İspanya Ligi'nin 32. haftasında Real Madrid ile Barcelona 1-1 berabere kaldı. Barça, şampiyonluk yarışında 8 puanlık farkı koruyarak büyük avantaj elde etti. El Clasico'nun en dikkat çekici yanı, Mourinho'nun dersini iyi çalışmış olmasıydı. Bunu Türkiye'de yapsaydı korkaklıkla suçlanırdı.
El Clasico'nun 90 dakikasıyla ilgili olarak anında yazmak mümkün olamadı çünkü hem karşılaşma çok geç saatteydi hem de basın tribününde görev yapma olanağı bulamayıp normal tribünde izlemek zorunda kalmanın sıkıntısını yaşadık. Ayrıca, 90 bin kişinin belli bir bölümünün sürekli telefonla konuşmasının çıkardığı engel yüzünden bu yolla yapılacak iletişim de mümkün olamadı.
El Clasico'nun en dikkat çekici yanı Mourinho'nun dersini çok iyi çalışmış olmasıydı. Fakat bunu bizim memlekette yapsaydı korkaklıkla suçlanırdı. Pepe'yi ortaalana çıkarıp maçın kilit taktik adamı yapmak en hayali geniş futbol yorumcusunun bile önerebileceği bir durum değildi. Maçın belki de beklenenden tek farklı yönü buydu. Futbolu bir korku-cesaret sarkacı sananların inanmamızı istedikleri anlamsız varsayımları bir yana bırakırsanız Mourinho Barca'yı durdurabilecek formülü bulmuş gibiydi. Ancak Pepe'nin bu beklenmedik görevinde maçın en iyilerinden biri olacak düzeydeki başarısı bile Barca'yı durdurmaya yetmedi. Pepe'nin yararlanamadığı gol fırsatı da maçın kader anlarından biriydi.
Di Maria'nın sol kanatta savunmaya dönük görevinin daha ağırlıklı oluşu Mourinho'nun taktiğinin öteki önemli ayağıydı. Burada da onun istediği oldu. Dani Alves bu sezon belki de ilk kez bir maçta çok az ileri çıkabildi. Ancak Barcelona'nın karakteristiği olan pas oyununu önlemenin bir yolu yoktu. 48 pas sonrasında ürettikleri pozisyon maçın en etkileyici bölümüydü.
Kısacası Mourinho bu rakibi 'dövmeden yenmenin mümkün olamayacağını' görmüştü. Ancak bu taktik uğruna Mesut'u kulübede tutmak hem bizim canımızı sıktı hem de Real'in gole gitmesini zorlaştırdı. Nitekim Mesut oyuna girdiği dakikadan itibaren tribünleri heyecanlandıran adamdı. Takımının 10 kişiyle beraberliği sağlamasında önemli katkısı oldu.
Biliyorum, birkaç bin meraklısı dışında bu karşılaşmanın tekniğini taktiğini filan merak eden olmaz. Bunun dışındaki notlarımızı aktaralım: Azımsanamayacak sayıda Türk futbolseverle karşılaşmak elbette ki ilginçti. G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor formalarıyla maça gelenler de az değildi. Mesut'un bu takımda oluşu haliyle Türklerin Real Madrid sempatisini artıran bir etken.
Ayrıca önceki gün Rıdvan Dilmen, Bağır Erten ve Banu Yelkovan arkadaşlarımla birlikte minik bir toplantıya katılma olanağı oldu. Orada da Dilmen anlattıklarıyla milleti kırıp geçirdi. Bunun dışında Mourinho'nun Terim'e gösterdiği sevgi ve saygıyla ilgili anekdot da hoştu. Karşılaşmayı izlemek üzere dünyanın dörtbir yanından insanın gelmiş olmasının da şaşılacak bir yanı yok. Özellikle Japonlar, deprem ve tsunami faciasına karşın bu tür etkinliklerden geri durmuyorlar. Ancak Bağış Erten kardeşimizin aktardığına göre yabancı turist çekme açısından Barcelona daha öndeymiş. Bu nedenle onların maçlarına artık "El Turistico" deniliyormuş...Bu kadar insanın stada giriş-çıkışının, içerde az sayıda da olsa Barca taraftarının sıkıntı yaşamadığının da çok üzerinde durmağa değmez. Bu, onlar için normal, bizim için de ulaşılması imkansız gibi görünen bir uygarlık düzeyini gösteriyor. Bundan sık sık sözetmemden de pek hoşlanmayanların sayısı hiç az değil. Adamı Batı hayranlığıyla filan suçlayanlar bile olabiliyor. Normal. Çünkü bizim sorunlarımıza bulabildiğimiz çözümler genellikle böyle oluyor.
El Clasico ve sonrası
18 Nisan 2011 11:51