Guti ile Quaresma'nın birlikte oynadığı oyunların kalitesi Konya Torku maçında bir kez daha ortaya çıktı ama İbrahim Üzülmez gibi bir profesyonelin de Bobo, Holosko, Nihat, Necip, Ferrari vs. gibi sakatların arasına katılması Beşiktaş'taki dayanıklılık sorunlarını ortaya çıkardı.
Listede adı Ferrari olan bir futbolcu olunca bu haftayı motorsporları ile empati kurarak geçirelim dedik.
Formula 1 ile futbol arasında fena halde benzerlikler kurarım. Motor, şasi, pilot ve lastik parametrelerinin en doğru kombinasyonu, ortaya kazanan otomobili çıkarır. Birisinin limitlerinin altında kalması formülün iflası anlamına gelir. Yarıştaki diğer rakipleriniz dışında pist yapıları da bu dört parametre mükemmel olsa bile size sorun çıkarabilir. Bu durumlarda ortaya taktik dehası çıkar ve zor görünen yarışları minik bir fark yaratarak kazanırsınız. Kısa pistler, çok virajlı, inişli çıkışlı olanlar, hıza gereksinim duyduklarınız, yakıt tüketiminin öne çıktığı pistler, rüzgar, hava sıcaklığı, pit-stop zamanlaması yarışırken hesaba katmanız gereken etmenlerdir ve teknik direktörün yönetiminde iyi bir mühendis takımı anbean çözüm üretmek için çalışırlar. Tabii itirazı olan çıkabilir. Bir tarafta mekanik bir spor, bir tarafta futbol var nasıl bağdaştırabilirsiniz diye. İsterseniz olur.
F1'de teknolojik bir yarış vardır ve motor ile şasi verimliliği neredeyse herkes tarafından mükemmele yakın kullanıldığı için farkı pilot ve en çok da lastikler yaratır.
Yani aerodinamik tarafta rakiplerinizden tur başına saniyenin onda biri kadar daha hızlı olmak için büyük çaba göstermeniz gerekir. Oysa lastik kimi zaman tur başına 1 saniye fark atmanızı sağlar ve lastiklerini iyi kullanan pilotla bu fark inanılmaz boyutlara ulaşabilir.
Futbol da öyle değil mi?
Örneğin takip edenler hatırlayacaktır. Aurelio'nun milli takımın başarılarındaki rolünü 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası finalleri esnasında lastik ile kıyaslamıştım.
O iyi gününde değilse, ya da oynamıyor yerini başka birine bırakmışsa ortadaki paketin verimliliği düşüyordu. Nitekim 2010 Dünya Kupası'na giden yolda ciddi lastik problemi yaşamıştık. Yarışı kaybettik.
Alex geldiği günden beri öyle değil mi?
Alex'in olmadığı zamanların Fenerbahçe'si yarışın en iyi paketlerinden birisi değildir. Galatasaray, Arda ve Baros'un yokluğunda tur zamanları kötü pilot, yere tutunamayan lastik sorunu çeken F1 otomobili gibi oldu. Bu durumda diğer parametreler ne kadar iyi olursa olsun sadece yarışı bitirmenize yeter.
İstikrar hız demektir. Ama dayanıklılık sorunları başladığında işler ters gider. Tam kazanacakken, motor arızası, vites kutusu sorunu ile kaybedersiniz. Bakınız Beşiktaş sürekli sakatlanmalarla bir türlü doğru kombinasyonu kullanamadı. Bildiğiniz dayanıklılık sorunları yaşadı. Örnekleri çoğaltıp çeşitlendirmek hayal gücünüze bağlı..
F1 sezonları futbol sezonlarına benzer.. Misal ilk yarıyı 9 ya da 10 yarışla tamamlarsınız ve geleceğin planlarını o gün rakiplerinizle aranızdaki farka bakarak yaparsınız.
Çok gerilerde kalmışsanız fabrikada bir sonraki yılın aracı için çalışmaya, yani gelecek sezon için para harcamaya başlayıp mevcut şartları koruyarak sezonu bitirme kararı alırsınız. Çoğu durumda bir sonraki yılın otomobiline en erken başlayan takım yeni sezonda avantajlıdır.
Özellikle McLaren ve Ferrari gibi takımlar işlerin plana göre gitmediği sezonlarda bunu sıkça yaparlar. Ama büyük takımlar oldukları için pistte kendilerini kolay kolay ezdirmezler.
