1 Mayıs 2009 gecesi... Camp Nou stadındaki bir odada, hafif ve zihni dindiren güzel bir müziğin çalındığı odanın ışıkları, ilerleyen saate rağmen hala açıktır. Ertesi gün Real Madrid ile karşılaşacak Barcelona’nın hocası Pep Guardoila, stattaki ofisine kapanmıştır. İki gündür üzerinde çalıştığı Real Madrid ile ilgili alınmış notları çalışmaktadır. Zayıflıkları, güçlü yanları, son maçları ve ekibinin raporlarının üzerinden, kim bilir kaçıncı kez geçmektedir.
“Ofisimde oturup 2-3 maç seyretmiş, notlar almıştım. Birden adeta ilham geldi, bu öyle bir andı ki, yaptığım işin anlamını kavradığımı hissettim. Çözmüştüm, nasıl kazanacağımı biliyordum artık”
Pep Guardiola, Real Madrid’i arka arkaya izledikçe, orta sahadaki Guti, Fernando Gago ve Royston Drenthe’nin, kendi orta sahasına nasıl bir baskı uygulayacağını anlamıştı. Öte yandan, merkez orta sahanın, Cannavaro ve Metzelder’e, onların da kaleci Iker Casillas’a dönük oyun eğilimlerini fark etmişti. Barçalı futbolcuların hareket edip kaleye yönelebilmelerini sağlayacak, kocaman bir boş alan yaratılmak, aslında çok kolay olacaktı.
Pep Guardiola, Lionel Messi’yi aradı, stada ofise gelmesini istedi.
Saat 10:30 olmuştu. Messi, Pep’in odasından içeriye girdi. Pep, Messi’ye ne yapmasını istediğini anlattı.
“Yarın Madrid maçında, her zamanki gibi kanatta başlayacaksın. Ama ben sana işaret verdiğimde, orta sahadaki oyunculardan ayrılıp, sana gösterdiğim alana, savunma oyuncularına doğru yaklaşacaksın. Xavi ve Iniesta, merkez oyuncularının arasından sana topu gönderecekler, doğruca kaleye gideceksin, kimseyi beklemeden.”
2 Mayıs 2009’da, Santiago Barnebau Stadı’ndaki maçtan Pep’in Barcelona’sı, 6-2 galibiyetle ayrıldı.
O maç, Pep Guardiola’nın mesleğinin sırrını çözdüğü, Lionel Messi’nin ise kariyerinin evriminin başladığı maç oldu.
Bazen bir derbi, asla sadece bir derbi olmaz...