İki bekiniz devamlı adam kaçırıyor... İki stoperiniz kontrolden ve soğukkanlılıktan son derece uzak, bir oraya bir buraya darmadağınık oynuyor. Böyle bir savunmadan bir maçı gol yemeden bitirmesini bekleyemezsiniz... Bitirirlerse ya şanslarından ya da rakibin beceriksizliğinden ve hovardalığından olur...
Takım oyununda bir başarısızlık varsa, bunun faturasını bir adama değil, o takıma kesmeniz gerekir...
11 adamın rol aldığı bir oyunun sadece bir aktörü olursa, ona takım oyunu denir mi?
O takıma, takım denir mi?
11 adamın rol aldığı bir oyunun sadece bir aktörü olursa, ona takım oyunu denir mi?
O takıma, takım denir mi?
Diyeceğim o ki, Fenerbahçe’nin kötü gidişinin tek sorumlusu Güiza olamaz...
Elbette Güiza’nın kaybedilen maçlarda, puanlarda olumsuz anlamda ciddi katkısı var...
Ama sadece Güiza mı?
Üstelik Fenerbahçe’de sorun ne?
Az gol atmak mı, çok gol yemek mi?
Eğer son beş lig maçında sekiz gol yediyseniz...
Eğer buna Avrupa ligi ile kupayı da katıp yediğiniz gol sayısının 13’e yükseldiğini görürseniz...
O zaman Bursaspor maçı sonrası Emre Belözoğlu’nun gerçekçi açıklamalarına kulak vermek gerekir...
Ne diyor Emre:
“Takım olarak savunma yapamıyoruz. Burada ciddi sorun var...”
Haksız mı?
Santrforu yok, golcüsü yok diye dert yandığımız Fenerbahçe, Bursaspor karşısında ilk 20 dakikada 2-0 öne geçip 3-2 kaybediyorsa, sorun nerede?
Düşünün 2-0’dan sonra iyi bir savunma anlayışınız olsa, maçı alıp gideceksiniz...
Ama Fenerbahçe, Emre’nin de dediği gibi, herkesin bildiği gibi takım savunmasını yapamıyor...
Üstelik açık seçik görülmesine rağmen, görmezden gelinen o kadar çok şey var ki...
Örneğin iki bek...
Bursa maçından sonra sadece Rıdvan Dilmen’de okudum...
Gökhan Gönül, özellikle son maçlarda, Lille maçı dahil, hücuma çıkarken topların tamamına yakınını rakibe kaptırıyor...
En iyilerden biri olduğu için söylüyorum, Barcelona’nın sağbeki Dani Alves bile, Gökhan Gönül kadar ayağında topla oynamıyor...
Gökhan, Lille maçında hücuma çıkarken, topların tamamına yakınını kaptırdı...
Gördük ki, Lille maçında goller de, tehlikeler de Gökhan’ın kanadından geldi...
Bursa maçında takım 2-0 öndeyken ve Bursaspor adeta çökmüşken, gereksiz bir top kaybı yaptı ve Bursa bu kaptığı topla maçı 2-1’e getiren ve kendini hayata döndüren golü attı...
Gökhan Gönül, içtenliğiyle tribünlerin kahramanı olabilir...
Ama kötü ve disiplinsiz oynuyor...
Bu anlayışı ile takıma yararı değil, zararı dokunuyor..
Gökhan Gönül’den diğer bek Andre Santos’a gidelim...
Top ayağına yakışıyor...
Topla iyi işler yapıyor...
Ama asla bir takım oyuncusu değil...
Asla disiplinli değil...
Aklı hücumda olduğu için, savunma anlamında inanılmaz açıklar veriyor...
Rakibe müthiş koridorlar bırakıyor...
Üstelik mücadele gücü de yüksek değil...
Adeta bir gösteri takımının oyuncusu gibi...
Eee, sağbekin adam kaçırıyor, solbekin adam kaçırıyor...
Üstelik bir değil, iki değil, sürekli kaçırıyor...
O zaman nasıl olacak...
Ancak sıkıntı sadece beklerle sınırlı değil...
Benim bildiğim, Avrupa’nın hangi ünlü takımı varsa, iki stoperinden hiç olmazsa birinin mutlaka “dengeli” olmasına dikkat eder...
Yani savunmayı yöneten, pozisyon olmasını sağlayan, rakibe müdahale etmesini bilen, soğukkanlı, akıllı ve topu oyuna iyi sokan...
Fenerbahçe’nin iki stoperine bakıyorsunuz, ikisi de delifişek...
