Gerek son 10 yılın maçları gerekse karşılaşma öncesindeki hava, Sarı Kırmızılı takımın bu maçı kazanarak döneceği yolundaydı. Hem de pek zorlanmadan bu iş olacaktı... Asıl hedefi kupa olan ev sahibinin bu maça ölümüne asılmasını bekleyen yoktu.
Saha dışındaki öteki güzellikler de görülmeye değer nitelikteydi. Özellikle kısa sürede herkesin sevgilisi haline gelen Keko'nun varlığı, maça çok değişik bir boyut katmıştı. Duygusallık doruktaydı. Tribünler bayram yeri gibiydi. İklim ve zemin koşulları da futbol için çok uygundu.
Karşılaşmanın ilk 10 dakikalık bölümü Galatasaray'la ilgili olumlu düşünceleri doğrular gibiydi. Cim Bom hızlı başlamış ve önemli pozisyonlar bulmuştu. Her şey beklendiği şekilde olacak gibiydi.
Ama hiç de öyle olmadı.
Trabzonspor önce iyi mücadele ederek, ardından da Alanzinho ile topa sahip olarak oyunu dengeledi. Yine de oyun dengeli gidiyor sayılırken Emre Güngör'ün olağanüstü hatası adeta takımı çökertti.
Galatasaray savunmasında Lucas Neill çok serinkanlı ve dengeli top kullanıyor. Ona ayak uyduramıyor diye Servet kenarda bekletilirken, Emre Güngör daha büyük bir faciaya yol açtı. Bu gol yenilgiye yol açıp belki de şampiyonluğa mal olabilecek kadar büyük önem taşır duruma geldi...
Şenol Güneş, Galatasaray'ı oynatmamanın yolunu Keita'yı kilitlemekte buldu ve bunu uyguladı. Arda'nın yokluğu elbette ki çok ciddi bir sorundu. Onun yerine önemli işler yapması beklenen Elano, Sarı Kırmızılı forma altında en kötü maçlarından birini oynadı.
Barış ve Mustafa Sarp'ın ölesiye çabalarının hiçbir futbol değeri kazanmayışı hazindi. Giovani ve Jo'nun oyunun büyük bölümünde pek ortalıkta görünmeyişleri, önemli pozisyonlarda da bitirici hareketleri yapamayışları Galatasaray'ı bitirdi!
Rijkaard'ın sezon başından bu yana bir türlü anlaşılamayan sistemi bu maçta tam olarak iflas etti. Özellikle ikinci yarıda dakikalarca Cim Bom ne oynadığını bilmeden anlamsızca koşuşturup durdu.
Baros'un oyuna alınmasına Şenol Güneş, Engin Baytar'la karşılık verince Sarı Kırmızılı takımın gol atabileceği değil tersinin olacağı bir sürece girildi. Lucas Neill'in de fazlaca öne çıkmasıyla oyun çılgınca bir hal aldı.
Caner'in attığı golde gerçekten elle müdahale var mıydı, pek görünecek kadar açık değildi. En azından Eskişehirspor'un attığı goldeki kadar belirgin sayılmazdı. Ancak bunun da fazla üzerinde durulacak bir yanı yok gibiydi. Çünkü Bordo Mavili takım bu galibiyeti hiç tartışılmaz biçimde hak etti. Hele son 10 dakikada yakaladığı mutlak pozisyonların yarısını değerlendirebilse Sarı Kırmızılı takım Trabzon'dan hezimetle dönebilirdi...
5 yenilgi şampiyonluk için sınır sayılır. Peki, Galatasaray'ın bundan sonraki 8 maçını kazanıp da bunu başarabileceğine kim inanır?
Her maç Ali Sami Yen'de ve Kasımpaşa ve Ankaragücü gibi rakiplerle olsaydı Cim Bom uzak ara şampiyonluğa ulaşabilirdi. Peki şimdi? Belki de Polat'ı başkanlıktan edebilecek kadar berbat bir ortam doğdu...
Emre kendini Neill sanınca...
22 Mart 2010 11:24