatırlanıyor. 1940’ların ortalarındaki takım arkadaşı, büyük ressam Burhanettin Doğançay şöyle anlatır onu: “Hasan, Türkiye’de gelmiş geçmiş en iyi santrhaf! Korkunç bir fizik, disiplin, kendine çok iyi bakıyor, çok kabiliyetli, havadan top alamazsın... Avrupa’da olsa, kimbilir ne olurdu!”
Hasan Polat futbolu bıraktıktan sonra Gençlerbirliği’nin genel kaptanı, yöneticisi oldu. Bu arada 1930’lardan 1960’lara uzanan bir geleneğe uygun olarak, futbolun yanısıra hem üniversitede okumaya hem devlet memuriyetine devam etmişti. Bürokraside yükseldi, Sosyal Sigortalar Kurumu Teftiş Kurulu Başkanı oldu. 1957 genel seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili seçildi, 27 Mayıs darbesinden sonra bir süre hapis yattı.
İki kez Futbol Federasyonu Başkanlığı yaptı. 1954-57 döneminde ve 1970-76 arasında. Bu görevi en uzun süre yürüten kişidir! İlk başkanlığı sırasında profesyonel kulüplerin genç takım kurma zorunluluğu getirmesi, genç futbolcu yetiştirme rejiminin öncü adımlarındandı. İkinci Federasyon Başkanlığı döneminde, yerli hakemliğin güçlendirilmesine verdiği önemle hatırlanır.
1970’te, 2. Lige düşmek üzere olan Gençlerbirliği’nin bazı yöneticileri, Federasyon Başkanı abilerini ziyaret edip, diğer takımların yaptığı şikelerden bahsederek yoklamışlar, “Bir şey yapılamaz mı?” diye. Hasan abilerinin “Oğlum oğlum, bak” diye oturduğu yerden ayaklandığını anlatırlar: “Biz burada görevdeyiz. Ben Gençlerbirliği’ni seyrederim, desteklerim, ama haksızlık yapmam... Mağlup olur, küme düşer, bir şey yapamam... ama akşam eve gider ‘çocuğum öldü’ diye ağlarım...”
Hasan Polat’ı cumartesi günü, 91 yaşında kaybettik. Maçlardan önceki mutad saygı duruşu bu defa onun adına yapıldı. Saracoğlu’nda mesela, ‘Eski Federasyon başkanlarından Hasan Polat ve Manisa Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Ahmet Kurşun’ için saygı durdu hazırun. Futbol Federasyonu’nda bir tören yapıldı. Gençlerbirliği kulübü, standart bir beyanat yayımladı. Evet, televizyon öncesi zamanlardı, yeni kuşaklar bilmez onun ismini, ama biraz daha ‘büyük’ bir anmayı, özenli bir hatırlanmayı hak etmez miydi Hasan Polat?
Hasan Polat...
31 Ağustos 2010 14:55