Sezon başında Aykut Kocaman ile Daum'un arasında stres yüklü bir gerginlik vardı. İkisi de rahat, huzurlu değildi. Daum, kartvizitinde sportif direktör yazmasına rağmen futbolculuk ve antrenörlük hayatında zirve yapan Aykut konusunda 'İşler kötü giderse benim yerime gelir' endişesi taşıyordu. Kocaman da alışmaya ve öğrenmeye çalıştığı yeni görevinde, yetkilerini kullanamamaktan, uzak duruşundan rahatsızdı.
Ama sonra Daum, deneme, yanılma metodu ile doğruyu öğrendi.
Fenerbahçe'den ayrılsa da, yerine gelecek kişinin Aykut Kocaman olmayacağını anladı.
Ve o günden sonra gerginliğin yerini 'dostluk, birlikte çalışma, hoşgörü' ile birlikte sıcak ilişkiler aldı.
Şimdi Fenerbahçe'de birbirini tanıyan, anlayan iki dost var...
Kayseri'den Sivas'a giderken, o görüntüyü görmesem ben de inanmazdım. İlk kez elimde fotoğraf makinesi olmadığına üzüldüm... Belki çekemezdim veya çektirmezlerdi ama gözümün önünde bütün dedikoduları çürütecek, belge niteliğinde tarihi bir an vardı.
Yolda mola verildi. Bir dinlenme tesisine girdik. Futbolcular otobüsten inip, midelerini bastırmak için marketten öte beri aldılar.
Çaylar sipariş verildi. Başkan, yöneticiler tesisin dışında açık havada taraftarlar ile sohbet ederken, birden garson elinde çay tepsisi ile yanlarına geldi.
Çayı çok seven Daum, sağına baktı, soluna baktı.. Aykut'u sordu.
Başını arkaya çevirdi. Aykut Kocaman otobüsten inmek üzereydi.
Çayı kaptığı gibi Aykut'un yanına gidip ikram etti.
Görenler şaşırdı, ben hayret ettim...
Sonra ikinci çaylar geldi. Daum yine aynı hareketi yaparak önce çay bardağını Aykut'a verdi.
Otobüse binerken taraftarlar birbirlerine soruyorlardı, 'Hani bunların arası açıktı...'
SIRTINDAN ÇIKARIP VERDİ
Emre'yi iyi tanımak lazım. Konuşmayı, gezmeyi pek sevmiyor ama mangal gibi yüreği, altın gibi de bir kalbi var.
Sivas deplasmanında da Emre'nin çok değişik bir yönüne tanıklık ettim. Maç sabahı çocuk esirgeme kurumuna gitti.
Kapıdan içeri girerken, yaşları 12-13 yaşında dünyalar güzeli üç kız karşıladı. Ellerinde çiçekler vardı. Hepsi de Emre hayranı. Resim çektirdi, sohbet etti. Torbalar içindeki hediyeleri verdi. Onlarla konuşurken, bir ara baktı, birisi üşüyor. Hemen üzerindeki Fenerbahçe montunu çıkardı, 'Giy bunu. Al senin olsun' dedi.
O an genç kızın yüzüne baktım. Sevinçten ağlamak üzereydi. Arkadaşlarına, hocasına, 'Emre ağabey bana verdi' diye bir anlatışı vardı gözlerim doldu.
Sonra otele geldik. O kızları bir de Başkan Aziz Yıldırım gördü. Maça gitmek için biletleri yokmuş... Utana, sıkına, yüzleri kızararak söylediler. Yıldırım'ın yöneticilerin otobüsüne aldığı an çocukların sevinç çığlıkları herkesi duygulandırdı.
ADAY ÇIKSA OLMAZDI
Fenerbahçe Başkanı'nın, Eskişehir maçından sonra 'Kulübümün haklarını koruyamıyorum, onun için Kulüpler Birliği Başkanlığı'nı bırakıyorum' söyleminden sonra yeniden seçilmesi bazı kişilerin tuhafına gitmiş...
Neden!
Aziz Yıldırım, bırakacağını açıkladıktan sonra bir kulüp başkanı çıkıp, 'Ben adayım' dese ve ona rağmen Fenerbahçe Başkanı adaylığını koysa o vakit anlarım da, hiç aday çıkmazsa... Daha da önemlisi bütün başkanlar günlerce 'kararından vazgeçmesi için yoğun çaba harcarsa' ne yapsın?