Ben Bilica’yı beğenirim... Ama kontrollü olduğunu söyleyemem...
Aynı şeyler Lugano için de geçerli...
Sadece hırs, sadece istek yetmiyor...
Savunmanın göbeğinde oynuyorsanız, bir orkestra şefi gibi, o savunmayı yöneteceksiniz...
Her müdahalenizde “penaltı olacak, frikik olacak, kırmızı kart görecek” diye seyircinizin ağzı yüreğine gelirse, o stoperlerde bir yanlış var demektir...
Bakıyorsunuz, iki bekiniz devamlı adam kaçırıyor. İki stoperiniz kontrolden ve soğukkanlılıktan son derece uzak, bir oraya bir buraya darmadağınık oynuyor...
Böyle bir savunmadan bir maçı gol yemeden bitirmesini bekleyemezsiniz...
Bitirirlerse ya şanslarından ya da rakibin beceriksizliği ve hovardalığından olur!
Şimdi Lille maçı var...
En iyimseri dahil, hangi Fenerbahçeli, savunmasının maçı gol yemeden bitireceğine güveniyor...
Bir Emre... Bir orta saha
Emre Belözoğlu “Takım olarak savunma yapmayı bilmiyoruz” dediğinde hiç kuşkusuz, sadece geri dörtlüyü söylemedi...
Kendi oynadığı orta alanı da, hatta hücumcuları da haklı olarak bu işin içine kattı...
Kim var bu orta alanda...
Sağ kenarda genellikle Mehmet Topuz ya da Özer...
Bildiğimiz, beğendiğimiz Topuz Kayseri’de kaldı...
Fenerbahçe’de iyi oynamıyor...
Özer deseniz, ister sağda, ister solda oynasın asla ama asla bir çizgi adamı değil, bir kenar adamı değil...
Özer’i getiren Aykut Hoca, bunu herkesten iyi bilir...
Ama ya sakalı yok ya yetkisi yok ki, bunu Daum’a anlatamıyor...
Cristian deseniz, ligin başlangıcında bir-iki maç oynadı, o gün, bugün ortada yok...
Sol kenardaki Vederson, zaten bu 11’in düşünülen adamı değil...
Kim kaldı o zaman?
Bir Emre Belözoğlu...
Tek başına kime yeter, nereye yeter Emre...
Düşünün, Bursaspor’un 90+1’de gelen golünde geriye koşan tek oyuncu kim?
Emre...
Diğerleri nerede?
Tamam, son dakikada topunla tüfeğinle hücum ediyorsun da Emre geriye dönebiliyorsa, sen niye dönemiyorsun...
Koca bir orta saha, bir Emre’ye kalıyorsa, bu kadar golü, hatta daha fazlasını yersin...
Düşünüyorum da bu Cristian ile bu Andre Santos’a bu paralar nasıl verildi, inanamıyorum...
Aynı yanlış ara transferde neredeyse Dentinho için olacaktı....
Neyse ki aklı başında adamlar gidip gördüler de yeni bir yanlışı engellediler...
Alex’e lafım yok...
Önceki yıllarda az koştuğunu düşünüyordum...
Yanılmışım...
O söylediklerimi geri alıyorum...
Kendi oynadığı orta alanı da, hatta hücumcuları da haklı olarak bu işin içine kattı...
Kim var bu orta alanda...
Sağ kenarda genellikle Mehmet Topuz ya da Özer...
Bildiğimiz, beğendiğimiz Topuz Kayseri’de kaldı...
Fenerbahçe’de iyi oynamıyor...
Özer deseniz, ister sağda, ister solda oynasın asla ama asla bir çizgi adamı değil, bir kenar adamı değil...
Özer’i getiren Aykut Hoca, bunu herkesten iyi bilir...
Ama ya sakalı yok ya yetkisi yok ki, bunu Daum’a anlatamıyor...
Cristian deseniz, ligin başlangıcında bir-iki maç oynadı, o gün, bugün ortada yok...
Sol kenardaki Vederson, zaten bu 11’in düşünülen adamı değil...
Kim kaldı o zaman?
Bir Emre Belözoğlu...
Tek başına kime yeter, nereye yeter Emre...
Düşünün, Bursaspor’un 90+1’de gelen golünde geriye koşan tek oyuncu kim?
Emre...
Diğerleri nerede?
Tamam, son dakikada topunla tüfeğinle hücum ediyorsun da Emre geriye dönebiliyorsa, sen niye dönemiyorsun...
