Futbola neresinden bakarsanız bakın "gücün hukuku" hükmediyor.
Üç büyükler kuralları koyuyor. Kuralı koyan altını alıyor, altını olan kuralı koyuyor. Kenarında kalan için kısır, göbeğinde duran için kısır olmayan döngü kırılamıyor.
Sivas deniyor, olmuyor mesela...
Tribün liderleri ya da tribün liderliğini yapan grup kuralları koyuyor. Kuralı koyan şiddet yaratıyor, şiddeti yaratanı kural durduramıyor.
Kenarında kalan da taraftar, göbeğinde duran da..
Kenarda kalan deniyor "durun" demeyi, yiyor dayağı mesela..
Medya büyüklerinin kuralları ile gündem yapılıp yazılıyor. Kuralın dışında kalan doğrular kovalanır oluyor.
Haberi üretmeyi deneyen muhabiri, haberi yönetmeye kalkan birileri yok ediyor mesela..
Uzar gider..
Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair 5149 sayılı yasada yapılacak revizyon TBMM'den geçtiği takdirde tribünlerde kuralları koyarak, ahlak ve medeniyet yasalarını hiçe sayanların alacağı cezaları okumuşsunuzdur.
Yok olmakta olan tribün ve salon kültürünün yeniden tesis edilmesi için heyecan verici adımlar bunlar...
Sadece tribün değil, yönetici, medya ve şike ayaklarını terbiye etmeye yönelik büyük bir adım atılmaya hazırlanıyor.
İlk uygulama alanı olarak Beşiktaş-Fenerbahçe maçı seçilmişti...
Maç içinde sahaya madde atanlar, küfür edenler, düzeni bozanlar yaka paça atıldılar dışarıya...
Emniyet'in kameramanlarını yayıncının kamerasında gördük seyirciye odaklanırken, Emniyet'in memurları boğuşuyordu direnenleri dışarı atmaya çalışırken...
Belki de son kez "hukukun" koyduğu kuralların terbiye etmesi gereken adamları emniyet adam etmeye çalıştı.
Ortaya çıkan görüntülerin spor sahasında "şık" durduğu söylenemez.
Bir kez daha "sarı yelekli" polislerin "formalı" taraftarla boğuşmak zorunda kalması futbol ürününe olan sevgi ve ihtirası yüceltmeyecektir.
France Football dergisinin 1999 yılında yaptığı 5 ligi kapsayan bir araştırmada tribün terörü ile ilgili İspanya ve İngiltere'nin yaptığı uygulamalar dikkat çekiciydi.
Dergi, stadyumlardaki kameraların tespit ettiği holiganların, emniyet güçleri tarafından saha dışında tevkif edildiği örnekleri "tercih" edilen yöntem olarak görüyordu.
İngiltere'de Almanya'da güç kullanılıyordu ama 'sarı yelekli' güvenlik gücü'nün...
-Sizi almak zorundayız, cümlesine pek itiraz gelmiyordu..
Vatandaş karşısında hukukun elini güçlendirdiği bir adamla karşılaşıyordu...
İtalyan holigan söz dinlemiyordu o araştırmanın satır aralarındaki imalara göre...
Ama o araştırma Avrupa'nın stat, taraftar, tesis, hakem hataları, medya etkisi vs gibi kıstaslarla yapılan değerlendirmesinde SERİ A'ya en yüksek puanı vermişti.
Bugün 11 yıl önce bir medya kuruluşunun yaptığı araştırma ve sonuçlarının ne önemi var diye sorabilirsiniz...
Cevabı çok basit, deniliyor ki, Türkiye'de yasalaşması beklenen kararlar 5 büyük Avrupa liginde uygulanan yöntemler yerinde izlenerek, incelenerek konuldu.
Ne güzel...
Hepimiz cezaların caydırıcı olması için duacıyız...
Evet sadece bunu yapabiliriz...
11 yıl önceki o araştırmanın ardından uzun zaman geçti. Aynı testi kendimize yapıp, tesis, stat, taraftar, hakem hataları, medya gücü vs. kıstaslarıyla baktığımızda bugün nerede olduğumuzu tespite gerek var.
Zira bugün 11 yıl öncesinin SERİ A'sı yerlerde sürünürken, o araştırmanın arkadan geleni İspanya LA LİGA zirvede görünüyor.
Cumartesi akşamı uygulanan "dehşet" yaratanları "dengeleme" yöntemi futbolseverin içine sinmedi.
Bahsedilen ceza şekli bu olmamalıydı. Yöntem oyuna yakışır olmalıydı. Ürüne ve işi aslında bu olmayan emniyet görevlisine hasar vermemek adına "hukukun gücü" ile iş yapmak ideal olanıdır.
İngiltere'de "dev atının" üzerinde taraftar arasında dolaşan tek bir polis memuru, hukuk benim, devlet benim, ancak düzeni bozanı ezerim mesajıyla dolaşıyor.
Bizim polise, hem de az sayıda polise aynı kolaylığı, aynı gücü sağlayacak hukuktur.
Avrupalı polisi metroda, kulüp ürünleri satan mağazanın kapısında, stat içinde, dışında nerede görürse görsün, aslında üzerinde devletin gözleri olduğunu nasıl hissediyorsa, bizde de öyle hissetsin...
Statlar yaka paça indirilen adamlar arenası olmasın...
Ha, hukukun gücü vasıtasıyla taraftar ile terör yapan taraftarı ayıklayıp denge kurulması mümkün ama yöntem yanlışlığıyla statları yapayalnız bırakmak da pek mümkün!
Bu arada tribün dışındaki cezaların neye ve kime göre verileceği ve nasıl uygulanıp ne kadar caydırıcı olacağı konusuna lütfen daha çok çalışın...
Aslında o tarafta bozulan dengenin faturasını tribünler ödemesin...
Mavi gömlek
Sporda şiddeti yok etmek için yapılan çalışmalar nasıl sonuç verir, kestirmek güç.
Kanun mu? Eğitim mi? İnsana saygı mı?
Bilemiyorum...
Yaşanmış bir hikâye ile kararı size bırakıyorum.
Türkiye Formula 1'e 4 sezondur ev sahipliği yapıyor. Muhteşem tesise yine eşsiz bir 3 şerit bölünmüş yolda, şahane bir asfalt üzerinden gidiyorsunuz...
Yarış hafta sonları yolun bir kısmı yarış takımları, pilotlar ve gazetecilerin piste çabuk gitmesi ve trafikten etkilenmemesi için ayrılır.
Yarış saati yaklaştıkça diğer bölümde sıkışmalar başlar...
Bizim "şık" arabalara binen "çalımlı" ve "varlıklı" sporseverimiz!
Tercihli yola girip bir an evvel piste kapağı atmak niyetindedir...
Önce "sarı gömlekli" bir görevli karşılar durun! der, basar geçer bizimkisi; sonra ikinci kontrol noktası, sizin bu yolu kullanmanız yasak! der "sarı gömlekli" görevli yine iplemez, sürer arabayı üzerine görevlinin... Üçüncü noktada FİA görevlisi "mavi gömlekli" bir başka adam vardır.
Yabancı!
Kaşlarını çatar, çek arabanı geçemezsin buradan!..
Bizimkisi yumuşar, paşa paşa geçer kendi tarafına...
Hatta tebessüm eder, sorry!!
4 yıldır bu böyledir... Türk güvenlik görevlisini takmaz, FİA'nın adamına paşa paşa boyun eğer bizimkisi!?!!..
Hepinize mutlu bayramlar.