Trabzonspor'u yalnızca ilk yarının en başarılı takımı diye yorumlamak, en fazla kazanan, en az kaybeden, Fenerbahçe ile birlikte en çok golü atan, en iyi savunma yapan, en iyi averajı yakalayan takım olarak ayrı bir yere oturtmak, ona yapılacak en büyük haksızlıklardan biri olur.
Çünkü Trabzonspor, hak ettiği bu sıfatların çok daha ötesinde bir ekip. Sezonun en iyi çıkış yapan kadrosu. Lâkin çok daha önemlisi, oyun yorumuyla ilk yarıda futbola apayrı değer katan bir yapılanmanın sahibi.
Hatırlayacaksınız, 2004 Avrupa Şampiyonası sonrasında futbol savunma anlayışının ön plana çıktığı bir sürece girdi. Zira çok adamla katı savunma yapan ve genelde duran toplardan gol bulan Yunanistan şampiyon oldu. Çoğu kulüp takımı ve çoğu millî takım daha sonraki evrelerde Yunanistan örneğinden esinlendi. Takım savunmalarının büyük önem kazandığı süreç, 2006 Dünya Kupası'nda savunma ağırlıklı oyunları gündeme getirdi. 2008 Avrupa Şampiyonası, hatta son 2010 Dünya Kupası'nda birçok takım savunmaya dönük performansıyla futbolu keyifsizleştirdi.
Bu dönüşümün ortaya çıktığı dönemden itibaren, neredeyse her takımda kilit oyuncu olarak ön liberolar dikkati çekti. Gerek 4-4-2, gerek 4-1-4-1, gerek 4-3-3, gerekse 4-2-3-1'lerde ön libero vazgeçilmez oyuncu haline geldi. Çoğu takım bir defansif oyuncuyu savunma dörtlüsünün önüne yerleştirdi. Çoğu da bir defansif, bir ofansif orta sahayla bu bölgeyi dizayn etti.
Dikkat edin, bizde de uzun süredir ön liberosuz oynamayan takım yok. Tabii Şenol Güneş dönemindeki Trabzonspor dışında!
Alışılagelmiş ön liberolu sistemi, ligde ilk Şenol Güneş terk etti. Savunma karakterli orta saha oyuncusu yerine, top kazanan, top kullanan, adam eksilten, dışarıdan etkili şut atan oyuncularla bu bölgeyi oluşturdu. Oyunu iki yönüyle de oynayabilen oyuncularıyla hem ligin en dinamik savunma yapan ekibini kurdu. Hem de en fazla gol atan. Dahası ve önemlisi, stratejik önemi yüksek bu bölgeden ligin en verimli ve en golcü orta sahasını çıkarttı.
Kuşkusuz bu bölgenin değişmez, vazgeçilmez, bu sezon yaptığı aşamayla büyük takdir toplayan oyuncusu Selçuk oldu. İlk yarı boyunca tıpkı Onur ve Egemen gibi 1530 dakika süre alıp tüm maçlarda oynayan Selçuk, bir yandan diğer takımlardaki klasik ön liberoların, Trabzonspor'daki oyun tarzına yansıyan rolünü üstlendi, diğer yandan oyunu organize etti. Colman, bu bölgedeki bir diğer kilit isimdi. Ağırlıklı olarak sağda oynatılan ve çapraz koşularla santrfor arkasına sokulan Burak, 9 golle hem takımının hem de orta alanın en skorer oyuncusu oldu. Jaja, Engin, Alanzinho, Yattara, Ceyhun'un da katkılarıyla Trabzonspor neredeyse tüm maçlarında rakiplerini, orta sahasının üst düzey performansıyla vurdu.
Ön liberolu sistemi terk edemeyen ve asgari bir defansif orta sahayla oynayan rakiplerinden en az bir fazla oyuncuyu hücuma katarak ofansı güçlendiren ve zenginleştiren Trabzonspor, Şenol Güneş'in oyun felsefesindeki farklılık sayesinde, böylesine etkileyici bir performans ile buluştu.
Bu performans ikinci yarıya nasıl yansır? Ve Trabzonspor çeyrek asrı aşan şampiyonluk özlemini nasıl sonlandırır?
Eğer ligdeki sorumluluk anlayışını, oyun disiplinini, iş ciddiyetini ikinci yarı da sürdürebilirse Trabzonspor, yarışın en önde gelen favorisi olur. İlk 7 maçlık periyodun büyük önem taşıdığını hatırlatmakta yarar var. İçeride Ankaragücü, Antalyaspor, Kayserispor, dışarıda Fenerbahçe, Sivasspor, Manisaspor, Beşiktaş maçlarından 16 ve üzeri puanla çıkarsa yarış erken biter. Sezona Trabzonspor damgasını vurur.
En keyifli hedef sapması!
-Bu lâfı, seçim arifelerinden anımsarsınız: "Dünya kulübü olacağız."
