Tanıl Bora Dünya Kupası’na futbolun Ramazan ayı diyor biliyorsunuz. Vallahi deformasyonu da benziyor. Ramazan bir nefis terbiyesinden çok bir tüketim gösterisine dönüşmekte. Oruçtan çok iftar öne çıkmakta.
Dünya Kupası da bir ay boyunca bu futbol aracılığıyla duygu dünyanızı genişleteceğiniz bir ayin olmaktan çıktı. Günde üç maçın canlı yayınlandığı küresel bir televizyon ekranına ve 1.5 milyar dolarlık bahsin oynandığı bir rulet masasına dönüştü. Bir ayda 64 maç. Ramazan’daki lüks otellerin iftar mönüleri gibi yani... Yiyor, yiyor, yerinizden kalkamıyorsunuz. İşin kötüsü bütün mönüler aynı ve siz ne yediğinizi hatırlamıyorsunuz.
Eskiden merakla bekleyeceğiniz, rüyalara dalacağınız bir şeydi Dünya Kupası... Uzay yolculuğu gibiydi. Takım ve futbolcu keşfeder, dört yıl onların hayaliyle yaşardınız.
Şimdi öyle mi? Yıl boyunca liglerde izlediğimiz futbolcular farklı formalarla çıkıyor karşımıza... İspanya ve Arjantin La Liga karması gibi. Her takımda Premier Lig’den 4-5 futbolcu var. Zavallı İngiltere Milli Takımı, Premier Lig’de oynasa küme düşer...
Kâşifliğe gelince... Bıraktım futbolcu keşfetmeyi, “Lig takımlarında çoktan gözümüze takılmış gençler oynasa da izlesek” deyip duruyoruz. Bizim yorumcuların lütfedip “İyi futbolcuymuş, beğendim” dediği adamlar 17, 19, bilemediniz 20 yaşaltı turnuvalarında çoktan kapışıldı bile. Örneğin Manchester United, Şilili Sanchez’le çoktan söz kesti.
Dünya Kupası, günümüzün en küresel KİT’i FIFA’nın federasyonlar üzerindeki otoritesinden yararlanıp liglerden birkaç post çıkarma operasyonu artık. TV haklarının sağındaki sıfırlar giderek arttı, bunlara bir de bahis sektörü eklendi ya, küresel dolaşımdaki sermayenin her yerde yaptığını yapıyor FIFA: Kâr maksimizasyonu. Yani kârları en yukarıya çekmek... Bunun için 32 takım kupaya dolduruluyor. Bunun için günde 3 maç yayınlanıyor. Bunun için tribünler TV sponsorlarının işgali altında.
Aslında “Tribün futbolseveri” gider günde en fazla bir maç izler, gerisinin en fazla özetlerine bakar... “Televizyon futbolseveri” ise aç gözlülükle her maçı izliyor ama maçtan çok istatistikler ve sonuçlar üzerinde duruyor. Hele bir de bahis oynamışsa... Bizim yorumcuların, futbol oyununu, “o iyi, bu kötü”ye, “O kazanır bu kaybeder, o kazanırsa şöyle olur bu kaybederse böyle olur”a indirgemiş olmalarına şaşmamalı.
Bir de futbolu bırakıp, topla uğraşmalarına... Ürün çeşitlendirerek kârını maksimize etmeyi amaçlayan sermaye önümüze bir “jabulani” atmış, oyunu bırakmış bunu çiğniyormuş. Kimse de çıkıp “Yahu kardeşim her kupada başka bir topa ne gerek var, o siyah-beyaz damalı topların, ya da en fazlası topun gidiş yönünü gösteren Mitre toplarının suyu mu çıktı?” demiyor. “Top futbolun tanrısıdır, ona isimler vererek uhreviyetini yok etmeyin” demiyor.
BENİM DÜNYA KUPAM
İşi ‘jabulaniştirmeden’ sadede geleyim. Sermaye küreselleşirken işgücü de küreselleşmeye başladı. Önümüzdeki yıllarda insanlığın başına dert olacak din ve ırk temelli milli devletler çatırdamaya başladı. Özgürlük sorunsalı milli devletlerin tarihin çöplüğüne yollanma sorunsalı olacak eninde sonunda.
Bakın, “En güvensiz ülke” diye takıp durduğunuz Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 11 resmi dil konuşuluyor. Paralarının üzerinde sevimli hayvan resimleri var. Stat görevlileri dahil her kesim protesto hakkını kullanıyor. Nüfusun ezici bir çoğunluğunun 1994’e kadar insan sayılmadığı bu ülkede işsizliği ve yoksulluğu ortadan kaldırmak o kadar kolay değil. Buna takılıp Güney Afrika’da kültürel farklılıkların bir sorun değil, bir zenginlik olarak algılandığını göz ardı etmemeliyiz.
Aynen günümüz futbol takımları gibi... Milliyet açısından saf takımlar bulmak mümkün mü? Farklılıklardan bir uyum yaratmak önemli artık. Bakın Almanya’ya... Yedi kez final oynadığı bu kupada kazanamadığı sempatiyi farklı etnik kökenlerden gelen futbolcularıyla kazandı.
