Sayın Başkan, Sayın Üstünel, Saygıdeğer yönetim kurulu üyeleri...
Biliyorum, içiniz yanıyor! 'Ne oldu bu takıma' diye kafanızda soru işaretleri cirit atıyor! 'Biz nerde yanlış yaptık' diyorsunuz da yanıt bulamıyorsunuz.
Anlıyorum sizi.
Başarıda, 'Yahu ne müthiş hoca! Şu futbolcuyu gördün mü; nasıl da vuruyor topa... Vayyy canına pasa bak pasa' derler de.. Başarısızlıkta fatura hemen çıkar size... Sizin suratınız bir karış; gülmüyorsunuz ama görüntü öyle değil Florya'da.
Biliyorum, içiniz yanıyor! 'Ne oldu bu takıma' diye kafanızda soru işaretleri cirit atıyor! 'Biz nerde yanlış yaptık' diyorsunuz da yanıt bulamıyorsunuz.
Anlıyorum sizi.
Başarıda, 'Yahu ne müthiş hoca! Şu futbolcuyu gördün mü; nasıl da vuruyor topa... Vayyy canına pasa bak pasa' derler de.. Başarısızlıkta fatura hemen çıkar size... Sizin suratınız bir karış; gülmüyorsunuz ama görüntü öyle değil Florya'da.
Bursaspor maçı sonrası... Tamam 'Yenildik' diye oturup ağlamasın kimse ama, bu kadar lay lay lom da fazla! Antrenmana çıkanların Florya'da bir göbek atmadıkları kaldı!
Sayın Başkan,
Sayın Üstünel,
Saygıdeğer yönetim kurulu üyeleri...
Tırnağın varsa kaşıyabilirsin kafanı, kimseden kimseye fayda yok.
Bu takımın gidişatını çevirmek yine sizin hünerinize kalmış. Ben gördüklerimi elimden geldiğince anlatmaya çalışayım size.
1- Takımda bir disiplinsizlik olduğu ortada.
2- Teknik heyet takımla çok oynuyor. Brezilya milli takımından dönen yol yorgunu Eleno, bir bakıyorsunuz bir antrenmanla Manisaspor maçının ilk on birinde... Sonra bir bakıyorsunuz Bursa'da yedek. Adamın başı dönüyor!
3- Bir, iki derken, şimdi de üç ön libero modası başladı. Takım sanki Barcelona'nın karşısına çıkacak!
4- Yerli ve yabancı birçok futbolcunun (isimleri yöneticiler tek tek biliyor ve ellerinde dökümanlar var) gece yaşantısı allak bullak... Uçan kaçan kurtulmuyor.
5- Rijkaard ve Neeskens'e yol gösterecek, bilgi aktaracak, köprü oluşturacak yanlış yaptığı zaman 'Aman hoca' diyecek, rakip takımların futbolcularını iyi anlatacak bir isim yok...
6- Kamp yapmama alışkanlığı ilk başlarda tuttu ama sonra bu alışkanlık sevimsiz hale dönüştü... Kimin nerden geldiği belli değil!
7- Manisaspor maçında takımdan gönderilen Yaser'in 4 - 5 oyuncuyla kontrol edilmesi akıllara durgunluk veren bir görüntüydü. Bu acizliği gösterdi...
8- Milan Baros'un sakatlığı takımı derinden etkiledi ama eldeki mevcut kadroda gerekli motivasyon sağlanamadı.
9- Eskiden yedek kulübesinde herkes sakin sakin maç izlerken şimdi herkes hop oturup hop kalkmaya başladı. Bu gerginliğin açık bir göstergesi değil mi?
10- Yöneticiler, para buldu, ödemeleri yaptı, Rijkaard'a asla müdahale etmedi ama bu da yetmedi...
Diyeceksiniz ki; 'E Bahri, ne yapalım yani!'
Ben yönetici değilim. Aksaklıkları göstermeye çalışırım, gerisi size kalmış. Şimdi 'Eline alacaksın sopayı, höt diyenin kafasına indireceksin' desem! Ama demem! Sonra ne barbarlığım kalır, ne de gaddarlığım!
Arda'ya yardım et Servet
Takımda futbolcular arasında kopukluk var.
Arda Turan'ı herkes seviyor ama kaptanlığının ağırlığını ne yazık ki kimse hissetmiyor.
Arda bu...
Gülen, espri yapan, sıcakkanlı. Hem çok da genç...
İnsani ilişkileri, tatlı dili iyi ama yetmiyor işte.
Kaptanımı çok seviyorum ama O'na yardım gerekiyor.
Öncelik Servet'in... 'Türkü baba' diye herkesin saygı gösterdiği Servet'in ağırlığı ile Arda'nın yanında olması gerekiyor. Kewell'ın da... Kewell'ın müthiş kariyerinin yanı sıra, olağanüstü kişiliği Arda'ya katkı yapar. Ancak niye devreye girmez anlamıyorum.
Arda yalnız. Yükü çok ağır. Omuz verin biraz.
Haydi Servet, sen de Ayhan; haydi.
Muhalefet vızıldamaya başladı!