Beşiktaş'ta da Fenerbahçe'de de Galatasaray'da da hele son dönemlerde başkan adaylarının adeta diline pelesenk olmuş vaatlerin başında gelir, "dünya kulübü olacağız." Hedefin yüksek tutulması, iddianın büyük olması, kulübün uluslararası arenada saygın bir yere ulaştırılması açısından hem kulağa hoş gelen, hem camiayı keyiflendiren, bu arada umudu yoğunlaştıran, vizyonu apayrı bir konuma oturtan da bir slogandır "dünya kulübü olacağız."
Beşiktaş'ın askıda duran, G.Saray'ın 2000 yılındaki UEFA ve Süper Kupa şampiyonluklarının sonrasında uzağında kalan bu iddialara ulaşan tek kulüp, şimdilerde F.Bahçe. Bayan Voleybol Takımı Şampiyon Kulüpler finalinin ardından, bu yıl içerisinde anımsayacaksınız ikinci görkemli başarısını yakaladı. Türk sporunda bir ilke imza attı, Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonluğu'nu kazandı. Sporumuzu onurlandırdı. Bizleri gururlandırdı. Cuma günü vedalaşacağımız 2010'daki göz kamaştırıcı performansını taçlandırdı.
Böylece Aziz Yıldırım'ın dünya kulübü olma iddiası gerçekleşti. Ancak ufak bir sapma ile; o futbolu öngörmüştü. Fenerbahçe hedefe voleybolcularla ulaştı!
Trabzonspor takdir aldı üç büyükler sınıfta kaldı
Hadi gelin ligi farklı bir bakış açısından değerlendirelim. Pek aralanmayan bir pencerenin perdelerini iki yana çekelim. Bir kıyaslamanın sonuçlarına gözümüzü dikelim.
Son iki sezonun ilk yarı puanlarını karşılaştırdığımızda, ligden ayrılanlar ile yeni katılanların dışında duran 15 takımın performansları ne olmuş? İlginç bulacağınızı düşündüğüm sonuçları hep birlikte gözden geçirelim. Ama önce kendimize soracağımız bir-iki sorunun, yanıtlarını düşünelim.
Mesela o sorulardan biri "puan performansı artan ilk üç takım hangileridir?" olsun... Bir diğeri de "en başarısız üç takımın isimlerini sıralayın."
Trabzonspor'u üç aşağı beş yukarı çoğunuz başarılılar hanesinin başına koyacaksınız. Peki ya Ankaragücü'nü? Ya da Manisaspor'u?
Sanırım aklınızın ucundan bile geçirmezsiniz değil mi? Lâkin geçen sezonun ilk yarısına oranla bu sezonun aynı döneminde 15 puanlık bir farklılığı yakalayan ve yüzde 55,5'lik performans artışıyla büyük bir başarıya imza atan Trabzonspor'u, hemen bir basamak gerisinden lig 13.'sü Ankaragücü izliyor. Onu da lig 12.'si Manisaspor. Çünkü Ankaragücü iki sezonun aynı dönemleri kıyaslandığında puan performansını yüzde 23,52 artırmış. Hikmet Karaman'ın sezonun 5. maçında başına geçtiği Manisaspor da yüzde 22,2.
Bursaspor bu sezon artı değer üreten 4 takımdan birisi. Puan performansı yüzde 5,7 gelişmiş durumda.
Tolunay Kafkas'ın başına geçişiyle yeni bir oluşuma yelken açan Gaziantepspor, bu kıyaslamada yeri değişmeyen tek takım.
Peki, ilk yarı karnesi zayıflarla dolu olanlar?
Antalyaspor ile Kayserispor'daki performans kayıpları aman aman değil. Fenerbahçe'de yüzde 10,9, İBB, Sivasspor ve Eskişehirspor geçen sezonun gerisinde kalan takımlar. Sezonun flaş transferlerine imza atan, ancak liderin 14 puan gerisinde kalan Schuster'in Beşiktaş'ı ne durumda? 15 takımlı değerlendirme listesinde yüzde 12,5'lik performans kaybıyla sondan dördüncü. Gençlerbirliği yüzde 34,6'lık kayıpla hayal kırıklığı yaratan bir takım. Ya Galatasaray? Onun durumu daha beter. Performans sıralamasında yüzde 36,11'lik gerilemeyle sondan ikinci.
Ve Kasımpaşa... Trabzonspor gibi bir rekortmen de o. Ancak liderin tam tersine en kötü performansın rekortmeni. Yüzde 60'lık gerilemeyle, listenin son sırasında durmakta Kasımpaşa.
Bu listeye baktığınızda, en çok dikkat çeken taraf maalesef başarılı takımların azlığı. Eğitim diliyle; iftihara geçen Trabzonspor, teşekkür getirenler Ankaragücü, Manisaspor, Bursaspor. Sınıfı geçen Gaziantepspor. Gerisinin durumu zayıf. Üstelik onca yatırıma karşın zayıf! Sizce de düşündürücü değil mi?
En iyiden daha fazlası
29 Aralık 2010 10:45