Bu köşede olaylı Kadıköy oyunundan sonra tarih sayfalarını karıştırıp, Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki 100 yılı aşkın rekabetin "hırgür içeren" kilometre taşlarını yazmıştık.
Birbirlerini alt etmek için yarışırken zuhur eden çirkinliklerin 1930'larda bile ülke gündemini (hadi İstanbul gündemi diyelim) nasıl işgal ettiğini karalayıp, rekabetin iki takım oyuncularının kavgasıyla kirlendiği örnekleri sıralamıştık.
Ortaya yüzyıldır iki kulübün dinamiklerini kontrol eden mekanizmanın ortamı sakinleştirmek için uyguladıkları "dehşet dengesi" politikası çıkmıştı.
Kim birinin aleyhine üstünlük sağlasa, toplumun nabzını normale döndürmek için birileri çıkıp huzur adına dengeyi sağlıyordu. Denge genellikle bir 'resmî otorite'nin üzerinden tahsis edilirken, son dönemlerde bu yöntem yerini "kendi göbeğini kendin kes"e bırakmıştı.
Kadıköy'deki hadisenin yıllar sonra iki takım oyuncularının kavgasıyla başlayan ilk oyun olduğundan ve ikinci karşılaşmaya seyircilerin de müdahale riskinden bahsetmiştik.
Çok beklemeden denge!! Parkeler üzerinde tesis edilmeye çalışıldı. Seyirci indi oyuncuya çaktı yumruğu..
Şimdi "dehşet dengesi"nin sağlandığına herkesin inanması gerekiyor ya! İş öyle değil, çünkü dengeyi sağlayacak alan futbol sahası..
Böyle bir tehlikenin muhtemel olduğunu yazmak bile ürpertici olduğu için pas geçip, ülkede iki takımın yarattığı bu huzursuzluğun yeniden "otorite" tarafından dizginleneceği haberlerine girmek istiyorum.
Birçok kanaat önderi yeni emniyet müdürünün bu problemi ortadan kaldıracağı inancında..
Her takım için atanacak sorumlu yüksek rütbeli polisin "anarşi yaratan" kanımca güdümlü ve az sayıda adamı ayıklaması çocuk oyuncağı olacaktır. Başarıya ulaşmak için, tespit ve ilan yetmeyecek, bir kez daha hukukun caydırıcılığına ihtiyaç duyulacaktır.
Bu nedenle yeni bir yasanın zamanı gelmiştir. Yapanın karakoldaki ifade törenini bir derbi anısı gibi anlatarak bir sonraki maçın birahane malzemesi yapmasının önüne geçmek için dehşet dengesini tesis edecek kanun hamlesinin bir kez daha gözden geçirilmesinde fayda var..
Bu dengeyi kulüpler, futbol otoritesi, devletin yaptırım gücü sağlamaya çalıştıkça anarşi doğdu. Hukuka acil çağrı yapın, yoksa spor da kalmayacak..
Tokatspor Fener'i konuşuyor
Tokat halkı Ziraat Türkiye Kupası'nın gruplarına bir kez daha kaldıkları için keyifli günler geçiriyor. Geçen yıl Fenerbahçe'nin şehre gelmesi büyük sevinç yaratmıştı. Bu yıl yine aynı şey oldu ve Fenerbahçe ile aynı gruptalar. Bu kez Tokatlı'yı üzen maçın İstanbul'da oynanacak olması.. İstanbul'da hatırı sayılır bir nüfus'a sahip Tokat.. Geçen yıl eleme turunda İstanbul B.B. maçına 10 bini aşkın seyirci gelmiş Olimpiyat Stadı'nda karnaval yaşanmıştı. Daha Türkiye Kupası maçının oynanacağı güne çok var ama şimdiden telefonlar açılıp, ricalar arka arkaya sıralanıyor.
Kadıköy'deki maçta seyirci sınırlaması olacak mı? F.Bahçe kulübü veya Federasyon bize yardım eder mi? İzin verirlerse en az 10 bin seyirci ile maça geliriz.
Bu sütunlardan elçiye zeval olmaz diyerek, muhataplarına mesaj taşıyalım.