Koca bir orta saha, bir Emre’ye kalıyorsa, bu kadar golü, hatta daha fazlasını yersin...
Düşünüyorum da bu Cristian ile bu Andre Santos’a bu paralar nasıl verildi, inanamıyorum...
Aynı yanlış ara transferde neredeyse Dentinho için olacaktı....
Neyse ki aklı başında adamlar gidip gördüler de yeni bir yanlışı engellediler...
Alex’e lafım yok...
Önceki yıllarda az koştuğunu düşünüyordum...
Yanılmışım...
O söylediklerimi geri alıyorum...
Güiza-Semih çare mi?
Bir yönetim İspanya Ligi’nin gol kralını alıp geliyorsa, bu ancak alkışlanır...
Parası, pulu tartışılabilir ama İspanya gol kralını getirmek bir yönetim başarısıdır...
Ama her pahalı transfer, her şöhretli oyuncu başarılı olacak diye bir kural yok...
Bu Türkiye için de geçerli, başka ülkeler için de...
Fenerbahçe için de geçerli, Real Madrid, Barcelona için de geçerli....
Görüldü ki, Güiza aşısı Türkiye’de tutmadı...
İster çevreyi yadırgama deyin, ister özel yaşamı deyin, ne derseniz deyin...
Fenerbahçe ile Güiza arasında bir kan uyuşmazlığı oldu...
Getirmek iyiydi ama ısrar etmek yanlış oldu...
İyi bir bonservis bedeli bulmuşken tutmak doğru olmadı...
Hem kasayı hem takımı zarara uğrattı...
Ama çare Semih de değil...
İşte son Bursa maçı...
Fenerbahçe 2-1 öndeyken Güiza çıktı...
Semih girdi, Fenerbahçe maçı 3-2 kaybetti...
Üstelik son yarım saatte tek bir pozisyona girmeden...
Elbette Semih yüzünden kaybetmedi...
Ama Semih de takımı umuda taşıyacak en ufak bir iş yapmadı...
Semih iyi profesyonel, iyi bir takım adamı...
Kendisine saygı duyuyorum...
Ama hangi özelliği tam derseniz, bulamıyorum...
Belki de bir futbolcuda olması gereken her türlü özelliğe sahip...
Ama belki de bu özelliklerin hiçbiri tam değil...
Hızı, koşusu, temposu, adam geçişi, hava toplarına yükselişi, topa iyi vuruşu...
Hepsine sahip...
Ama hiçbiri tam değil...
Belki de hepsi yarım yarım...
Gelelim Gökhan Ünal’a...
Havadan doldur- boşalt oynadığınız maçlarda bile son üç-beş dakikada oynuyorsa, niye aldınız, bu kadar parayı niye verdiniz?
Sonra Güiza ile Semih birlikte oynamaz diye bir kural mı var...
Güiza ile Gökhan Ünal gibi iki hızlı forvet birlikte denenemez mi?
Bugün Bank Asya Ligi’nin 18 takımının adını torbaya atsanız, birini rasgele çekip santrforunu Fenerbahçe’ye alsanız, bu takımda gene 10-15 gol atar...
Bir golcü Alex’in, Emre’nin önünde, üstelik Fenerbahçe forması ile en az 20 gol atamıyorsa, kusura bakmasın...
Ben o adama Fenerbahçe’nin golcüsü demem...
Sonuçta, Fenerbahçe ligin ilk yarısının temposuz, mücadelesiz, isteksiz Fenerbahçe’si değil..
Ligin ikinci yarısında, koşuyor, mücadele ediyor...
Ama takım disiplini yok...
Bir- iki adam hariç herkes kendine oynuyor...
Daum bunları görmüyor mu?
Görüyor da gücü mü yetmiyor?
Örneğin, Gökhan Gönül ile Andre Santos’un bu kadar top kaybı ile oynamasına niye önlem almıyor?
Arkaya sürekli adam kaçırmalarına neden bir çare bulamıyor?
Görmüyorsa, felaket...
Görüp çaresiz kalıyorsa, daha da felaket...
Yönetim de kusurunu kabul etmeli...
İyi niyetle çalışıyorlar ama özellikle son yıllarda transfer tercihlerini iyi yapamıyorlar...
Orta sınıf oyunculara, üst sınıftan tarife uyguluyorlar...
Transferde belli adreslere teslim oluyorlar...
Bu konuda çalışma alanlarını geniş tutamıyorlar...
Yazıyı bağlayalım...
Vatan gazetesinde dün okudum...
