İzmir futbolu neden bu halde?
Ligtv.com.tr Haber Müdürü Erdem Erol, İzmir'e gitti, bu güzel şehrimizin üç önemli kulübünün önde gelen isimleriyle görüştü. Amigolar, Başkanlar, teknik adamlar hem kulüplerinin son durumunu hem de İzmir futbolunun durumunu tartıştı.
İzmirliyim
-İzmir’de top oynadınız mı?
İzmir’de malesef futbol oynayamadık. Malesef diyorum onu da İzmirli olduğum için diyorum. Kısmet teknik direktörlükdeymiş. Onun için inşallah herşey iyi olur.
-Geçen sezon Bursaspor’da görev yapıyordunuz. Bu sene gelen teklifler arasından Karşıyaka’yı kabul ettiniz. Bunda İzmirli olmanızın bir etkisi var mıydı? Neden Karşıyaka?
Bir akşam eşimle birlikte yemekteydik, gece saat 23.30’du ve Rıdvan (Dilmen) aradı. Ya Süper Lig’de çalışmayı düşünüyordum ya da Eylül ayına kadar çalışmayacaktım. 3-4 senedir tatil yapmıyordum, yoğun bir koşuşturmacanın içerisindeydik. Burasaspor’dan ayrıldıktan sonra belli bir süre tatil yapmayı planlamıştım. Ta ki Rıdvan arayana kadar. Bir konuşmamız oldu, bana “2. Lig’de hedefe oynayacak bir takımda çalışır mısın?” dedi. Ben de hangi takım olduğunu sorunca, kendisinin Karşıyaka’ya Sportif Danışman olduğunu, eğer kabul edersem benimle birlikte çalışmayı düşündüğünü söyledi. O dönemlerde yaptığım araştırmalar sonucunda Karşıyaka futbol takımının çok ciddi sıkıntılar içerisinde olduğunu gördüm. Hem maddi açıdan hem eldeki mevcut futbolcu kadrosuyla ilgili çok ciddi sıkıntılar vardı. Bunları dile getirdikten sonra hem futbol kadrosu olarak hem de maddi olarak herhangi bir sıkıntı yaşamayacağımızı kendisi bana taahhüt edince İzmir’de buluştuk. Geçen seneden kalan futbolcu arkadaşlarımız kimle diye kadroyu elimize aldığım zaman bir baktım ki kimse yok.
-Hedefe oynayacak bir takım deniyordu.
Ama ortada kadro yok. Yani mevcut kalması gereken futbolcular da alacaklarından dolayı federasyonluk olmuş. Onun için ortada futbolcu kadrosu yoktu. Zaten geçen sene oynayanların içinden 9 tanesi de kiralıkmış. Yani geçen sene neredeyse tamamı kiralık oynayan futbolculardan oluşturulmuş bir Karşıyaka takımı vardı. Bununla ilgili görüşmelerimiz oldu. Play off doğrultusunda çok ciddi transferler yapmamız gerekiyordu. Bu arada transfer çalışmalarına başladık ancak malesef o dönemde hiçbir futbocu arkadaşımız Karşıyaka’ya gelmeyi düşünmüyordu. Çünkü sonuçta futbolcular hepsi birbiriyle arkadaş, yaşanan mali sıkıntılardan her futbocunun haberi oluyordu, bu yüzden de ilk 1-2 futbolcuyu alana kadar hayli sıkıntı çektik. Tabii ki burada Rıdvan’ın ve benim olmamız futbolculara bir güven aşıladı. 1-2 futbolcu aldıktan sonra insanlar Karşıyaka’da bir şeyler olacak diye düşünmeye başladılar ve arkasından transfer atağımız devam etti. Baktığımız zaman geçen sezondan ilk 11 içerisinde oynayan bir tek Sezer var. Onun dışındaki arkadaşlarımız yeni arkadaşlar ve yeni oluşturduğumuz bir takımız. Kamplarda zorluklar çekiyorduk. 4-5 gün aralıklarla aramıza futbolcular katılıyordu. Bu sıkıntı yaratıyordu. Çünkü Türk futbolcusu genelde tatil döneminde yan gelip yattığı için aramıza 4-5 günde bir yeni katılan arkadaşlarımıza ayrı bir program uygulamak zorunda kalıyorduk. Bizim için en önemli kamp Esentepe’de gerçekleşti. 4 gün içerisinde her şey şekillendi ve Kartepe’deki bir turnuvaya katıldık. O turnuva bizim takımımızın ne olduğunu ne olabiliceğini ortaya koyabilecekti. İlk maçımızı İstanbulspor ile oynadık 3-1 kazandık, 2. maçta Diyarbakırspor’u 3-1 yendik ve finale çıktık. Finalde Altay’a karşı iyi oynamamıza rağmen 1-0 mağlup olduk.
-Hazırlık döneminde endişeleriniz vardı. Bu endişeleriniz ne kadar ortadan kalktı?