Tokat halkı sporu ve özellikle salon sporlarını çok sever, mesela voleybol inanılmaz ilgi görür. Şehrin takımı Plevne'nin birkaç sene önce oynadığı bir maç öncesi şehirde hayat durmuş, salonun önünde içeri girip takımlarını izlemek isteyenler saatler öncesinden kuyruk oluşturmuşlardı.
Seyirci centilmendir. Mesela o gün takımları güçlü rakipleri (Halkbank) karşısında 2-0 öne geçmesine karşın maçı 3-2 vermiş, salondan tek küfür duyulmamıştı.
Tokat'ta F.Bahçe'li çoktur, İstanbul yaşayanları Kadıköy adabını bilirler. İsteklerine cevap bulurlar ise, Türkiye Kupası'nın marka değerine olağanüstü katkı yapacak görüntüler ortaya çıkacağına eminim..
Anadolu'yu bu güzel oyun'un figüranı olmaktan kurtarmak İstanbul'un efendileri'nin görevidir.
Hatta parke üzerindeki bilek güreşinin ürküttüğü bu günlerde, küçük ve ısrarlı bir öneri daha..
Hadi Fenerbahçe'yi, Efes Pilsen'i Eurolig maçları için Kayseri'ye götürün..
Ne dersiniz?
Denemeye değmez mi?
Anadolu'yu biraz oyunun içine sokun, genetiğiyle sürekli oynanan sporumuzu normale döndürecek "panzehir" orada aslında..
Sizin gücünüz, anınız şanınız, onların hâlâ kirletemediğimiz saf sporseverliği..
Uluslararası bir başka oyuncu... ulusal bir yöntem!
Reha Muhtar'ın söylediğini yeni nesil dil bilen, hâlâ oyuncuyu kahraman gören muhabirler bilmiyor muydu? sanıyorsunuz.
Uluslararası oyuncu "gol çalışması yapmıyoruz" demiş, olay oldu.
Esas acı olanı uluslararası bir başka oyuncunun "golcümüz yok" sızlanmasıydı.
Genç ve kaliteli bir adam, genç ve kaliteli bir başka adamın dostça söylediklerini cebinde sakladı.
Koskoca bir eski yönetici hemen servis etti..
Mevzu bağlamında bakarsak,
İkisi arasında "çaba göstermemek" ile "malik olamak" gibi dev bir uçurum var..
Mevzuyu saklayan, saklamayan bağlamında bakarsak,
İkisi arasında "saygı göstermek" ile "sonuca katkı yapmak" gibi bir başka uçurum var..
Şimdi derbi öncesi oynanan; yemek yiyelim güzelleşelim, yemekten sonra futbolu güzelleştirelim, sen kazan ben kazan yürüyelim gidelim sahnesinin izleyicisi olarak sormak zamanı.
Beşiktaş gol çalışması yapıyor mu yapmıyor mu?
Yapmıyorsa, uluslararası futbolcu haklı demektir. Hoca bu işleri zaman kaybı olarak görüyordur.
Yok yapıyorlarsa, uluslararası oyuncu fena halde haklı olmaya devam ediyor, çünkü çalış çalış top dağlara taşlara..
Oyuncuları ancak medya yoluyla motive edilerek tur atlayan, unvan ve maç kazanan bir futbol ekolünden geliyoruz.
Bazen içimizdeki İrlandalı üzerinden, bazen içimizdeki yeni nesil İrlandalı biri üzerinden, bazen tüm İrlanda üzerinden motive olarak rakipleri indirmiyor muyuz?
Yeşil sahalar 'kıskananlar çatlasın'ı Türkiye sayesinde tanımadı mı?
Şimdiye kadar milli takımlar üzerinde hırs yaratmak amaçlı, bir veya birkaç iyi adam (kötü de olabilir) üzerinden yürütülen suni gerginlik dopingi ligselleşiyor mu acaba?
Milli takımda grup psikolojisini ayağa kaldırmak için kullanılan bu yöntem, bireysel psikolojik baskılanmayla sonuç verir mi?
Bir adamın illa gol atabilmesi, attırabilmesi, atmaya karar verdirilmesi için medya üzerinden mi motive edilmesi gerekir?