İlla bir Dünya Kupası olacaksa, milliyetlere dayanmamalı, lig karmalarından ya da bölgesel takımlardan oluşmalı. Böyle bir kupa benim dünya kupam, daha doğrusu benim özlediğim dünyanın kupası olur.
Daha önce yazdığım bu öneri hayal mi? Tamam, o zaman buyurun realist önerilere:
1. TAKIM SAYISI 16'YA İNSİN
Tatlı kârlarını değil de gerçek futbolseveri düşünüyorsa finallere katılan takım sayısını 16’ya indirmeli FIFA... Böylece mide fesadına uğramaktan kurtuluruz. “Efendim, böyle daha demokratik, zayıf ülkeler de katılabiliyor” mu dediniz? Madem öyle neden hep büyükler kazanıyor? Kuzey Kore gibi takımları sırf espri konusu olsun diye kupaya almıyor musunuz? 16 takımın da bir kısmını ‘güçlüler’e, bir kısmını ‘gelişmekte olanlar’a, bir kısmını da ‘zayıflar’a ayırırsınız, olur biter.
Demokrasiye pek mi düşkünsünüz? Bir de tersine ‘Kaybedenler kupası’ yaparsınız. Gruplarda üçüncü ve dördüncü olan takımlar aralarında oynayarak bir ‘Kaybedenler şampiyonu’ çıkarır. O takımla da kazananların şampiyonu final oynar.
2. İKİCİLERLE ÜÇÜNCÜLER OYNASIN
Bu yazıyı yazdığımda daha başlamamıştı ama gruplardaki üçüncü maçlar tam bir ‘Şikeye davet’ maçları oluyor. Takımlar futbol oynamaya değil, gruptan çıkmaya bakıyor. Üst turda kiminle karşılaşacağını hesaplayarak ikincilik ya da birinciliği ayarlamaya çalışıyor. Garantileyenler maça asılmıyor, yedek kadroyla çıkıyor. Bahis yorumcuları da zaten “Kim nasıl oynar?”dan çok “Kim nasıl yatar?”ın üzerinde yoğunlaşıyorlar bu maçlarda.
Çözüm basit: Yiğiter Uluğ 2002’de yazmıştı, ben de her kupada tekrarladım. Gruplarda ikinci ve üçüncü olan takımlar çapraz baraj maçı yapsın, bu maçları kazananlar üst tura çıksın. Maç sayısı artar mı? Sadece 8 maç artar. 16 takım katılırsa zaten sorun olmaz. Böylece şike önlenir. 3 puanla ikinci olanın üst tura çıkma, 6 puanla üçüncülükte kalanın kupaya veda etme olasılığı ortadan kalkar. Güçlü gruba düşüp de üçüncü olan takımlara bir şans daha tanınmış olur. Birinci olana da bir maç daha az oynama ödülü verilir.
3. GENEL AVERAJA BAKILMASIN
Gruplardaki sıralamada puan eşitliği durumunda genel averaja bakılıyor. Zaten üç maç oynuyorsunuz. Puan eşitliğinde öncelikle takımların aralarında oynadığı maçların skorlarına bakılsın. İsviçre’yi yenen Şili’nin genel averaj yüzünden üst tura çıkamama olasılığı var örneğin. Adalet mi bu?
4. PENALTILAR UZATMALARDAN ÖNCE ATILSIN
Elemeli turlara geçince penaltı atışları da başımıza bela olacak. Bana kalırsa beraberlik durumunda en azında yarı final ve final maçları bir gün sonra tekrar edilmeli. Neden olmasın? Ama Kupa televizyon şovu oldu ya, yayın programı altüst olur diye hiç düşünülmüyor bile.
Bir ay sonunda skandal bir finalle, orgazm olmadan ayrılıyorsunuz Kupa’dan.
İllâ penaltılara gidilecekse bu atışlar berabere biten 90 dakikadan sonra yapılsın. Kazanan avantaj elde etsin, uzatmalar da berabere biterse tur atlamış sayılsın. Penaltıları kaybedene uzatmalarda durumu lehine çevirme imkanı verilsin.
5. YANLIŞ DİSİPLİN KARTLARI İPTAL EDİLSİN
Belli; olay çıkmasın diye hakemler düşene kalkana kart çıkartıyor bu kupada. Ama Keita’nın Kaka’ yı attırdığı sahtekarlıklar da var. Herhalde orayı bizim Süper Lig zannetti hazret. Her sâhtekarlığın altında aptallık yatar aslında. Fildişi’nin tek umudu sonraki maçta Brezilya’nın Portekiz’i yenmesiydi. Şimdi bu maçta Brezilya’nın en iyi oyuncusu yok.
Neyse, FIFA hakem komitesi toplanıp maçın hakeminin de onayını alarak böyle verilmiş disiplin kartlarını iptal etsin, verdireni cezalandırsın.
‘VUPFETELA’YA BAK
Keita olayı Fildişi Sahili’ni gözümden ve gönlümden düşürdü. Artık her şey, turnuva başından beri gönlümün öteki yarısında yer etmiş olan Şili için... Haftaya ‘Şibobo’dan ‘Vupfetela’ya yeşil çimlerin üzerinde olup bitenler... Şibobo, vupfetela ne mi?... Vuvuzela’yı, jabulani’yi biliyorsunuz da bunları neden bilmiyorsunuz?