Polat ve ekibi zor günler geçiriyor ya, muhalefet vızıldamaya başladı yine. Daha dün 'Vay be helal olsun Polat'a, Rijkaard'ı getirdi, Riva işini çözdü, Seyrantepe'de makineler çalışmaya başladı' diyenler şimdi savaş baltalarını topraktan çıkarıyor..
Tamam; basketboldaki skandal affedilecek gibi değil.
Ama 'Bu affedilemez' diyerek, Başkan Adnan Polat'a saldırmak ne derece doğru.
Hem, onlar unuttular mı;
- Sahip Som olayını...
- Ribery'nin 137 bin Euro için elden kaçırılmasını...
- 2005'te Basketbol kız takımının küme düşmesini...
- 2007'de Voleybol takımının yine küme düşmesini...
- Takımı şampiyon yapmalarına rağmen Lucescu ve Gerets'in gönderilmesini ve o sırada yaşananları...
Daha saymayayım, yerim dar!
O günleri unutmadı kimse...
Kongre önceleri renk seçimine katılıp, sonra çalılıkların arasından sessizce kaybolanları yazıyor tarih.
Ayak oyunlarını da...
Bakın; Adnan Polat sonsuza kadar orada kalacak değil. Elbette daha iyisi gelecek. Ama gelmek isteyen, ayak oyunları yerine delikanlı gibi çıkacak ortaya ve projelerini anlatacak. Somut bir şeyler yapacak.
Uzaktan kumandayla, derin Galatasaray'ı devreye sokmakla, gazete ve televizyon müdürlerini aramakla, Levent'teki dernekte elinde viski kadehi ile herkese tepeden bakmakla olmaz bu işler. Biraz sabır. Kongreye ne kaldı ki... Kim öle kim kala...
Çıkın o zaman, atın kendinizi ortaya. Saman altından su yürütmeyin.
Sayın Rijkaard, burası Türkiye!
Bu saatten sonra Rijkaard'ın yaşam şeklini, hayata bakışını değiştirecek değiliz.
Her şeyden önce bir futbolsever olarak kendisine saygı duyuyorum.
Tıpkı Terim'e, Gerets'e, Hagi'ye ve Lucescu'ya olduğu gibi.
Her şeye profesyonelce bakıyor, her şeyi ona göre değerlendiriyor...
Ancak sayın Rijkaard ve Neeskens 'Buranın Türkiye' olduğu gerçeğini kavramalı artık.
Sizin yaşamınızdaki gibi sadece çalışmak, çizelgeye göre antrenman programını düzenlemek, maç taktiği vermek, stada gidip gelmek değil, buradaki hayat.
Bizim insanımız hırçın olduğu kadar çok da duygusal.
Sert olduğu kadar sevgiye hasret.
Onlarla birlikte yemek yiyin...
Onlarla dertleşin...
Onlarla paylaşın...
Onlarla gerekirse topluca sinema, tiyatro, konser günleri yapın...
Onlarla kamp gecelerinde şarkılar türküler söyleyin...
Çünkü biz çok ahkam keseriz ama yeterli değiliz...
Siz yaşadınız, Neeskens yaşadı, Kewell yaşadı ama biz daha hayatı profesyonellik anlamında yaşayamadık.
Çünkü profesyonellik sadece bizim dilimizde, anlayın artık sayın Rijkaard.
Sayın Başkan,
Sayın Üstünel,
Saygıdeğer yönetim kurulu üyeleri...
Tırnağın varsa kaşıyabilirsin kafanı, kimseden kimseye fayda yok.
Bu takımın gidişatını çevirmek yine sizin hünerinize kalmış. Ben gördüklerimi elimden geldiğince anlatmaya çalışayım size.
1- Takımda bir disiplinsizlik olduğu ortada.
2- Teknik heyet takımla çok oynuyor. Brezilya milli takımından dönen yol yorgunu Eleno, bir bakıyorsunuz bir antrenmanla Manisaspor maçının ilk on birinde... Sonra bir bakıyorsunuz Bursa'da yedek. Adamın başı dönüyor!
3- Bir, iki derken, şimdi de üç ön libero modası başladı. Takım sanki Barcelona'nın karşısına çıkacak!
4- Yerli ve yabancı birçok futbolcunun (isimleri yöneticiler tek tek biliyor ve ellerinde dökümanlar var) gece yaşantısı allak bullak... Uçan kaçan kurtulmuyor.
5- Rijkaard ve Neeskens'e yol gösterecek, bilgi aktaracak, köprü oluşturacak yanlış yaptığı zaman 'Aman hoca' diyecek, rakip takımların futbolcularını iyi anlatacak bir isim yok...
6- Kamp yapmama alışkanlığı ilk başlarda tuttu ama sonra bu alışkanlık sevimsiz hale dönüştü... Kimin nerden geldiği belli değil!
7- Manisaspor maçında takımdan gönderilen Yaser'in 4 - 5 oyuncuyla kontrol edilmesi akıllara durgunluk veren bir görüntüydü. Bu acizliği gösterdi...
