Aziz Yıldırım'la Arda Turan'ın bir 'Çorbacı açılışı'ndaki diyalogları, 'kaos teorisyenleri'ne yeni bir malzeme oldu.
Aziz Yıldırım bir ‘Çorbacı açılışı’nda karşılaştığı Arda’ya, “Ulan Arda, sen de mi buradasın?” demiş. Vay efendim, koskoca Galatasaray kaptanına nasıl ulan dermiş. Koskoca Galatasaray kaptanı bu lafın nasıl altında kalırmış.
Bunu diyenler Arda’nın ne demesini bekliyorlar acaba samimiyetle? “Evet, lan Aziz. Bak yine karşılaştık, dünya küçük” nasıl mesela? Galatasaray kaptanına daha mı yakışırdı?
Bazıları da Arda’nın “Futbolu bıraktık, açılışlara takılıyorum” cümlesine takılmış. Ama asıl Arda’ya değil, onu bu hale getirenlere kızmak gerekirmiş. Bir taşla hem Arda’ya hem de onu bu hale getirenlere çakma fırsatını yakalayınca kaçırmamışlar tabii.. Televizyon kanallarından ulusa seslenenler olmuş. Ama ulusun büyük çoğunluğu o sırada kim bilir hangi dizideki hangi sülalenin dertlerine gözyaşı dökerek kendi dertlerini unutmakla meşgul olduğundan bu hitabı kaçırmış ne yazık ki...
Bu kadar ciddi konuşmanın ve parmak sallamanın üzerine bunu açıklamak zorunda kalacağımı hiç düşünmezdim ama... Artık geldiğimiz bu noktada... Başka çare bırakmadınız bana... Arda... Siz pek anlamamış olsanız da... Ya da günahınızı almayayım, mutlaka anlamışsınızdır da, reyting değeri olmadığından anlamazlıktan gelmişsinizdir ama... Ne diyordum? Hah! Arda... Şaka yapmış arkadaşlar... Şaka!.. Yani kelime anlamıyla açıklayacak olursak; güldürmek, eğlendirmek amacıyla karşısındakini kırmadan bir söz söylemiş. Latife yapmış. Hepsi bu.
Bu haberde benim asıl takıldığım noktaysa açılışına hem Fenerbahçe’nin başkanı hem Galatasaray’ın kaptanı hem Emre Belözoğlu’nu getirebilmiş olan o çorbacı oldu. Kimdir, nedir, ciddi ciddi merak ettim. Araştırmacı bir gazeteci olarak, bir öğlen gizlice gidip çorbalarının tadına bakacağım. Dünyanın en güzel çorbalarını yapıyor olmalılar. Benim için bir restorana gitmenin bakaca hiçbir sebebi yoktur çünkü. Ama elimi çabuk tutmalıyım, çünkü bu ülkede bir yerin açılışı ne kadar görkemli olursa, ömrü o kadar kısa oluyor malum. İnşallah buranınki öyle olmaz çünkü insanları bu açılışa icabet ettiren muammayı çözmek boynumun borcu.
Mobilize olmak zorundayım, çünkü empati yaparak çözmeye çalıştımsa da başaramadım. Günün birinde e-posta kutumda beni bir çorbacı açılışına davet eden bir e-posta görsem, ne yapardım diye düşündüm önce. Herhalde birisi benimle dalga geçiyor zannederdim. E-posta silmem yaklaşık üç saniye sürerdi. SMS’le davet edilsem? “Kim veriyor yahu bu insanlara numaramı?” diye söylenirdim. Birisi telefon etse? Telefon şakası yapmak üzere Ayça Şen arıyor zannederdim. Peki kıramayacağım çok yakın bir arkadaşım çorbacı açacak olsa? Ki keşke açsa, oh ne güzel kış günü sıcak sıcak çorba içeriz, ama sanki o da çorbacısına açılış yapmazdı ki? Pratiğim olmadığı için bilemiyorum. Ne yapılır çorbacı açılışında? Elimizde çorba kâseleriyle, çorba tarifleri mi dinliyoruz aşçıdan ciddi bir suratla? Hani sanat galerilerinin açılışlarında yaptığımız gibi?
Empati yapamadığım bir mevzuyla karşı karşıyayım ve kararlıyım: Ben çorbacı açılışına gitmezdim. Ama bu benim gerçeğim. Arda gitmeseydi muhtemelen açılıştan birkaç gün sonra, “40 yıllık arkadaşının dükkânının açılışına bile gitmedi, şımardı bu Arda” yorumları okurduk. Maalesef bu da Arda’nın gerçeği.
'Çorbacı' muamması
22 Aralık 2010 11:22