Hafta sonu eksi 10 derece havada ve donmuş zeminde oynanan Eskişehirspor-Galatasaray maçıyla hemen hemen aynı saatlerde Arsenal-Manchester United maçını 3D (üç boyutlu) olarak izleme fırsatı bulduk.
Emirates stadı, seyirci yine mükemmeldi. Sahadakilere elinizi uzatıp dokunacakmışsınız hissini yaşamak tarifsizdi. Manchester United Old Trafford Stadı'ndaki ilk maçı 8-2 kazanmıştı. Haliyle böyle dramatik bir sonucun rövanşının intikam hislerinin kamçıladığı sinir harbine sahne olmasını beklersiniz. Üç boyutlu olarak yani oyuncuların yüz hatlarındaki her çizginin ifadesini alarak, vücut dillerinin ne anlattığını görerek hatta tribünlerin duygularını tercüme ederek izlediğimiz için net olarak gördük. Kimse intikam ya da daha fazlasıyla bedel ödetmek derdinde değildi. Teknik adamların birbirleriyle yaptığı futbol rekabeti bazlı atışmaları bir kenara koyarak baktığınızda aslında bunun büyük resmin bir parçası olduğunu görüyorsunuz.
Her şeyi doğru yapıp bir araya getirince futbol sadece futbol kalıyor..
Benzer bir rövanşın bizdeki karşılığı saha içi kavgalar, tribün ve sokak çatışmaları, ülke gündeminin o stadyumda o maçta kilitlenmesine yol açmasıdır.
Gergin teknik adam portreleri, yüz kaslarında kendini gösteren kızgınlıkla ve şartlandırılmışlıklarıyla futbolcular, küfür ve aşağılamaların havada uçuştuğu tribünler ne yazık ki tüm gerginliği önlemeye çaba sarf eden hakemleri izlerdik.
Maç bitiminde yeni bir kavganın randevusundan başka bir şey çıkmazdı ortaya..!
Marka kavramını tek başına bir parametreye bağlı olarak yaratmıyorsunuz. Stadyumlar temiz olmanın dışında, bir sistem dahilinde işlediği için, zemin ülkenin her yerinde standart kalite sunduğu için, sahanın içindeki herkesin sadece kendinden, takımından sorumlu olmak yerine ligin tamamına karşı sorumluluk duyduğu için İngiltere Premier ligi o kadar tribün müdavimini, o kadar TV seyircisini ve tüm kıtalarda milyonlarca futbol sevdalısını kucaklıyor.
Bunu zaten SD, HD, FULL HD olarak biliyorduk ama şimdi 3D olarak da gördük.
Televizyonun geçirdiği tüm evrelerde aynı görüntülerle karşılaşıyoruz. Aslında futbol televizyona ilham vermesi gerekirken, ortaya koyduğu resimle yatırıma zorlaması, kendini büyütmesi gerekirken; bizde televizyon futbolu zorluyor.
Sanıyorum TV teknolojisi ve vizyonunun, futbol organizmasının önünde gidiyor olması hâlâ büyük bir şans! İştahın hâlâ kaçmamış olması büyük bir iltifat..
1992 yılında kurulan Premier Lig organizasyonu aradan geçen 20 yılda TV teknolojisini arkasına alarak büyüdü. Hem kendi gelenek ve oyunu koruyucu dilleriyle, hem uzlaşarak bugünlere hep ışıldayarak geldi.
Aynısını yapamıyor olmamızın nedeni sadece sorumlu olduğumuz zamanda büyüyüp geleceğe cimri bakmak olabilir mi?
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç geçtiğimiz hafta yoğun temaslar yaptı. Ülkede ultra modern 22 stadyum inşa edilecek. Yani hayal edilen resmin bir köşesini devlet tamamlıyor. İçini seyirci ile doldurup gerçek büyümeyi sağlayacak adımı atıp, futbol izleyicisi ile barışacak olanlar futbolu yönetme iradesine talip olanlar.
Başaramazlar, değişmezlerse bu oyun bizim ülkemiz için antik bir hatıraya dönüşecek.
Tamam kabul her şey tamamlanıncaya kadar futbol sadece futbol değildir ama bizde sanki futbolun sadece futbol olmasını istemeyen birileri var..
Kurtuluş futbolun sadece futbol olabileceği günde saklı..
PLAY OFF'A DÖRDÜNCÜ ARANIYOR
Manzara'ya göre İstanbul'un üç büyük takımı ilk üç sırayı kolay kolay bırakmayacak. Trabzonspor'un Karabük yenilgisinin ardından onlara meydan okuyacak bir başka takım kalmadı gibi. Trabzonspor'un geride kalan haftalarda seri yakalayıp puan farkını kapatma ihtimali sadece kendi ellerinde ve bunun için çabalamaları gerekecek.
Yalnız bu haftadan bir projeksiyon çizecek olursak lig dördüncüsü kim olursa olsun ilk üç ile arasında öyle puan farkı olacak ki, play off maçları oynanırken büyük patırtıların çıkması pek muhtemel..
Bunu şimdiden engellemek için bir formül gerekiyor.
Galibiyete ekstra prim gibi mesela?
TFF ilgilenecek vaktin var mı?
PARDON!
Profesyonel futbolun mekaniği, hatalar ve bu hataları avantaja çevirmek üzerine kurulmuştur.
Yani bir başka deyişle, rakibinize hata yaptırabiliyorsanız 'yenilmez'i yenilir yapabilirsiniz.
Denklemin diğer tarafında ise şu önerme yatacaktır; eğer hatasız bir oyun çıkardıysa takımınız, anlayın ki rakibiniz etkisiz kalmıştır maç boyunca...
"Penaltı almak" veya "rakibe kırmızı kart göstertmek" için Oscar'lık düşme sahneleri, ardı ardına yuvarlanarak atılan 3-5 takla ve acı çığlıkları gerekmez...
Rakip defans kendi kalesine attıysa golü, parantez içine forvet oyuncularını da yazmak gerekir.
Kafa atıyorsa Zinedine Zidane, birkaç çift laf etmek gerekmez mi Materazzi'ye?
Niye hep Emre'nin, hep Engin'in başına gelir olaylar? Niye herkes onlarla uğraşır saha içinde?
Hataları avantaja çevirebilmek ancak teknik direktör veya futbolcunun karşı takımın nerede nasıl hata yapabileceğini sezebildiği durumda mümkündür ve bu da "oyunu okumak"/"rakibi okumak" teriminin açıklamasıdır.
Presle, takiple, fırsatçılıkla, inatla, mücadeleyle, güçle, kuvvetle, akılla, zekayla...
11. dakikadaki Alex , 64'teki Almeida gibi....
Futbol sadece futbol mu?
24 Ocak 2012 13:17