İşin aslı, Türkiye'de kulüp başkanları da, sporu sevenler de Yıldırım'ın yaptıklarını biliyor ve takdir ediyorlar. .Kimse kimseye başkanlık koltuğunu durup dururken vermez.
Gidin Anadolu'ya bakın, Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe sevgisini görün...
DÜRÜSTLÜK MÜ? HADİ CANIM SEN DE!
Televizyonum açık.
Elimde kitap, önünde meyve suyu..
Konya'dan aldığım, ney müziği de odamda mistik bir hava yaratmış...
Birden televizyondaki tanıdık ses kulağımı tırmalıyor...
Şöyle diyor;
Dürüstüm, çalışkanım..
Kafamı çeviriyorum, muhabir soruyor;
'Sezon sonunda filanca hoca gidecek. Yerine siz gelecekmişsiniz'
O an da aklıma 'dürüstüm, çalışkanım' diyen sesin benimle yaşadıkları geliyor.
Şaşırıyorum...
Gözlerimin önüne takım arkadaşlarını nasıl gambazladığı, formayı giymek için hocasının önünde nasıl taklalar attığı geliyor.
Ama insanlar bu yönünü bilmedikleri için ona 'büyüksün' diye çok bağırmışlardı.
Hatta, her şeyini borçlu olduğu kulübünü üç kuruş için mahkemeye vermeye kalktığı vakit bile ona inananlar haklı da bulmuşlardı.
Bunlar gözümün önünden geçti.
Ne mi yaptım!
Etrafıma baktım.
Maskeyle dolaşan, dostlarının sırtına basarak yükselmeye çalışan o kadar çok insan var ki!
Dürüstlük mü!
Hadi canım sen de.
Yapanın yanına kar kaldığı bu dünyada neden bahsediyoruz.
KAZIM GİTTİ, HAVA DEĞİŞTİ
Fenerbahçe'nin ligin ikinci yarısında futbol kalitesini yükseltmesinin, sahada oynayanların, oynamayanları aratmaması ve en önemlisi birbirlerine kenetlenmelerinin, takım olma arzularının perde arkasında iki neden var.
1. Kazım'ın gitmesi,
2. Yönetimin sert tavrı...
Sivas maçında dikkat ettim, Semih ikinci golü attı, bütün arkadaşları ile birlikte pası veren Deniz'e koştular. Selçuk'a da ilk golde pası verdiği için koşmuşlardı. Otobüste, otelde, uçakta baktım, herkes birbiri ile konuşuyor, şakalaşıyor. Cristian, alt yapıdan gelen Gökay ile kırk yıllık dost gibi sohbet ediyor. Santos, Uğur ile Semih, Gökhan Ünal ile kırk yıllık dost gibi samimiler...
Menajer Hasan Çetinkaya'ya sordum... 'Biz böyleyiz ama görmek istemiyorlar' dedi.
Daha da önemlisi kiminle sohbet etsem, Fenerbahçeli futbolcuların tamamının şampiyonluğa inanması...
DEMİRÖREN VE YILDIRIM
Beşiktaş örnek, çağdaş bir kongre yaptı... Yıldırım Demirören ve yönetimini tebrik eder, başarılar dilerim...
Ancak aklıma iki şey takıldı;
Biri, saygıdeğer eşinin kongre öncesi, 'Eşim kazanamazsa Beşiktaş kaybeder' sözü.
Benim bildiğim bu sözü, 13 yıl önce Fenerbahçe başkanı söylemişti.
Bir de Sayın Demirören iki dönem başkanlığında 32 yönetici ile çalışmış.
Fenerbahçe'ye baktım, Aziz Yıldırım'ın 13 yıllık döneminde değişen yönetici sayısı bir elin parmakları kadar az. Daha da önemlisi 13 yıldır şube kaptanları değişmedi.
Başarı, güçlü yönetim ve liderlerin dik duruşu ile olur. Dilerim Sayın Demirören kongre öncesi söylediklerini gerçekleştirir. Ve kazanan Türk futbolu ile Beşiktaş olur...
Daum'un beni şaşırttığı an
03 Şubat 2010 11:11