Başkan Aziz Yıldırım, Bursaspor maçından sonra soyunma odalarına dalıp, soluğu Daum’un yanında almış...
Bir bakıma yeni bir Aziz-Silin...
Ama Fenerbahçe takımı hocasıyla, futbolcusuyla o kadar çok Aziz-Silin yedi ki...
Vücut ilaca alıştı...
Artık Aziz-Silin de fayda etmiyor...
Parası, pulu tartışılabilir ama İspanya gol kralını getirmek bir yönetim başarısıdır...
Ama her pahalı transfer, her şöhretli oyuncu başarılı olacak diye bir kural yok...
Bu Türkiye için de geçerli, başka ülkeler için de...
Fenerbahçe için de geçerli, Real Madrid, Barcelona için de geçerli....
Görüldü ki, Güiza aşısı Türkiye’de tutmadı...
İster çevreyi yadırgama deyin, ister özel yaşamı deyin, ne derseniz deyin...
Fenerbahçe ile Güiza arasında bir kan uyuşmazlığı oldu...
Getirmek iyiydi ama ısrar etmek yanlış oldu...
İyi bir bonservis bedeli bulmuşken tutmak doğru olmadı...
Hem kasayı hem takımı zarara uğrattı...
Ama çare Semih de değil...
İşte son Bursa maçı...
Fenerbahçe 2-1 öndeyken Güiza çıktı...
Semih girdi, Fenerbahçe maçı 3-2 kaybetti...
Üstelik son yarım saatte tek bir pozisyona girmeden...
Elbette Semih yüzünden kaybetmedi...
Ama Semih de takımı umuda taşıyacak en ufak bir iş yapmadı...
Semih iyi profesyonel, iyi bir takım adamı...
Kendisine saygı duyuyorum...
Ama hangi özelliği tam derseniz, bulamıyorum...
Belki de bir futbolcuda olması gereken her türlü özelliğe sahip...
Ama belki de bu özelliklerin hiçbiri tam değil...
Hızı, koşusu, temposu, adam geçişi, hava toplarına yükselişi, topa iyi vuruşu...
Hepsine sahip...
Ama hiçbiri tam değil...
Belki de hepsi yarım yarım...
Gelelim Gökhan Ünal’a...
Havadan doldur- boşalt oynadığınız maçlarda bile son üç-beş dakikada oynuyorsa, niye aldınız, bu kadar parayı niye verdiniz?
Sonra Güiza ile Semih birlikte oynamaz diye bir kural mı var...
Güiza ile Gökhan Ünal gibi iki hızlı forvet birlikte denenemez mi?
Bugün Bank Asya Ligi’nin 18 takımının adını torbaya atsanız, birini rasgele çekip santrforunu Fenerbahçe’ye alsanız, bu takımda gene 10-15 gol atar...
Bir golcü Alex’in, Emre’nin önünde, üstelik Fenerbahçe forması ile en az 20 gol atamıyorsa, kusura bakmasın...
Ben o adama Fenerbahçe’nin golcüsü demem...
Sonuçta, Fenerbahçe ligin ilk yarısının temposuz, mücadelesiz, isteksiz Fenerbahçe’si değil..
Ligin ikinci yarısında, koşuyor, mücadele ediyor...
Ama takım disiplini yok...
Bir- iki adam hariç herkes kendine oynuyor...
Daum bunları görmüyor mu?
Görüyor da gücü mü yetmiyor?
Örneğin, Gökhan Gönül ile Andre Santos’un bu kadar top kaybı ile oynamasına niye önlem almıyor?
Arkaya sürekli adam kaçırmalarına neden bir çare bulamıyor?
Görmüyorsa, felaket...
Görüp çaresiz kalıyorsa, daha da felaket...
Yönetim de kusurunu kabul etmeli...
İyi niyetle çalışıyorlar ama özellikle son yıllarda transfer tercihlerini iyi yapamıyorlar...
Orta sınıf oyunculara, üst sınıftan tarife uyguluyorlar...
Transferde belli adreslere teslim oluyorlar...
Bu konuda çalışma alanlarını geniş tutamıyorlar...
Yazıyı bağlayalım...
Vatan gazetesinde dün okudum...
Başkan Aziz Yıldırım, Bursaspor maçından sonra soyunma odalarına dalıp, soluğu Daum’un yanında almış...
Bir bakıma yeni bir Aziz-Silin...
Ama Fenerbahçe takımı hocasıyla, futbolcusuyla o kadar çok Aziz-Silin yedi ki...
Vücut ilaca alıştı...
Artık Aziz-Silin de fayda etmiyor...