2010 yılı içinde ulusal takımların hazırlık maçı yapabileceği sadece bir tarih kaldı: 17 Kasım... 2011’de de durum çok parlak değil, yalnızca 9 Şubat ve 10 Ağustos tarihleri özel maçlar için ayrılmış. Zaten uzun zamandır ulusal federasyonlar anlaştıkları herhangi bir günde özel müsabaka oynamak için özgür değiller, şimdi de hazırlık maçları için ayrılan tarihler her geçen yıl azaltılıyor. Kulüp futbolu, milletler arası futbolu yavaş yavaş köşeye sıkıştırıyor. Çok yakında Dünya Kupası/Avrupa Şampiyonası eleme maçlarının da (basketbol gibi) 15 günde peş peşe oynanıp bitirilmesinin teklif edileceğinden korkmaya başladım. FIFA ve konfederasyonlar bu baskıya direnemiyor, milletler arası futbolun acısız ölümüne göz yumuyorlar.
ÖLÜM BAŞLIYOR
Aslında bu ölümün resmi olarak başladığı tarih, 15 Aralık 1995, yani Bosman Devrimi’nin hayata geçtiği gün... O günden beri kontratı biten oyuncularının satışından herhangi bir gelir elde edemeyen büyük kulüpler, onlardan sözleşme süresince maksimum faydalanmak konusunda söz birliği ettiler.
Bosman Devrimi’ni G14’ün kuruluşu izledi. 55 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinin 45’ini kazanmış 14 büyük kulüp, futbolun kaderi üzerinde daha fazla söz sahibi olmak istediler. UEFA’yı bağımsız bir lig kurmakla tehdit ettiler, sponsor paylarını artırmak için Şampiyonlar Ligi müsabakalarının sayısının da fazlalaşmasına neden oldular. Artık Barcelona, Manchester, Bayern gibi kulüplerde oynayan bir yıldızın sezonda 60 küsür maça çıkmasına kimse şaşırmıyordu. Ve o oyuncuların ulusal takımlarıyla oynadıkları maçlar G-14’ü her geçen gün daha fazla rahatsız ediyordu. 2004’te dertlerini açıkça ilan ettiler: “Dünya Kupası’na giden oyuncuların yüzde 22’si bizim kulüplerimizde oynuyorlar. FIFA’dan bu oyuncuların yıpranmalarına karşılık makul bir tazminat istiyoruz.”
FİŞ ÇEKİLİYOR
Aldılar da... Uluslararası futbolun ikinci Bosman’ı, Belçika’nın Charleroi kulübünde forma giyen Faslı oyuncu Abdülmecid Oulmers oldu. Oulmers, 1 milyon euroya transfer olduğu yeni kulübünde hiç oynayamadan Fas-Burkina Faso hazırlık maçında sakatlanınca bardak taştı. Charleroi, G-14’le işbirliği yaparak FIFA’yı dava etti ve FIFA, Oulmers için tazminat ödemeye mahkum oldu.
2008’de G-14 miadını doldurdu, zaten büyük kulüpler bu birliği kurarken hedefledikleri birçok konuda zafere ulaşmışlardı. Son olarak FIFA, 2010 Dünya Kupası’na oyuncu gönderen bütün kulüplere günlük tazminat ödemeyi kabul etmişti. Bu da bence futbolda yeni bir dönemin başladığını gösteren bir gelişmeydi...