8- Milan Baros'un sakatlığı takımı derinden etkiledi ama eldeki mevcut kadroda gerekli motivasyon sağlanamadı.
9- Eskiden yedek kulübesinde herkes sakin sakin maç izlerken şimdi herkes hop oturup hop kalkmaya başladı. Bu gerginliğin açık bir göstergesi değil mi?
10- Yöneticiler, para buldu, ödemeleri yaptı, Rijkaard'a asla müdahale etmedi ama bu da yetmedi...
Diyeceksiniz ki; 'E Bahri, ne yapalım yani!'
Ben yönetici değilim. Aksaklıkları göstermeye çalışırım, gerisi size kalmış. Şimdi 'Eline alacaksın sopayı, höt diyenin kafasına indireceksin' desem! Ama demem! Sonra ne barbarlığım kalır, ne de gaddarlığım!
Arda'ya yardım et Servet
Takımda futbolcular arasında kopukluk var.
Arda Turan'ı herkes seviyor ama kaptanlığının ağırlığını ne yazık ki kimse hissetmiyor.
Arda bu...
Gülen, espri yapan, sıcakkanlı. Hem çok da genç...
İnsani ilişkileri, tatlı dili iyi ama yetmiyor işte.
Kaptanımı çok seviyorum ama O'na yardım gerekiyor.
Öncelik Servet'in... 'Türkü baba' diye herkesin saygı gösterdiği Servet'in ağırlığı ile Arda'nın yanında olması gerekiyor. Kewell'ın da... Kewell'ın müthiş kariyerinin yanı sıra, olağanüstü kişiliği Arda'ya katkı yapar. Ancak niye devreye girmez anlamıyorum.
Arda yalnız. Yükü çok ağır. Omuz verin biraz.
Haydi Servet, sen de Ayhan; haydi.
Muhalefet vızıldamaya başladı!
Polat ve ekibi zor günler geçiriyor ya, muhalefet vızıldamaya başladı yine. Daha dün 'Vay be helal olsun Polat'a, Rijkaard'ı getirdi, Riva işini çözdü, Seyrantepe'de makineler çalışmaya başladı' diyenler şimdi savaş baltalarını topraktan çıkarıyor..
Tamam; basketboldaki skandal affedilecek gibi değil.
Ama 'Bu affedilemez' diyerek, Başkan Adnan Polat'a saldırmak ne derece doğru.
Hem, onlar unuttular mı;
- Sahip Som olayını...
- Ribery'nin 137 bin Euro için elden kaçırılmasını...
- 2005'te Basketbol kız takımının küme düşmesini...
- 2007'de Voleybol takımının yine küme düşmesini...
- Takımı şampiyon yapmalarına rağmen Lucescu ve Gerets'in gönderilmesini ve o sırada yaşananları...
Daha saymayayım, yerim dar!
O günleri unutmadı kimse...
Kongre önceleri renk seçimine katılıp, sonra çalılıkların arasından sessizce kaybolanları yazıyor tarih.
Ayak oyunlarını da...
Bakın; Adnan Polat sonsuza kadar orada kalacak değil. Elbette daha iyisi gelecek. Ama gelmek isteyen, ayak oyunları yerine delikanlı gibi çıkacak ortaya ve projelerini anlatacak. Somut bir şeyler yapacak.
Uzaktan kumandayla, derin Galatasaray'ı devreye sokmakla, gazete ve televizyon müdürlerini aramakla, Levent'teki dernekte elinde viski kadehi ile herkese tepeden bakmakla olmaz bu işler. Biraz sabır. Kongreye ne kaldı ki... Kim öle kim kala...
Çıkın o zaman, atın kendinizi ortaya. Saman altından su yürütmeyin.
Sayın Rijkaard, burası Türkiye!
Bu saatten sonra Rijkaard'ın yaşam şeklini, hayata bakışını değiştirecek değiliz.
Her şeyden önce bir futbolsever olarak kendisine saygı duyuyorum.
Tıpkı Terim'e, Gerets'e, Hagi'ye ve Lucescu'ya olduğu gibi.
Her şeye profesyonelce bakıyor, her şeyi ona göre değerlendiriyor...
Ancak sayın Rijkaard ve Neeskens 'Buranın Türkiye' olduğu gerçeğini kavramalı artık.
Sizin yaşamınızdaki gibi sadece çalışmak, çizelgeye göre antrenman programını düzenlemek, maç taktiği vermek, stada gidip gelmek değil, buradaki hayat.
Bizim insanımız hırçın olduğu kadar çok da duygusal.
Sert olduğu kadar sevgiye hasret.
Onlarla birlikte yemek yiyin...
Onlarla dertleşin...
Onlarla paylaşın...
Onlarla gerekirse topluca sinema, tiyatro, konser günleri yapın...
Onlarla kamp gecelerinde şarkılar türküler söyleyin...
Çünkü biz çok ahkam keseriz ama yeterli değiliz...
Siz yaşadınız, Neeskens yaşadı, Kewell yaşadı ama biz daha hayatı profesyonellik anlamında yaşayamadık.
Çünkü profesyonellik sadece bizim dilimizde, anlayın artık sayın Rijkaard.