Endişelerimiz ciddi anlamda vardı. Yeni oluşturulan bir takımın, ki hani toplama takım denirya, toplama takımlarda bir takım sıkıntılar oluyor. Ne kadar ciddi rakamlar harcasanız da bir türlü o uyumu sağlayamıyorsunuz. Takıma kattığımız bir kaç tecrübeli ve onun yanında da genç arkadaşlar oldu. Bizim takımımızın yaş ortalamasına baktığınız zaman birkaç arkadaşımızı ayrı tutarsak 22-23 civarında oluyor. Arada çok tecrübesi olan arkadaşlarımızın da çok önemli katkıları oldu. Endişelerimiz vardı ama ilk İstanbulspor maçından sonra bizden bir şeyler olacak izlenimi doğdu bizde.
-Siz yıllarca derbiler oynadınız. Teknik adam olarak ilk oynadığınız derbiyse ligde Altay maçı oldu. Ki İzmir’de takımlar arasında ciddi bir rekabet vardır. Karşıyaka’nın Altay’ı 12-13 senedir yenemediğini de düşünürsek, aldığınız Altay galibiyeti çok önemliydi.
Açıkçası çok derbi oynadım ama bu çok farklı bir şeydi. Futbolcu arkadaşlarımıza benim de bir çok derbi maçta oynadığımı söyledim. Aslında bu derbi maçlarında futbolcuları gerek bireysel gerek takım anlamında motive etmenize gerek yok. Futbolcu kendi kendini motive ediyor. Ancak bir baskı vardı. Bu baskı da yaklaşık 14 senedir Altay’ı lig maçlarında yenememiş olmamızdı. Bu ister istemez futbolcu üzerinde bir baskı oluşturuyor. Ancak biz daha iyi takım olduğumuzu biliyorduk. Bir hafta önce Orduspor karşısında izlediğimiz Altay’ı büyük ihtimalle yenebileceğimizi düşünüyordum. Altay’ın defansif olarak zaaflarından faydalanabileceğimizi düşünmüştüm. Çünkü o zaafları değerlendirebilecek çok önemli silahlarımız vardı. Ofansif anlamda çok etkili adamlara sahiptik. Bunları futbolcularımıza maç konuşmasıında söyledik. Ve tabii ki çıkıp sahaya keyif almalarını söyledik. Biz sahaya savaşmak için çıkmıyoruz, kazanmak için çıkıyoruz. Kazanmak için de futbolda yapılması gereken şeyler vardır. Bunlar doğrultusunda sahada mücadele ettikleri zaman hem oynamış oldukları futboldan keyif alacaklarını hem kazanacaklarını söyledik. İlk yarıda müthiş bir futbol vardı. Açıkcası teknik heyet olarak ilk yarıda oynanacak futbolun bu kadar iyi olacağını beklemiyorduk. İlk yarı 3-0 bitti ama bunun yanında bir penaltı kaçtı ve en az 3-4 tane daha net gol pozisyonu vardı. Maç başladığında 37 derece sıcak artı nem,bittiğindede 30 derece sıcaklık artı nem vardı. İkinci yarıda oyuncularımız biraz daha rolantiye aldı, herhalde beyinlerinde 3-0 yeterli diye düşündüler. Aslında zor bir fikstür çektik biz. İlk maç Giresunspor deplasmanı, arkasından Altay ile oynuyorsunuz. Çarşamba tekrar Altay ile bu sefer kupa maçı, Pazar günü Sakaryaspor maçı.
-Bir de galibiyet sonrası var tabii.
Maç bitti saat 9’du. Aradan 21 saat geçti antrenmana çıktık. Futbolcularımıza da sevinme süremizin bu kadar olduğunu söyledim. Bunun da 8 saati uyku, yani 13 saattir. Önce rakibine saygı duyacaksın. Önce rakibe saygı ondan sonra da kendine ve takım arkadaşlarına saygı duyacaksın. Bu çok önemli.
-Ama taraftar için sevinme süreleri daha uzun oluyor, onlar daha uzun, daha keyif alarak, daha dolu dolu yaşamayı yeğliyorşlar doğal olarak.
Aslında buraya gelmemdeki en büyük etkenlerden biri, taraftar profiliydi. Türkiye’de hep konuşulan Karşıyaka’nın çok coşkulyu bir taraftar kitlesine sahip olduğudur. Ancak burada bir hayal kırıklığı yaşadım. İlk maçımızda Giresun deplasmanında berabere kaldık ve buradaki ilk maçımızda malesef tribünde çok fazla taraftar yoktu.
Şimdi buraya geldiğimde bana 2 yıllık mukavele sunuldu ve bu 2 yılın sonunda Süper Lig’e çıkma hedefi konuldu. Yani bu sene için hedef şuydu; play off’a katılalım, e tabii ki play off’a katıldık buradan çıkabilecek şansı yakaladık, tabii ki elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz. Ancak en kötü ihtimalle dedik ki, eğer lige çıkamadığımız taktirde önümüzdeki sene için gereken takviyeler yapılır ve çıkarız düşüncesiyle yola çıktık. Onun için bu sene hedefimiz play off’tur. Play off’ta da eğer o şansı yakalarsak tabii ki gönlüm bu sene Süper Lig’e çıkmaktan yana.