Bu tazminat kararlarından sonra ulusal forma, bir ödülden çok bir göreve dönüştü. Futbolcusu milli takımda sakatlanan her kulüp federasyonunu suçluyor, bir kısmı daha da ileri gidip Oulmers benzeri tazminatlar istiyor (Bkz. Arda Turan’ın sakatlığı)... Korkarım bu iş birkaç yıl sonra içinden çıkılmaz bir hal alacak; zira Oulmers benzeri oyuncuların sakatlığını federasyonlar (veya FIFA) bir biçimde tazmin edebilirler, ama Messi, Ronaldo, Torres, Robben, Xavi, sıradan bir hazırlık maçında ciddi bir darbe alıp 1 yıl sahalardan uzak kalırlarsa kopacak gürültüyü tahmin edebiliyor musunuz? Doğrusu ben düşünmek bile istemiyorum... Çünkü o gün, futbolun global sigorta şirketlerine mahkum olduğu, artık milli takım kadrolarının sigorta bedellerine göre kurulduğu garip bir gün olacak gibi geliyor bana...
GLOBAL FUTBOLUN RENGİ
İşte uluslararası futbolun böyle tatsız bir döneme doğru gittiği bir anda oyuna renk getirdi Mesut... Türkiye-Almanya müsabakası sonrası sadece iki ülkenin değil, Danimarka’nın Hollanda’nın, Fransa’nın manşetlerinde de Özil vardı. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin: Almanya-Türkiye Euro 2012 grup eleme müsabakasının dünya basınında manşetlere çıkacak bir değeri var mıydı Allah aşkına? Sıradan bir grup maçı. Sıradan bir oyun. Sıradan bir skor...
Amauri’nin ulusal takım seçimi uzun süre futbol kamuoyunu meşgul etmişti. İki yıldır Mesut konuşuluyor. Sırada Mainzlı Holtby var. Bu çift pasaportlular olmasa, uluslararası futbolu (Dünya Kupası zamanı hariç) tekrar manşetlere çıkaracak tek konu, korkarım ki iyi oyuncuların sakatlığı olacak.
İşte bu yüzden FIFA, Mesut’a teşekkür etmeli. Uluslararası futbol kamuoyu, Mesut’a minnettar olmalı. Kulüplerin medya hegemonyasını bir nebze dindirdiği için... Real Madridli Mesut’u birkaç gün unutturup, Alman Türkü Mesut’u konuşturduğu için...
EMENIKE DEĞİL ANIL
Galatasaray’ın Karabüklü Emenike’ye talip olduğu konuşuluyor. CNN Türk’te Sınırsız Futbol yayınına katılan teknik direktör Yücel İldiz de teklifi yalanlamadı, sadece Emenike’yi yaza kadar kimseye vermek istemediklerini söyledi.
Emmanuel Emenike, 1987 Nijerya doğumlu forvet. Milli formayı herhangi bir yaş grubunda giymedi. 1 yıl kendi ülkesinde, 1 yıl da Bank Asya 1. Lig’de oynadı. Süper Lig’de henüz 7 kez sahaya çıktı. Galatasaray’a transfer olursa büyük bir ihtimalle Baros’un alternatifi olacak, yedek kulübesinde “Artı 2 kontenjanı” nı kullanacak.
Anıl Dilaver, 20 Kasım 1990 Trabzon doğumlu forvet. 3 sezondur Galatasaray A2 takımıyla sahaya çıkıyor, 68 maç oynayıp 32 gol atmış. Geçenlerde onu Fenerbahçe derbisinde izledim, aynı müsabakayı seyreden Hasan Şaş’la da konuştum, stilini Emenike’ye benzetiyor.
Sadece 19 yaşında olan Anıl, hafta içinde ilk kez ümit milli takım formasını giydi, Fransa’ya karşı ilk 11’de sahaya çıktı. Özgür Çek, Emre Çolak, Şahin Aygüneş gibi Süper Lig yıldızlarının forma giydiği ümit 11’imizdeki tek A2 temsilcisi de oydu.
Bence Anıl, Galatasaray’da Baros ve Batdal’ın sakatlıkları sırasında Emenike’den daha fazla konuşulmayı hak ediyor. Rijkaard’ın en azından onu Türkiye Kupası’nda ya da uygun Süper Lig maçlarında 18’e alma, dakika verme sırası gelmiş gibi.
Futbolun rengi Mesut
11 Ekim 2010 12:01