Beşiktaş'ın politikasını bir Formula 1 takımının stratejisine benzetiyorum. Schuster önde çok pas yapan, hızlı ve baskılı oynayan, özetle ofansif karakteri baskın bir takım yaratmaya çalışıyor. Bu yıl bu düşüncesinden vazgeçmedi. Tüm kombinasyonları denedi ve ortaya çıkan sonuç, Guti ile Quaresma takımın en çabuk fark yaratan isimleri.. Bir nevi yere iyi tutunan ve tur başına daha iyi zaman yapılmasını sağlayan verimli lastik gibiler. Aurelio ise ancak Ernst de sahadaysa piste tutunabiliyor.
Bu yılın ilk yarısında sakatlıklar yüzünden bir türlü dayanıklılık sorunları aşılamadığı için yarışta geri kalındı.
Şimdi gelecek yılın takımı kuruluyor. Ligin ikinci yarısı yine motorsporları jargon'undan alıntıyla söylüyorum "en iyi test yarıştır" düsturuyla tamamlanacak. Fernandes, Simao ve bir iyi forvetin katılımıyla önce ön tarafta hızlı, yere iyi tutunan sonuca giden bir çatı inşa edilecek. Sonra yeni sezon öncesi savunma tarafının güçlendirilmesi için rötuşlar yapılacak. Oyuncuların kalitesi, sözleşme süreleri ve kulübün uluslararası medyatik çıkarması öyle diyor. Belli ki Schuster'in felsefesine yüzde yüz güven duyuluyor.
Beşiktaş, Quaresma, Guti, Simao ve iyi bir forvetle, iyi bir pilot gibi yere her zemin şartında sıkı tutunan lastikleriyle fark yaratmaya hazırlanıyor.
Ama dikkat, bu yıl yaşanan dayanıklılık sorunlarını aşmadıkları sürece asla kazanamazlar. Defans bloku vites kutusu gibidir. Üst üste hızlı turlar atıp önde giderken ya da bir virajda aniden bozulabilir. Motor ile şasi verimliliği ne olursa olsun, ne kadar iyi bir pilot ve ne kadar iyi bir lastik kullanıyorsanız kullanın sonuç hüsran olur..
Schuster taktisyenliğini ve Beşiktaş'ın 2011 aracını merakla bekliyoruz..
Futbolda Portekiz rüzgârı
İspanya'dan sonra şimdi Portekiz basınında da her gün Beşiktaş haberleri yayımlanıyor. İnternet siteleri keza öyle. Beşiktaş İber yarımadasında tıklanma rekoru kırıyor. Portekiz basını Demirören'e Abramovich, tavrının keskinliği ve kararlılığı nedeniyle Schuster'e Mourinho yakıştırmaları yapılıyor. Portekizce bilindiği gibi Brezilya'nın da resmi dili ve iki ülkenin futbol ilişkisi son derece iç içe.. Örneğin Brezilya'da gelecek potansiyeline sahip oyuncuların çoğu önce Portekiz'in küçük kulüplerine oradan üç büyük Portekiz takımına transfer olup, Avrupa piyasasına açılırlar. Portekiz kulüpleri için ucuza alıp pahalı satılan oyuncular olmaları nedeniyle verimli bir yöntemdir. Bilhassa Madrid ve Barcelona parası'nın akım yönü Portekiz'dir. Kuşkusuz kültürel yakınlık Avrupa'ya attıkları adımın sağlam olmasını ve alışma avantajını beraberinde getiriyor.
Türkiye pazarında Brezilyalı oyuncuların değer kaybetmesiyle birlikte transfer yollarındaki en kritik değişim Portekizli oyuncular üzerinden gerçekleşiyor. Ancak burada ilginç bir detay daha var. Önemli yıldızların bu lige akıyor olması futbolun en güçlü dillerinden biri Portekizce olduğu için Brezilya'dan daha ciddi transferlerin bir sonraki aşamada Türkiye pazarı için hazırlandıkları anlamına da geliyor olabilir.
Türk futbol camiası bu adımları enine boyuna tahlil edip, Brezilya'dan gelecek ham oyuncuları geliştirip Avrupa pazarına sunmayı ve para kazanmayı ciddi bir hedef olarak görebilirler. Geçmişte Balkanlar'ın en önemli isimleri hatırlayın Portekiz'de oynarlardı. Madem biz üretip satamıyoruz, bir de bu yöntemi deneyelim..
Formula 1 politikası
24 Aralık 2010 10:39