Sezon sonunda Fenerbahçe şampiyon olacaksa ve bunun fiyakalı bir filmi çekilecekse, ligin ikinci yarısındaki galibiyet serisi ve deplasmanda kazanılan derbiler şüphesiz başrolü alacak.
Ama bu bir Hollywood filmi değil de ‘bağımsız sinema’ysa, yönetmenin kadrajına muhtemelen dün başladığı üç maçlık seri girecek. O yüzden geçen senenin ‘devrimci önderi’ Bursaspor, bu memlekette Anadolu devrimini gündemimize ilk sokan, sezonun en sıkı takımlarından Eskişehirspor ve yarım kalmış devrimin öznesi, ikinci yarının parlak takımı Gaziantepspor maçları bitmeden senaryoya girişmemekte fayda var. Sonuçta Trabzon da aynı kulvardan geçecek ve bu düzlükten en az hasarla çıkan şampiyon olacak.
Yani kestirmeden söylersek, hakikaten ligin tepesindeki ikili için lig gerçekten şimdi başlıyor. Üstelik Bursaspor şunu çok iyi biliyor ki, şampiyon olamasa da şampiyon yapmamanın formülünü elinde tutuyor. Ve ÖSYM formülü kadar kolay çözülür bir şey değil bu!
Ama bu maç asla sadece zorluk derecesiyle sınırlı değil. Geçen senenin travması bu kadar yakında duruken, Fenerbahçe için Bursaspor maçının özgül ağırlığı asla üç puandan ibaret olamaz. Belki de Galatasaray deplasmanında berabere kalıp bu maçı galip bitirmeyi daha çok tercih ederdi Kanarya. Sadece bu da değil. Teknik-taktik düzenek de aksıyordu. Selçuk ve Emre’den en az birinin olmamasının Fenerbahçe’ye en büyük etkisi topu hücuma taşıyan ‘geçiş sürecinin’ çok uzun sürmesi.
Emre-Selçuk ikilisi, Topuz’dan da, Cristian’dan da daha iyi yapıyor bunu. Bu görevi asıl taşımakla görevli Özer’in inisiyatif alma işini ya aksatması ya da abartması, durumu hepten çetrefil kılıyor. Öndeki ‘malum üçlü’nün etkisizliği biraz da bundandı.
İşbu nedenlerle çok uzun süre pozisyon bulmakta da, kurguyu oturtmakta da çok zorlandı Fenerbahçe. İlk bir saati kaleyi bulan tek şut olmadan bitirdiler. Penaltı itirazlarının yüksek sesle yapılmasında sanırım biraz da bu verimsizlik de rol oynadı.
O yüzden soyunma odaları her zamankinden daha hareketli geçmiş olmalıydı. Bursaspor gözüpek, ‘sağlamcı’ oyununun gole nasıl dönüşeceğini, Fenerbahçe ise akışkanlar dinaminiğini nasıl oturtacağını uzun uzun tartıştı muhtemelen.
İkinci yarının evsahibi adına hırs patlaması olarak start alması şaşırtmadı. Bursaspor’un bunu bekliyor olması da...
Maça kırılma anı atfedilecekse, sanırım o 60’ta gol olmayan Alex kafasıydı. Ama baskıyı, inanç kırıcı bu andan sonra da sürdürmesi Sarı-Lacivertliler adına artıydı. Fakat Bursa’nın konsantrasyonu düşmüyor, buna mukabil evsahibinin de kazanma isteği bitmiyordu. O yüzden Kocaman, iki oyunculu bir satranç hamlesi yaptı ve Caner’le Dia’yı da oyuna aldı.
Futbola ulemaları için, ‘Dia’yı alabilmek için kötü oynayan Niang yerine Semih’in feda edilmesi’ olarak yorumlanacak bu hamlenin getirisi baskıyı son dakikalara taşıyabilmekti. İlk bir saatte bulamadığı fırsatları son düzlükte buldu Fenerbahçe. Gol hariç her şey vardı bu bölümde.
Kazanmayı değil beraberliği yeterli görür gibi görünen Ertuğrul Sağlam’ın Bursaspor’u sonuçtan memnundu galiba. Ama seriyi bozan, ‘rövanşı’ kaçırtan, liderlikten eden maçın Sarı-Kanaryalar için getirisi/götürüsü ileride belli olacak.
Giden sadece iki puan mı?
04 Nisan 2011 12:27